XVI. SOSYOLOJİ ÖĞRENCİLERİ KONGRESİ
YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ
SOSYOLOJİ TOPLULUĞU
05–07 MAYIS 2010
Yüzüncü Yıl Üniversitesi
Fen-Edebiyat Fakültesi
Sosyoloji Bölümü / VAN
AÇILIŞ OTURUMU
05 MAYIS 2010 ÇARŞAMBA 11.00–12.30
KAPANIŞ OTURUMU
07 MAYIS 2010 CUMA 16.20–18.30
1. OTURUM: Aile ve Evlilik
Oturum Başkanı: Hasan Konuksever (Mersin Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi
|
13.30–13.50
|
Niye Evlendik, Niye Boşandık? / Duygu Güven (Ege Üniv.)
|
|
13.50–14.10
|
Bir Toplumsal Baskı Biçimi Olarak Evlilik / Ezgi Çelik (Maltepe Üniv.)
|
|
14.10–14.30
|
Evlilik mi, Evcilik mi? Erken Yaş Kadın Evlilikleri Üzerine Bir İnceleme: Van Örneği / Gülistan Kapar- Nevin Özer- Mehtap Karakoyun (YYU)
|
|
14.30–14.50
|
Bekâr Odaları / Mecit ALAL (Atatürk Üniv.)
|
|
14.50–15.05
|
Tartışma
|
|
15.05–15.20
|
Ara
|
2. OTURUM: Toplumsal Cinsiyet ve Ayrımcılık
Oturum Başkanı: Tuba Güngör (Süleyman Demirel Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi
|
15.20–15.40
|
Eşcinsellik: Dünyada ve Türkiye’de Eşcinsel Hareketler /
Azize Kara (Süleyman Demirel Üniv.)
|
|
15.40–16.00
|
Engellinin Toplumda Olmayan Yeri /
Beste Sevde– Öztürk- Fatma Sena Öztürk (Maltepe Üniv.)
|
|
16.00–16.20
|
Siyasete Cinsiyetçi Bakış Açısı / Damla Ateş (Trakya Üniv.)
|
|
16.20–16.40
|
Paleolitik Çağın Toplumsal Cinsiyetçiliğe Yansıması /
Zana Söğüt (ODTÜ)
|
|
16.40–16.55
|
Tartışma
|
|
16.55–17.10
|
Ara
|
|
17.30–18.30
|
İnteraktif Oturum: Kongre ve Öğrenci Sorunları
Oturum Başkanı: Bilgesu SÜMER (Boğaziçi Üniv.)
|
05 Mayıs 2010 / Çarşamba
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon- I- Alt Kat)
3. OTURUM: Küreselleşme
Oturum Başkanı: Rabia Tanrıverdi (Sakarya Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon- I- Alt Kat)
|
13.30–13.50
|
Küreselleşmenin Getirdiği Yeni Dünya Anlayışı /
Ayça Yenilmez (Trakya Üniv.)
|
|
13.50–14.10
|
Küreselleşme Tartışmaları Üzerine Bir İnceleme /
Özer Barış Tuncel (Trakya Üniv.)
|
|
14.10–14.30
|
Küreselleşme ve Risk Toplumunun Bir Ürünü: GDO /
Ayşegül Göğebakan (Süleyman Demirel Üniv.)
|
|
14.30–14.45
|
Tartışma
|
|
14.45–15.00
|
Ara
|
4. OTURURM: Değerler
Oturum Başkanı: Ayşegül Göğebakan (Süleyman Demirel Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon- I- Alt Kat)
|
15.00–15.20
|
Birlikte Yaşayabilme İradesi Ahmet Zorlu / Halime Yıldız (Muğla Üniv.)
|
|
15.20–15.40
|
Toplumsal Duyarsızlık Olgusunun Sonucu Olarak Tanımlanamayan Davranışlar ve Bilinçsiz Yapı / Ali Egi (Balıkesir Üniv.)
|
|
15.40–16.00
|
Modern Dünya Sisteminde Birey /
Ali Öztürk-Merve Gençoğlu (Sakarya Üniv.)
|
|
16.00–16.15
|
Tartışma
|
|
16.15–16.30
|
Ara
|
5. OTURUM: Gençlik
Oturum Başkanı: Olgu Ayhan (Bahçeşehir Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon- I- Alt Kat)
|
16.30–16.50
|
Üniversite Gençliğinin Türkiye’nin ve Dünyanın Geleceğine Bakışı Üzerine Bir Anket / Şakire Demir-Elif Aydin-Fatma Anit (Atatürk Üniv.)
|
|
16.50–17.10
|
Üniversiteli Gençlere Göre Yaşlılar: -Mersin Ünv. Örneği- /
Hasan Koyunsever (Mersin Üniv.)
|
|
17.10–17.25
|
Tartışma
|
05 Mayıs 2010 / Çarşamba
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon- II- Alt Kat)
6. OTURUM: Kent ve Kimlik-I
Oturum Başkanı: Reşat Nuri Yılgın ( Balıkesir Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon- II- Alt Kat)
|
13.30 – 13.50
|
Kentsel Dönüşüm Çalışmalarının Sonuçları /
Alper Deniz Budak (Trakya Üniv.)
|
|
13.50 – 14.10
|
Başıbüyük'te Kentsel Dönüşüm /
Betül Kızıltepe-Dilara Köselerden-Seda Hasboyacı (Bahçeşehir Üniv.)
|
|
14.10 – 14.30
|
Kentsel Dönüşüm mü? Kentsel Rant mı? /
Celal Altin (Süleyman Demirel Üniv.)
|
|
14.30 – 14.50
|
Tarlabaşı Kentsel Yenileme ve Dönüşüm Projesi / Eda Efendioğlu-Hediye Gülşah Küçük-Elif Banu Akman (Bahçeşehir Üniv.)
|
|
14.50 – 15.05
|
Tartışma
|
|
15.05 – 15.20
|
Ara
|
7. OTURUM: Kent ve Kimlik-II
Oturum Başkanı: Nermin Çaylak (Bahçeşehir Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon- II- Alt Kat)
|
15.20–15.40
|
Biz Kent İstemiyoruz, İnek Verin Yeter! / EkinÇakır (MimarSinanGSÜ)
|
|
15.40–16.00
|
Chicago Okulu ve Wirth’ün Kent Kuramı Üzerine /
Emre Akçagündüz (Trakya Üniv.)
|
|
16.00–16.20
|
Turistik İki Şehrin Sosyolojik Açıdan İncelenmesi: Çeşme ve Cannes Örneği / Seda Ayan (Muğla Üniv.)
|
|
16.20–16.40
|
Ötelenmiş Irk: Çingeneler / Ceylan İpekçi (18 Mart Üniv Üniv.)
|
|
16.40–16.55
|
Tartışma
|
|
16.55–17.10
|
Ara
|
8. OTURUM: Kent ve Kimlik-III
Oturum Başkanı: İnci Şar (Maltepe Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon- II- Alt Kat)
|
17.30–17.50
|
Kimlik Temsilinde Tarz, İmaj ve Simgeler / Emine Dalıcı (Selçuk Üniv.)
|
|
17.50–18.10
|
Zerdüştlük Yezidilik ve Kürtler / Kazım Bozan (YYÜ)
|
|
18.10–18.30
|
Etnik Kimlik ve Toplumsal Dışlanmışlık: Yuvalılar Çingeneleri ve Osmaniye Abdalları / Hacer Akülkü-Eda Yücel (Abant Izzet Baysal Üniv.)
|
|
18.30–18.50
|
Kültürel Kimlik Üzerine Bir Çalışma / Tuğçe Tuna (Akdeniz Üniv.)
|
|
18.50–19.10
|
Yezidiler ve Türkiye’de Yezidilik /
Buket Köylü-Eshat Ayilmaz (Muğla Ünv.)
|
05 Mayıs 2010 / Çarşamba
Yer: Prof. Dr. Nihat BAYŞU Konferans Salonu
9. OTURUM: Entelektüeller
Oturum Başkanı: Hilal Avcı (Ankara Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Nihat BAYŞU Konferans Salonu
|
13.30 – 13.50
|
Mevlana’nın Bati Dünyasındaki Etkileri ve Batıda Mevlana Algısı / Cemal Ekmen–Gülistan Dalgiç (Gaziantep Üniv.)
|
|
13.50 – 14.10
|
Entelektüel ve İktidar / Merve Boluk (Balıkkesir Üniv.)
|
|
14.10 – 14.30
|
Ehmedê Xani’nin, Kürtler Açısından Anlam ve Önemi /
Şevin Çiçek (Anadolu Üni.)
|
|
14.30 – 14.50
|
İslamcı Bir Sosyolog Olarak Ali Şeriati ve Marksizm Tartışmaları / Çağrı Bütün (Selçuklu Üniv.)
|
|
14.50 – 15.05
|
Tartışma
|
|
15.05 – 15.20
|
Ara
|
10. OTURUM: İdeoloji, Felsefe ve Kuram
Oturum Başkanı: Orkun Doğan (Boğaziçi Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Nihat BAYŞU Konferans Salonu
|
15.20–15.40
|
Türkiye’de, 1968–80 Dönemindeki Sol Örgütlenmelerin İzledikleri ‘Politikalar’ ve Bu Doğrultuda Alternatif Bir Ahlak ve Toplumsal Kimlik Olarak Yeniden Üretilen ‘Solcu’luk Üzerine / Ozan Ağbaş (ODTÜ)
|
|
15.40–16.00
|
Anarşizm, Toplumsal Adaletsizliğe Karşı Ahlaki Bir İsyandan Doğmuştur / Muzaffer Yıldırım (Mersin Üniv.)
|
|
16.00–16.20
|
Sosyolojinin ‘Ahlaki Suskunluğu’ / Sena İslam (İstanbul Bilgi Üniv.)
|
|
16.20–16.40
|
Eğitim ve İktidar İdeolojisinin Yeniden Üretilmesi / Yakup Ataş (YYU)
|
|
16.40–16.55
|
Tartışma
|
|
16.55–17.10
|
Ara
|
05 Mayıs 2010 / Çarşamba
Yer: Prof. Dr. Hakkı ATUN Konferans Salonu
11. OTURUM: Milliyetçilik ve Militarizm
Oturum Başkanı: Alev Güneş (Boğaziçi Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Hakkı ATUN Konferans Salonu
|
13.30 – 13.50
|
Rus Milliyetçiliği / Aysun Acar (Trakya Üniv.)
|
|
13.50 – 14.10
|
Militarism ve Türkiye’deki Militarist Yapı /
Burcu Sever-Hüseyin Balik (Selçuk Üniv.)
|
|
14.10 – 14.30
|
Mahalle Baskısının Yaşamsal Gerçekleri / Aytaç Aydın (Trakya Üniv.)
|
|
14.30 – 14.45
|
Tartışma
|
|
14.45 – 15.00
|
Ara
|
12. OTURUM: Namus
Oturum Başkanı: Sevda Öztürk (Maltepe Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Hakkı ATUN Konferans Salonu
|
15.00–15.20
|
Üniversite Öğrencilerinde Namus Algısı / Deniz Işıker (Bilgi Üniv.)
|
|
15.20–15.40
|
Sessizliğin Yarattığı Trajedi: Ensest / Erdal Tekin (Akdeniz Üniv.)
|
|
15.40–16.00
|
Toplumsal Bir Travma: Tecavüz /
İnci Çalışkan-Naciye Ertaş-Nuran Kızılkan (ODTÜ)
|
|
16.00–16.15
|
Tartışma
|
|
16.15–16.30
|
Ara
|
13. OTURUM: Modernlik ve Modernleşme
Oturum Başkanı: Ahmet Uslu (Mersin Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Hakkı ATUN Konferans Salonu
|
16.30–16.50
|
1700–1923 Yılına Kadar Modernizasyon Sürecimiz /
Derya Dağabakan-Osman Yılmaz (Balıkesir Üniv.)
|
|
16.50–17.10
|
Modernlik Bize Ne Anlatır? Biz Modernlikten Ne Anlarız” /
Özge Çelik (Sakarya Ünv.)
|
|
17.10–17.25
|
Tartışma
|
06 Mayıs 2010 / Perşembe
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi
14. OTURUM: Toplumsal Hareketler (Tekel İşçileri Eylemi)-I
Oturum Başkanı: Ulaş Dayı (Ankara Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi
|
09.30–09.50
|
Türkiye’de Özelleştirmenin Son Tarihsel Uğrağı: Tekel /
Gökhan Alpuğan (Hacettepe Üniv.)
|
|
09.50–10.10
|
Tekel Direnişinde Bir Engel: Sendikal Bürokrasi /
Onur Ali Taşkın (Ankara Üniv.)
|
|
10.10–10.30
|
Tekel Direnişine Önemli Bir Destek: Sakarya Esnafı /
Enes Dursun (Ankara Üniv.)
|
|
10.30–10.50
|
Tekel Direnişinde Kadın İşçiler / Özge Duman (Ankara Üniv.)
|
|
10.50–11.05
|
Tartışma
|
|
11.05–11.20
|
Ara
|
15. OTURUM: Toplumsal Hareketler (Tekel İşçileri Eylemi)-II
Oturum Başkanı: Ekrem Buğra BÜTE (İstanbul Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi
|
11.20–11.40
|
Tekel Direnişinde Bir Mücadele Alanı: Dil / Serhat Kürklü (Ankara Üniv.)
|
|
11.40–12.00
|
Kavga Bitmedi, Daha Yeni Başlıyor! / Ulaş Dayı (Ankara Üniv.)
|
|
12.00–12.20
|
Bergama Altın Madenleri Mücadelesi Üzerine ve Yazılı Basının Rolü / Berin Polat (Muğla Üniv.)
|
|
12.20–12.40
|
Tekel İşçisi Direniyor, Öğrenciler Öğreniyor! /
Esin Alp (Hacettepe Üniv.)
|
|
12.40–12.55
|
Tartışma
|
|
12.55–14.00
|
Yemek
|
16. OTURUM: Sosyal Politikalar ve Sağlık
Oturum Başkanı: Erdal Tekin (Akdeniz Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi
|
14.00–14.20
|
Türkiye’de Neoliberal Politikaların Üniversite Eğitimine Yansımaları / Erdem Dinler-Pelin Karahanci (Muğla Ünv.)
|
|
14.20–14.40
|
1960–1980 Döneminde Dünya Solundaki Değişim ve Türkiye’de Sosyal Politikalar / Ertan Cem Gül (Trakya Üniv.)
|
|
14.40–15.00
|
Diyabet İle Yaşamak: Diyabet Hastalarının Hastalık Anlatılarında Sağlık, Hastalık ve Tıp Sektörü / Tuğba Pehlivan-Nurten Sütcü (Koç Üniv.)
|
|
15.00–15.15
|
Tartışma
|
|
15.15–15.30
|
Ara
|
17. OTURUM: Popüler Kültür
Oturum Başkanı: Berivan Gülmez (YYU)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi
|
15.30–15.50
|
Sosyolojik Olgu Olarak Müzik: Popüler Kültür ve Orhan Gencebay Arabeski / Elif Demirtaş (Marmara Üniv.)
|
|
15.50–16.10
|
Marksist Düşüncede Kitle Kültürüne Eleştirel Bir Yaklaşım ve Bir Kitle Kültürü Örneği Olarak Küresel Oyuncaklardaki İdeolojik İşlev / Nuray Çalışkan (Abant Izzet Baysal Üniv.)
|
|
16.10–16.25
|
Tartışma
|
|
16.25–16.40
|
Ara
|
18. OTURUM: Demokrasi
Oturum Başkanı: Ünal Çelik (Muğla Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi
|
16.40–17.00
|
Türkiye ve Radikal Demokrasi / Demet Bolat (Anadolu Üniv.)
|
|
17.00–17.20
|
Türkiye'de Demokrasi ve Darbeler /
İbrahim Mavi (Afyonkocatepe Üniv.)
|
|
17.20–17.40
|
Tartışma
|
|
17.40–17.55
|
İnteraktif Oturum: Kongre ve Öğrenci Sunumları
Oturum Başkanı: Engin Emre Değer (Marmara Üniv.)
|
06 Mayıs 2010 / Perşembe
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon-I- Alt Kat)
19. OTURUM: Kültür-I
Oturum Başkanı: Veysel Çelik (YYU)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon-I- Alt Kat)
|
09.30–09.50
|
Geçmişten Günümüze Dak Kültürü / Ayten Sercan (Mersin Üniv.)
|
|
09.50–10.10
|
Kölelik Bağlamında Kültür / Başak Yalçinkaya (Muğla Üniv.)
|
|
10.10–10.30
|
Sözlü Kültürden Kültür Endüstrisine / Birhan Koçak (İstanbul Üniv.)
|
|
10.30–10.50
|
Türkiye Bağlamında Politik Kültür ve Katılımcı Demokrasi İlişkisi / Ceyhan Timur (YYU)
|
|
10.50–11.05
|
Tartışma
|
|
11.05–11.20
|
Ara
|
20. OTURUM: Kültür-II
Oturum Başkanı: Hüseyin Abi (YYU)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon-I- Alt Kat)
|
11.20–11.40
|
Çokkültürlülük: Midyat Örneği / Cihan Varol (Muğla Üniv.)
|
|
11.40–12.00
|
Türkiye’deki Aşiret Çalışmalarına Bakış /
Kiraz Özdoğan (Mimar Sinan Üniv.)
|
|
12.00–12.20
|
Kültür ve Sanat Üzerinden Ülke İlişkilerine Giden Damar -Akdamar Kilisesi- / Sercan Coşkunoğlu (Maltepe Üniv.)
|
|
12.20–12.40
|
Nusayriler ve Dini Ritüelleri /
Yaşar Mansuroğlu -Arzu Doğan ( Muğla Ünv.)
|
|
12.40–12.55
|
Tartışma
|
|
12.55–14.00
|
Yemek
|
21. OTURUM: Kadın-I
Oturum Başkanı: Özge Altın (İstanbul Bilgi Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon-I- Alt Kat)
|
14.00–14.20
|
Yasalarda ve Toplumda Kadın /
Berivan Bozan-Serhan Oskay (Akdeniz Üniv.)
|
|
14.20–14.40
|
Kadın ve Sinema / Derya Demir (Gaziantep Üniv.)
|
|
14.40–15.00
|
Çok Eşlilikte Kadının Konumu: Kumalık Olgusu Üzerine Sosyolojik Bir Analiz: Van Örneği” / Dicle Minaz-Sezgin Sadak (YYU)
|
|
15.00–15.20
|
Kadına Yönelik Şiddet / Duygu Altınoluk (Ege Üniv.)
|
|
15.20–15.35
|
Tartışma
|
|
15.35–15.50
|
Ara
|
22. OTURUM: Kadın-II
Oturum Başkanı: Büşra Çiçek (Marmara Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon-I- Alt Kat)
|
15.50–16.10
|
Modern-Laik Türkiye’de Örtülü Kadın Olmak /
Mualla Gökçe (Anadolu Üniv.)
|
|
16.10–16.30
|
Kadının Tarihi / Rabia Tanriverdi (Sakarya Üniv.)
|
|
16.30–16.50
|
Çağdaş Sanat Akımlarında Kadın Bedeni / Rana Şeker (Gaziantep Üniv.)
|
|
16.50–17.10
|
Hiç Olmayan Şeyler Asla Yitirilmezler! / Menice Ürün (Mersin Üniv.)
|
|
17.10–17.25
|
Tartışma
|
|
17.25–17.40
|
Ara
|
06 Mayıs 2010 / Perşembe
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon-II - Alt Kat)
23. OTURUM: Suç, Şiddet ve Darbeler-I
Oturum Başkanı: Selda Erkılıç (ODTU)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon-II - Alt Kat)
|
09.30–09.50
|
Van Şehir Merkezinde Çocuk Suçları /
Çetin Zengin-Rahmi Döner (YYU)
|
|
09.50–10.10
|
Türkiye’de Suç ve Şiddet Olgusu Üzerine Bir Yaklaşım /
Samet Ünlü (Selçuk Üniv.)
|
|
10.10–10.30
|
Şiddet ve Şiddetin Toplumsal Boyutu / Sedef Güzel (Ege Üniv.)
|
|
10.30–10.50
|
Kriminolojik Bir Bakışla Cinsel Suçlar” Selma Kangal (ODTU)
|
|
10.50–11.05
|
Tartışma
|
|
11.05–11.20
|
Ara
|
24. OTURUM: Suç, Şiddet ve Darbeler-II
Oturum Başkanı: İklim Başdoğan (ODTU)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon-II - Alt Kat)
|
11.20–11.40
|
Koruculuk ve Şiddet / Zeki Ürgen (Ege Üniv.)
|
|
11.40–12.00
|
Hak Arama Yöntemi Olarak Şiddet Aleyhtarlığı-Sivil İtaatsizlik: Gandhi Örneği / Ünal Çelik (Muğla Unv.)
|
|
12.00–12.20
|
Türkiye’de Darbelerin Sosyo-Psikolojik Etkileri: 1980 Darbesi Örneği / Didem Ezgi Serap (Hacettepe Üniv.)
|
|
12.20–12.40
|
1980 Darbesinin Toplum Üzerindeki Etkileri, Bu Etkilerin Günümüzdeki Örnekleri ve “Beynelmilel Film Örneği” Eshat Ayılmaz (Muğla Ünv.)
|
|
12.40–12.55
|
Tartışma
|
|
12.55–14.00
|
Yemek
|
25. OTURUM: Suç, Şiddet ve Darbeler-III
Oturum Başkanı: Ceyhan Timur (YYU)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon-II - Alt Kat)
|
14.00–14.20
|
1980 Askeri Darbesi / Mikail Haskanlı (18 Mart Üniv.)
|
|
14.20–14.40
|
Latin Amerika’daki Askeri Darbelerin Halk Üzerindeki Sosyolojik Etkileri Üzerine / Murat Doğan-Adnan Toprak (Anadolu Üniv.)
|
|
14.40–15.00
|
Asker-Sivil İlişkileri ve Küreselleşme Bağlamında 1980 Darbesi / Recep Adigüzel (Muğla Üniv.)
|
|
15.00–15.35
|
Tartışma
|
|
15.35–15.55
|
Ara
|
06 Mayıs 2010 / Perşembe
Yer: Prof. Dr. Nihat BAYŞU Konferans Salonu
26. OTURUM: Medya -I
Oturum Başkanı: Cihar Altan (Boğaziçi Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Nihat BAYŞU Konferans Salonu
|
09.30–09.50
|
Bilge Köyü Katliamı’nın Medya İçerik/Söylem Analizi /
Fatma Küçük (Anadolu Üniv.)
|
|
09.50–10.10
|
Toplumun Yükselen Gücü: Medya / Gizem Bölücek (Trakya Üniv.)
|
|
10.10–10.30
|
Medya- Toplum- İktidar İlişkisi /Güner Şam (Trakya Üniv. Sos. Bil. Ens.)
|
|
10.30–10.50
|
Medya-Toplum- Demokratikleşme Döngüsü / İrem Acar (Trakya Üniv.)
|
|
10.50–11.05
|
Tartışma
|
|
11.05–11.20
|
Ara
|
27. OTURUM: Medya-II
Oturum Başkanı: Meryem Kayapınar (Selçuk Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Nihat BAYŞU Konferans Salonu
|
11.20–11.40
|
Panoptik Toplumun Modern Yansımaları: Facebook Örneği / Selfet Duran (Adnan Menderes Üniv.)
|
|
11.40–12.00
|
Medya ve Beden Denetimi: Panoptikon Modeli /
Semra Yaşar (Süleyman Demirel Üniv.)
|
|
12.00–12.20
|
Teknolojiyle Birlikte İmkânsızlaşan İletişim /
Melek Toprak (Sakarya Üniv.)
|
|
12.20–12.40
|
Popüler Kültür Bağlamında Popüler Müzik: Bir Karşı Duruş Olarak Sokak Müziği / Ayhan Taş (Muğla Unv.)
|
|
12.40–12.55
|
Tartışma
|
|
12.55–14.00
|
Yemek
|
28. OTURUM: Edebiyat, Felsefe Kuram ve Eleştiri-I
Oturum Başkanı: Sezgin SADAK (YYU)
Yer: Prof. Dr. Nihat BAYŞU Konferans Salonu
|
14.00–14.20
|
Yozlaşan ve Yozlaştırılan "Sevgi"ye Farklı Bir Bakış” /
Gamze Çetin (Anadolu Üniv.)
|
|
14.20–14.40
|
Aydınlanma ve Sosyal Bilimler Felsefesi Üzerine /
İlhan Ozan (İstanbul Bilgi Üniv.)
|
|
14.40–15.00
|
Yaşam Stratejileri ve İçerdikleri Hayaller: Toplumsal Cinsiyet Bağlamında Aşk Anlatıları Neyi Meşrulaştırıyor?” / Neval Tan (Muğla Ünv.)
|
|
15.00–15.15
|
Tartışma
|
|
15.15–15.30
|
Ara
|
29. OTURUM: Edebiyat, Felsefe Kuram ve Eleştiri-II
Oturum Başkanı: Mark Boyacı (Marmara Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Nihat BAYŞU Konferans Salonu
|
15.30–15.50
|
Kent Mekânındaki Fiziksel Duyumların Tarihsel Katalogu: “Bedenin” ve “Bireyin” “Zaman” ve “Taşla” Dansı” / Uğur Sert (Selçuk Üniv.)
|
|
15.50–16.10
|
Bilimkurgu Edebiyatına Sosyolojik Bir Bakış: Bilimkurgunun İmkânlılığı “Mülksüzler” Kitap Örneği” / Zeynep Çinkılıç (Muğla Üniv.)
|
|
16.10–16.30
|
Üniversite ve Dil, Anadil ve Algı Problemleri” Didem Aydemir (Dicle Üniv.)
|
|
16.30–16.50
|
Ortaçağ’da Gülme” Doruk Önal (Mimar Sinan Üniv.)
|
|
16.50–17.05
|
Tartışma
|
06 Mayıs 2010 / Perşembe
Yer: Prof. Dr. Hakkı ATUN Konferans Salonu
30. OTURUM: Göç, Göçmenler ve Gecekondu-I
Oturum Başkanı: Yakup Ataş (YYU)
Yer: Prof. Dr. Hakkı ATUN Konferans Salonu
|
09.30-09.50
|
Türkiye’de İç Göç Kavramı ve Etkilerinin Çocuk Bağlamında Ele Alınması: Adana Örneği / Ayşegül Çapan-Sümer Keskin (Muğla Ünv.)
|
|
09.50-10.10
|
Kürt Meselesi Bağlamında Zorunlu İç Göç: Sonuçlar ve Öneriler / Bahattin Cizreli (İstanbul Ünv.)
|
|
10.10-10.30
|
Türkiye’de Zorunlu Göçün Götürdükleri ve Sonrası /
Derya Ferhat (ODTU)
|
|
10.30-10.50
|
1992–1996 Çeçen-Rus Savaşının Ardından Türkiye’ye Sığınan Çeçenlerin Durumu / Didem Yılmaz (Ankara Üniv.)-Merve Esen (ODTÜ)
|
|
10.50-11.05
|
Tartışma
|
|
11.05-11.20
|
Ara
|
31. OTURUM: Göç, Göçmenler ve Gecekondu-II
Oturum Başkanı: Okan Canpolat (YYU)
Yer: Prof. Dr. Hakkı ATUN Konferans Salonu
|
11.20–11.40
|
Göç, Gelenek ve Farklı Kuşaklar: Zeytinburnu’nda Yaşayan Doğu Türkistan Göçmenlerinde Bebek Bakım Yöntemleri / Elif Kandemir-Nuray Elmas Şahin (Koç Üni.)
|
|
11.40–12.00
|
Toplumsal Dönüşümler Işığında İstanbul Maltepe Başibüyük Mahallesi / İnci Şar (Maltepe Üniv.)
|
|
12.00–12.20
|
Almanya’daki Türkiyeli Göçmenlerin Yaşamlarının Sanatlarına Yansıması “Duvara Karşı” Filminde Türkiye Kökenli Genç Göçmenlerin Aidiyet ve Uyum Sorunu / Kamber Elmas (Ege Üniv.)
|
|
12.20–12.40
|
Sığınmacılar ve Mülteciler / Levent Özbek-Doğan Berki (YYU)
|
|
12.40–12.55
|
Tartışma
|
|
12.55–14.00
|
Yemek
|
32. OTURUM: Göç, Göçmenler ve Gecekondu-III
Oturum Başkanı: Mehmet Şeref Aslan (İstanbul Bilgi Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Hakkı ATUN Konferans Salonu
|
14.00-14.20
|
Gecekondu Araştırmaları / Meltem Özer-Erhan Özçelik (Atatürk Üniv.)
|
|
14.20-14.40
|
Sınırsızlar / Merve Aşıcı (Mimar Sinan Üniv.)
|
|
14.40-15.00
|
Mezarlıklar Göç, Kayıp ve Direniş / Özge Korkmaz (İstanbul Bilgi Üniv.)
|
|
15.00-15.15
|
Gecekondulaşma: 1 Mayıs Mahallesi Örneği /
Suzan Aydın (Anadolu Üniv.)
|
|
15.15-15.30
|
Tartışma
|
07 Mayıs 2010 / Cuma
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi
33. OTURUM: Toplum
Oturum Başkanı: Dicle Minaz (YYU)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi
|
09.30–09.50
|
Toplumsallaşma Olgusu / Mustafa Bekir Arslan (Trakya Üniv.)
|
|
09.50–10.10
|
Beslenme ve Toplum / Nuran Kizilgün (Ege Üniv.)
|
|
10.10–10.30
|
Bolu İlinde Yaşayan Vatandaşlarla Emniyet ve Polislik Üzerine Yapılan Bir Araştırmanın Saha Çalışması Aşamasında Sosyoloji Öğrencileri Tecrübelerinin Sunulması / Zeliha Bozkurt-Barış Serpen (Abant Izzet Baysal Üniv.)
|
|
10.30–10.50
|
Kadın İşi’ Erkek İşi” / Ceren Helvacıoğlu-Hatice Ekinci, (Bahçeşehir Üniv.)
|
|
10.50–11.05
|
Tartışma
|
|
11.05–11.20
|
Ara
|
34. OTURUM: Kürt Müziği ve Dengbejlik
Oturum Başkanı: Servet TURGUT (YYU)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi
|
11.20–11.40
|
Kürtlerin Sözlü Edebiyatı ve Tarihindeki Yeri İle Dengbejlik / Necbir Silak (Muğla Ünv.)
|
|
11.40–12.00
|
Dengbejler, Deng: Ses, Bej İse Söylemek Şeklinde Morfolojik Bir Açımlaması Olur Evvela / İbrahim Halil Tan (Anadolu Üniv.)
|
|
12.00–12.20
|
Dengbejlerin Toplumumuzdaki Yeri ve Önemi /
Kamuran Uygar-Elif Öztürk (YYU)
|
|
12.20–12.40
|
Arabesk Olgusu ve Arabeski Doğuran Köyden Kente Göç /
Rukiye Hilal Ersoy (Sakarya Üniv.)
|
|
12.40–12.55
|
Tartışma
|
|
12.55–14.00
|
Yemek
|
35. OTURUM: Dilencilik ve Yoksulluk
Oturum Başkanı: Çetin Zengin (YYU)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi
|
14.00–14.20
|
Van’da Dilencilik / Meral Demirel-Yıldız Anlamaz-Deniz Çelik-Esra Artürk (YYU)
|
|
14.20–14.40
|
Yoksulluk ve Kayıt dişi Sektör Kapsamında Şirnak Maden Ocağı İşçileri / Dicle Özcan (Mersin Üniv.)
|
|
14.40–15.00
|
Otuz Yaş Üstü Orta-Üst Sınıf Muhafazakâr Kadınların Yoksulluk Algısı / Filiz Işıker (Bilgi Üniv.)
|
|
15.00–15.20
|
Yoksulluk Kültürü / Tuba Güngör (Süleyman Demirel Üniv.)
|
|
15.20–15.35
|
Tartışma
|
|
15.35–15.50
|
Ara
|
07 Mayıs 2010 / Cuma
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon I- Alt Kat)
36. OTURUM: Kapitalizm
Oturum Başkanı: Erdem Dinler (Muğla Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon I- Alt Kat)
|
09.30–09.50
|
Kapitalizm: Weber ve Kapitalizmin Doğuşu / Baran Dursun (Muğla Ünv.)
|
|
09.50–10.10
|
Kapitalizmde Yaratılmak İstenen Gençlik Prototipi: Canı Sıkılan Bir Gençlik / Barış Öktem (Anadolu Üniv.)
|
|
10.10–10.30
|
Kentin Kadını ve Onun Yeni Yaşam Alanı: Doğrudan Satış /
Nihal Kapusuz (İstanbul Bilgi Üniv.)
|
|
10.30–10.50
|
Ağlayan Sevgili, Gülen Kapitalizm /
Özlem Yüksel-Esra Yılmaz (Mersin Üniv.)
|
|
10.50–11.05
|
Tartışma
|
|
11.05–11.20
|
Ara
|
37. OTURUM: Toplumsal Sınıflar
Oturum Başkanı: Faruk Yılmaz (YYU)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon I- Alt Kat)
|
11.20–11.40
|
Genç İşçi Profili Araştırması / Ece Sözer (İstanbul Ünv.)
|
|
11.40–12.00
|
Katı Atık İşçileri Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme /
Meltem Mercan (Ankara Üniv.)
|
|
12.00–12.20
|
Toplumsal Tabakalaşma ve Etkileri / Seda Alaca (Trakya Üniv.)
|
|
12.20–12.35
|
Tartışma
|
|
12.50–14.00
|
Yemek
|
38. OTURUM: Toplumsal Hareketler
Oturum Başkanı: Ali EGİ (Balıkesir Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon I- Alt Kat)
|
14.00–14.20
|
Tekel Direnişinin Siyasi Niteliği ve Emek Cephesi /
Eylem Necip Akçay (Mimar Sinan Üniv.)
|
|
14.20–14.40
|
Kanlı Pazar / Mustafa Eren (Bilgi Üniv.)-Tevrat Asyalı (Mimar Sinan Üniv.)
|
|
14.40–15.00
|
Irakta Homojen Bir Toplum Yaratma Sürecinde Enfal Hareketleri ve Halep’çe Katliamı / Özgür Özkir (Muğla Ünv.)
|
|
15.00–15.20
|
Toplumsal Hareketlilik / Pınar Çinar (Trakya Üniv.)
|
|
15.20–15.35
|
Tartışma
|
07 Mayıs 2010 / Cuma
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon II- Alt Kat)
39. OTURUM: Çocuk-I - Oturum Başkanı: Kenan Turan (YYU)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon II- Alt Kat)
|
09.30–09.50
|
Van'daki Çocuk İşçiler / Abdulkadir Içen (Anadolu Üniv.)
|
|
09.50–10.10
|
Çocuk İhmali ve İstismarı / Berin Şentekin (18 Mart Üniv.)
|
|
10.10–10.30
|
Yoksulluğun Bir Sonucu Olarak Sokak Çocukları /
Müjdat Kılıç (Akdeniz Üniv.)
|
|
10.30–10.45
|
Tartışma
|
|
10.45–11.00
|
Ara
|
40. OTURUM: Çocuk-II - Oturum Başkanı: A.Gaffar Derin (YYU)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon II- Alt Kat)
|
11.00–11.20
|
Suçlu Çocuk mu? Suça İtilen Çocuk mu? /
Neslihan Başak (Balıkesir Üniv.)
|
|
11.20–11.40
|
Türkiye’de Kayıp Çocuklar / Savaş Tekin (Muğla Ünv.)
|
|
11.40–12.00
|
Sokak Çocukları / Serap Erdönmez (Sakarya Üniv.)
|
|
12.00–12.20
|
Savaşın Çocukları / Hüseyin Cangir (YYU)
|
|
12.20–12.35
|
Tartışma
|
|
12.35–14.00
|
Yemek
|
41. OTURUM: Sinema- Oturum Başkanı: Yasemin Çetin (YYU)
Yer: Prof. Dr. Cengiz ANDİÇ Kültür Merkezi (Mini Salon II- Alt Kat)
|
14.00–14.20
|
Yeşilçam Erotizmi ve Türkiye'de Erotik Sinemanın Toplumsal Yansımaları / Birhan Koçak (Istanbul Üniv.)
|
|
14.20–14.40
|
Kirlilik ve Tabunun Sinemadaki Bilinçaltı İzdüşümü (Saçlar, Tırnaklar, Akıntılar) / Elem Çiçek (Muğla Ünv.)
|
|
14.40–15.00
|
Darbe Sineması / Mehmet Edip Yıldız-Necdet Öztunç (YYU)
|
|
15.00–15.20
|
Batı Sinemasında Oryantalizm İzleri (Çöldeki Çay Filmi) / Özlem Çağlar (Gaziantep Univ.)
|
|
15.20–15.40
|
Türkiye’de Kürt Sineması: Yeni Söylemler ve Sinemasal Yaklaşımlar / Recep Akgün (ODTU Üniv.)
|
|
15.40–16.05
|
Tartışma
|
07 Mayıs 2010 / Cuma
Yer: Prof.Dr. Nihat BAYŞU Konferans Salonu
42. OTURUM: Kürt Meselesi-I
Oturum Başkanı: Mustafa Emin Büyükcoşkun (Boğaziçi Üniv.)
Yer: Prof.Dr. Nihat BAYŞU Konferans Salonu
|
09.30–09.50
|
Ulusal Soruna Leninist Bakış: Kürt Meselesinin Proleter Açıdan İncelenmesi: / Anıl Yıldız (Ege Üniv.)
|
|
09.50–10.10
|
Kürtlerin Sosyal Bilimlere Dâhil Edilmesi, Sosyal Bilimlerin Kürtlere “Açılması”: Toplum ve Kuram Dergisi Deneyimi formun Üstü / Ayhan Işık (Bilgi Üniv.)
|
|
10.10–10.30
|
Kürt Sorununa İlişkin Hafıza Sorunu ve Hakikat Komisyonları / Bekir Düzcan-Bahtiyar Mermertaş (Mimar Sınan GSU)
|
|
10.30–10.45
|
Tartışma
|
|
10.45–11.00
|
Ara
|
43. OTURUM: Kürt Meselesi-II
Oturum Başkanı: Engin Emre Değer (Marmara Üniv.)
Yer: Prof.Dr. Nihat BAYŞU Konferans Salonu
|
11.00–11.20
|
Savaşın Diğer Tarafındakiler; Şehit Anneleri ve Şehit Babaları / Esra Gedik (ODTU)
|
|
11.20–11.40
|
Devletin Doğu ve G. Doğu Bölgesine İlişkin Sosyo-Ekonomik Politikaları / Faruk Yılmaz (YYU)
|
|
11.40–12.00
|
Kürt Sorunu Nedir? Ne Değildir?” /
İlhami Gül-Erdal Ayna (Adnan Menderes Üniv.)
|
|
12.00–12.20
|
Kürt Meselesi”nde Düalist Bakış ve Hukuksal Arka Plan /
Mehmet Şeref Aslan (Bilgi Üniv.)
|
|
12.20–12.40
|
Tartışma
|
|
12.40–14.00
|
Yemek
|
44. OTURUM: Kürt Meselesi-III
Oturum Başkanı: Serhat Bağlar (ODTU)
Yer: Prof.Dr. Nihat BAYŞU Konferans Salonu
|
14.00–14.20
|
Kürt Sorunu ve Çözümü / Musa Bulca (YYU)
|
|
14.20–14.40
|
Batı’daki Kürt Göçmenlerin Toplumsal Dışlanma ve Önyargılara Karşı Direniş Mekanizmaları: Savuca Örneği /
Yeliz Günal-Fatma Cansu Varol (ODTÜ)
|
|
14.40–15.00
|
Kürt Realitesi ve Sorunu Bağlamında Toplumsal Öfke ve Linç Kültürü / Muzaffer Telimen (Süleyman Demirel Üniv.)
|
|
15.00–15.15
|
Tartışma
|
|
15.15–15.30
|
Ara
|
07 Mayıs 2010 / Cuma
Yer: Prof. Dr. Hakkı ATUN Konferans Salonu
45. OTURUM: Din
Oturum Başkanı: Beyaz Işık (Selçuk Üniv.)
Yer: Prof. Dr. Hakkı ATUN Konferans Salonu
|
09.30–09.50
|
Türkiye’de Laiklik Tartışmaları / Emrah Akyüz (Trakya Üniv.)
|
|
09.50–10.10
|
Ismailağa Tarikatı Örneğinde Türkiye`de İslamcı Tarikatların Modernite İle İlişkileri Üzerine Bir Deneme / Erkan Karabay (Mimar Sinan Üniv.)
|
|
10.10–10.30
|
Küresel Çevre Krizi ve İslam / Kenan Çapık (ODTU)
|
|
10.30–10.50
|
“Modern Bir Oluşum Olarak Muhafazakârlık” Süleyman Taşkın (Selçuklu Üniv.)
|
|
10.50–11.05
|
Tartışma
|
|
11.05–11.20
|
Ara
|
46. OTURUM: Ulus Devlet, Azınlıklar ve Ötekiler-I
Oturum Başkanı: Emine Azger (YYU)
Yer: Prof. Dr. Hakkı ATUN Konferans Salonu
|
11.20–11.40
|
Ulus Devlet ve Azınlıklar /
Reşat Nuri Yilgin-Roza Süleymanoğlu (Balıkesir Üniv.)
|
|
11.40–12.00
|
Azınlık Üzerine / Merve Ergün-Berat Yaşa (ODTU)
|
|
12.00–12.20
|
Ötekileştirme ve Türkiye (Türkiye'de "Kendin Olabilmek” / Rukyete Ateş (Dicle Üniv.)
|
|
12.20–12.40
|
Ötekileştirme / Zerrin Koçer (Trakya Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü)
|
|
12.40–12.55
|
Tartışma
|
|
12.55–14.00
|
Yemek
|
47. OTURUM: Ulus Devlet, Azınlıklar ve Ötekiler-II
Oturum Başkanı: Erkan Deniz (YYU)
Yer: Prof. Dr. Hakkı ATUN Konferans Salonu
|
14.00–14.20
|
“Öteki” / Sina Güneş (Ankara Üniv.)
|
|
14.20–14.40
|
“Ötekileşme” / Hilal Avcı (Ankara Üniv.)
|
|
14.40–15.00
|
“Ötekileştirme” / Simge Ağtaş (Ankara Üniv.)
|
|
15.00–15.20
|
Tartışma
|
|
15.20–15.35
|
Ara
|
KAPANIŞ OTURUMU
07 MAYIS 2010 CUMA 16.20–18.30
YER : PROF. DR. CENGİZ ANDİÇ KÜLTÜR MERKEZİ
FİLM GÖSTERİMİ---------------------------------
1. 05 Mayıs 2010 / Çerşamba
Yer: Prof.Dr. Cengiz ANDİÇ Kongre Merkezi
Saat: 19.00–20.30.
Düzenleyen: Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sinema Topluluğu
Filmin Adı: “PERSAPOLİS”
2. 06 Mayıs 2010 / Perşembe
Yer: Prof.Dr. Cengiz ANDİÇ Kongre Merkezi
Saat: 19.00–20.30.
Düzenleyen: Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sinema Topluluğu
Filmin Adı: “SARHOŞ ATLAR ZAMANI”
ATÖLYE ÇALIŞMALARI------------------------
Yer: Sosyal Tesisler Müdürlüğü (Konferans Salonu)
05 Mayıs 2010 / Çerşamba
Yer: Sosyal Tesisler Müdürlüğü (Konferans Salonu)
1. OTURUM: Kırıkkale Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğrenci Etkinliği
|
13.30–16.30
Atölye Çalışması
|
“Türkiye’de Fen-Edebiyat Fakültesi dahilinde bulunan sosyoloji bölümü öğrencilerinin hem okurken hem de mezun olduktan sonra bölümleriyle ilgili yaşadıkları maddi ya da manevi sorunlar: (bölüm içinde öğretim görevlisi sayısının az olması, formasyon konusundaki sıkıntılar, mezun olduktan sonra iş bulma konusundaki sorunlar vb.)”.
Dicle Erdur (Kırıkkale Üniv.)
|
05 Mayıs 2010 / Çarşamba
Yer: Sosyal Tesisler Müdürlüğü (Konferans Salonu)
2. OTURUM: İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğrenci Etkinliği
|
17.00-18.30
Atölye Çalışması
|
“Pasif Devrim: 28 Şubat Sonrasında İslamcılığın Dönüşümü ve Neoliberal Ekonomi”
Mustafa Emin Büyükcoşkun-Fatih Tatari-Enise Şeyda Kapusuz-Hilal Yavuz-Cihan Tekay (Boğaziçi Üniv.)
|
06 Mayıs 2010 / Perşembe
Yer: Sosyal Tesisler Müdürlüğü (Konferans Salonu)
3. OTURUM: İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğrenci Etkinliğ
|
09.30–11.00
Atölye Çalışması
|
“Kürtçe Üniversite”
Özge Altın /(Istanbul Bilgi Üniv.)
|
06 Mayıs 2010 / Perşembe
Yer: Sosyal Tesisler Müdürlüğü (Konferans Salonu)
4. OTURUM: :Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğrenci Etkinliği
|
14.00–15.30
Atölye Çalışması
|
“Kültür Endüstrisi’nin Markajında Kentsel Dönüşüm”
Boğaziçi Üniv. Sosyol Bilimler Kulübü: (Sunum-Belgesel-Söyleşi):
|
07 Mayıs 2010 /Cuma
Yer: Sosyal Tesisler Müdürlüğü (Konferans Salonu)
5. OTURUM: İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğrenci Etkinliği
|
09.30-11.00
AtölyeÇalışması
|
“Bir Daha Asla!”
Özge Altın (Istanbul Bilgi Üniv.)
|
ATÖLYE ÇALIŞMALARININ
ÖZETLERİ-------------------------------------------
1. Dicle Erdur (Kırıkkale Üniv.): Türkiye’de Fen-Edebiyat Fakültesi dahilinde bulunan sosyoloji bölümünün öğrencilerinin hem okurken hem de mezun olduktan sonra bölümleriyle ilgili yaşadıkları maddi ya da manevi sorunları (bölüm içinde öğretim görevlisi sayısının az olması, formasyon konusunda ki sıkıntılar, mezun olduktan sonra iş bulma konusundaki sorunlar vb.).
2. “Bir Daha Asla!” / Özge Altın (Istanbul Bilgi Üniv.)
Mısır Çarşısı davasında 12 yıldır tutuklu yargılanan sosyolog pınar selek’in beraat kararı yargıtay tarafından ikinci kez bozuldu. Mısır çarşısı’nda aslında bir bombanın patlamadığını, 12 yıldır süregelen davanın araştırmacılara ve sosyal bilimcilere karşı bir tavır olduğunu hepimiz biliyoruz. Akademik hayatı ve dava süreci hakkında genel bilgilendirmenin yapılacağı atölyede sosyoloji öğrencileri olarak pınar selek’e tanık olduğumuzu göstermek için tanıklık metinlerimizi yazacağız.
3. “Kürtçe Üniversite” / Özge Altın (Istanbul Bilgi Üniv.)
Anadilde eğitimin gerekliliği konusuna, çok dilli toplumlarda ve türkiye’de anadilde eğitimin hukuksal sürecine ve dilin üniversitede var olmasının önemine değinip; bilgi üniversitesi’nde açılan kürtçe dersinin kamuoyunun düşüncelerini nasıl değiştirdiğini bu konuyu en iyi gözlemleyebileceğimiz alan olan medya araçlarından örneklerle değerlendireceğim. Anahtar kelimeler: kürtçe, dil, anadilde eğitim, üniversite.
4. Boğaziçi Üniv. Sosyol Bilimler Kulübü: (Sunum-Belgesel-Söyleşi): Kültür Endüstrisi’nin Markajında Kentsel Dönüşüm: Istanbul 2010 kültür başkenti projesi bir sloganla ortaya atıldı: “sahne senin istanbul”. Daha sonra slogan maddeleşti, kentin dört bir yanında görkemli sahneler kurularak tanıtıldı proje 2010’a girdiğimizde. Istanbul’un göbeğindeki taksim meydanı’ndan, kentin kıyısında kalan küçükçekmece ve kartal’a kadar her yerde büyük harcamalı, çok işıklı, çok sesli gösteriler düzenlendi. Ancak biz biliyoruz ki her kurulan sahne, sahnenin arkasıyla vardır. Her kamera açısının göstermediği, karanlıkta bıraktığı bir yer vardır. Işte bu sebeple şu soruyu sorduk; 2010 kültür başkenti sahnelerinin arkasında işıksız ve sessiz bırakılan yerler nereler? Kameramızı bu bölgelere tutmak istedik. Kültür dediğimizin de sanattan anlamamız gerekenin de, o parlak sahnelerde ya da sanat galerilerindeki açılışlarda tüketilemeyeceğinden şüphemiz yok. Boğaziçi üniversitesi sosyal bilimler kulübü tarafından hazırlanan “sahnedışı” amatör bir çalışma ve yukarıdaki soru (n) lara görsel-işitsel bir cevap arıyor. Anahtar kelımeler: kentsel dönüsüm, kültür endüstrisi, şehirlerin sanayisizleşmesi, göç, şehir.
5. “Pasif Devrim: 28 Şubat Sonrasında İslamcılığın Dönüşümü ve Neoliberal Ekonomi” Mustafa Emin Büyükcoşkun-Fatih Tatari-Enise Şeyda Kapusuz-Hilal Yavuz-Cihan Tekay (Boğaziçi Üniv.) Bu bildiride Türkiye’de İslami hareketin 80 sonrasında yaşadığı değişimin arka planında, özellikle 28 Şubat’tan sonra yaşanan kırılmayla beraber siyasal söylemin değişimini, bu değişimin ekonomi politikalarındaki etkisini ve surecin Türkiye’nin küresel sermayeye eklemlenmesiyle, neoliberal bir devlet aygıtının tesisindeki rolünü irdelemeye çalışacağız. Tebliğ ard arda iki ayrı kısımdan oluşacak. İlkinde Mustafa emin büyukcoşkun, siyasal surecin dönüşümüne ve söylemdeki değişikliğe değinecek ikinci kısmındaysa fatih tatari bu siyasal söylemin ekonomi politikalarında küresel sistemde neye karşılık geldiğine göz atacak.
SUNUM BAŞLIKLARI-----------------------------
05 MAYIS 2010 ÇARŞAMBA
Aile ve Evlilik:
- “Niye Evlendik, Niye Boşandik?” Duygu Güven (Ege Üniv.)
- “Bir Toplumsal Baski Biçimi Olarak Evlilik” Ezgi Çelik (Maltepe Üniv.)
- “Evlilik mi Evcilik mi? Erken Yaş Kadın Evlilikleri Üzerine Bir İnceleme: Van Örneği”
Gülistan Kapar- Nevin Özer- Mehtap Karakoyun (YYU)
4. “Bekar Odaları” Mecit ALAL (Atatürk Üniv.)
Toplumsal Cinsiyet ve Ayrımcılık:
- “Eşcinsellik: Dünyada ve Türkiye’de Eşcinsel Hareketler” Azize Kara (Süleyman Demirel Üniv.)
- “Engellinin Toplumda Olmayan Yeri”Beste Sevde– Öztürk- Fatma Sena Öztürk (Maltepe Üniv.)
- “Siyasete Cinsiyetçi Bakiş Açisi”Damla Ateş (Trakya Üniv.)
- “Paleolitik Çağin Toplumsal Cinsiyetçiliğe Yansimasi” Zana Söğüt (ODTÜ)
Küreselleşme
- “Küreselleşmenin Getirdiği Yeni Dünya Anlayişi” Ayça Yenilmez (Trakya Üniv.)
- “Küreselleşme Tartişmalari Üzerine Bir Inceleme” Özer Barış Tuncel (Trakya Üniv.)
- “Küreselleşme ve Risk Toplumunun Bir Ürünü: GDO” Ayşegül Göğebakan (Süleyman Demirel Üniv.)
Değerler
- “Birlikte Yaşayabilme Iradesi” Ahmet Zorlu – Halime Yıldız (Muğla Üniv.)
- “Toplumsal Duyarsızlık Olgusunun Sonucu Olarak Tanımlanamayan Davranışlar ve Bilinçsiz Yapı” Ali Egi (Balıkesir Üniv.)
- “Modern Dünya Sisteminde Birey” Ali Öztürk-Merve Gençoğlu (Sakarya Üniv.)
Gençlik
- “Üniversite Gençliğinin Türkiye’nin ve Dünyanın Geleceğine Bakışı Üzerine Bir Anket” Şakire Demir-Elif Aydin-Fatma Anit (Atatürk Üniv.)
- “Üniversiteli Gençlere Göre Yaşlılar: -Mersin Ünv. Örneği-” Hasan Koyunsever (Mersin Üniv.)
Kent ve Kimlik-I-II-III
- “Kentsel Dönüşüm Çalışmalarının Sonuçları” Alper Deniz Budak (Trakya Üniv.)
- “Başıbüyük'te Kentsel Dönüşüm” Betül Kızıltepe-Dilara Köselerden-Seda Hasboyacı (Bahçeşehir Üniv.)
- “Kentsel Dönüşüm mü? Kentsel Rant mı?” Celal Altin (Süleyman Demirel Üniv.)
- “Tarlabaşı Kentsel Yenileme ve Dönüşüm Projesi” Eda Efendioğlu-Hediye Gülşah Küçük-Elif Banu Akman (Bahçeşehir Üniv.)
- “Biz Kent İstemiyoruz, İnek Verin Yeter!” EkinÇakır(MimarSinanGSÜ)
- “Chicago Okulu ve Wirth’ün Kent Kuramı Üzerine” Emre Akçagündüz (Trakya Üniv.)
- “Turistik İki Şehrin Sosyolojik Açıdan Incelenmesi: Çeşme ve Cannes Örneği” Seda Ayan (Muğla Üniv.),
- “Ötelenmiş Irk: Çingeneler” Ceylan İpekçi (18 Mart Üniv Üniv.)
- “Kimlik Temsilinde Tarz, İmaj ve Simgeler” Emine Dalıcı (Selçuk Üniv.)
- “Zerdüştlük Yezidilik ve Kürtler” Kazım Bozan (YYÜ)
- “Etnik Kimlik ve Toplumsal Dışlanmışlık: Yuvalılar Çingeneleri ve Osmaniye Abdalları” Hacer Akülkü-Eda Yücel (Abant Izzet Baysal Üniv.)
- “Kültürel Kimlik Üzerine Bir Çalışma” Tuğçe Tuna (Akdeniz Üniv.)
- “Yezidiler ve Türkiye’de Yezidilik” Buket Köylü-Eshat Ayilmaz (Muğla Ünv.)
Entelektüeller
- “Mevlana’nin Bati Dünyasindaki Etkileri ve Batida Mevlana Algisi” Cemal Ekmen–Gülistan Dalgiç (Gaziantep Üniv.)
- “Entellektüel ve İktidar” Merve Boluk (Balıkkesir Üniv.)
- “Ehmedê Xani’nin, Kürtler açısından anlam ve önemi” Şevin Çiçek (Anadolu Üni.)
- “Islamci Bir Sosyolog Olarak Ali Şeriati ve Marksizm Tartişmalari” Çağrı Bütün (Selçuklu Üniv.)
İdeoloji-Felsefe ve Kuram
- “Türkiye’de, 1968–80 Dönemindeki Sol Örgütlenmelerin Izledikleri ‘Politikalar’ ve Bu Doğrultuda Alternatif Bir Ahlak ve Toplumsal Kimlik Olarak Yeniden Üretilen ‘Solcu’luğu Üzerine” Ozan Ağbaş (ODTÜ)
- “Anarşizm, Toplumsal Adaletsizliğe Karşı Ahlaki Bir İsyandan Doğmuştur” Muzaffer Yıldırım (Mersin Üniv.)
- “Sosyolojinin ‘Ahlaki Suskunluğu’” Sena İslam (İstanbul Bilgi Üniv.)
- “Eğitim ve Iktidar Ideolojisinin Yeniden Üretilmesi” Yakup Ataş (YYU)
Milliyetçilik ve Militarizm
- “Rus Milliyetçiliği” Aysun Acar (Trakya Üniv.)
2. “Militarizm ve Türkiye’deki Militarist Yapi” Burcu Sever-Hüseyin Balik (Selçuk Üniv.)
3. “Mahalle Baskisinin Yaşamsal Gerçekleri” Aytaç Aydın (Trakya Üniv.)
Namus
- “Üniversite Öğrencilerinde Namus Algisi” Deniz Işıker (Bilgi Üniv.)
- “Sessizliğin Yarattiği Trajedi: Ensest” Erdal Tekin (Akdeniz Üniv.)
- “Toplumsal Bir Travma: Tecavüz” Inci Çalışkan-Naciye Ertaş-Nuran Kızılkan (ODTÜ)
Modernite-Modernizm-Modernleşme
- “1700–1923 Yılına Kadar Modernizasyon Sürecimiz” Derya Dağabakan-Osman Yılmaz (Balıkesir Üniv.)
- “Modernlik Bize Ne Anlatir? Biz Modernlikten Ne Anlariz” Özge Çelik (Sakarya Ünv.)
Popüler Kültür
- “Sosyolojik Olgu Olarak Müzik: Popüler Kültür ve Orhan Gencebay Arabeski” Elif Demirtaş (Marmara Üniv.)
- “Marksist Düşüncede Kitle Kültürüne Eleştirel Bir Yaklaşim ve Bir Kitle Kültürü Örneği Olarak Küresel Oyuncaklardaki Ideolojik Işlev” Nuray Çalışkan (Abant Izzet Baysal Üniv.)
06 MAYIS 2010 PERŞEMBE
Toplumsal Hareketler (Tekel İşçileri Eylemi)-I-II
1. “Türkiye’de Özelleştirmenin Son Tarihsel Uğraği: Tekel:” Gökhan Alpuğan (Hacettepe Üniv.)
2. “Tekel Direnişinde Bir Engel: Sendikal Bürokrasi” Onur Ali Taşkın (Ankara Üniv.)
3. “Tekel Direnişine Önemli Bir Destek: Sakarya Esnafi” Enes Dursun (Ankara Üniv.)
4. “Tekel Direnişinde Kadin Işçiler” Özge Duman (Ankara Üniv.)
5. “Tekel Direnişinde Bir Mücadele Alani: Dil” Serhat Kürklü (Ankara Üniv.)
6. “Kavga Bitmedi, Daha Yeni Başliyor!” Ulaş Dayı (Ankara Üniv.)
7. “Bergama Altin Madenleri Mücadelesi Üzerine ve Yazili Basinin Rolü” Berin Polat (Muğla Üniv.)
- “Tekel Işçisi Direniyor, Öğrenciler Öğreniyor!” Esin Alp (Hacettepe Üniv.)
Sosyal Politikalar ve Sağlık
- Türkiye’de Neoliberal Politikalarin Üniversite Eğitimine Yansimalari” Erdem Dinler-Pelin Karahanci (Muğla Ünv.)
- “1960–1980 Döneminde Dünya Solundaki Değişim ve Türkiye’de Sosyal Politikalar” Ertan Cem Gül (Trakya Üniv.)
- “Diyabet İle Yaşamak: Diyabet Hastalarının Hastalık Anlatılarında Sağlık, Hastalık ve Tıp Sektörü” Tuğba Pehlivan-Nurten Sütcü (Koç Üniv.)
Demokrasi
- “Türkiye ve Radikal Demokrasi” Demet Bolat (Anadolu Üniv.)
- “Türkiye'de Demokrasi ve Darbeler” İbrahim Mavi (Afyonkocatepe Üniv.)
Kültür-I-II
- “Geçmişten Günümüze Dak Kültürü” Ayten Sercan (Mersin Üniv.)
- “Kölelik Bağlamında Kültür” Başak Yalçinkaya (Muğla Üniv.)
- “Sözlü Kültürden Kültür Endüstrisine” Birhan Koçak (Istanbul Üniv.)
- “Türkiye Bağlamında Politik Kültür ve Katılımcı Demokrasi İlişkisi” Ceyhan Timur (YYU)
- “Çokkültürlülük: Midyat Örneği” Cihan Varol (Muğla Üniv.)
- “Türkiye’deki Aşiret Çalışmalarına Bakış” Kiraz Özdoğan (Mimar Sinan Üniv.)
- “Kültür ve Sanat Üzerinden Ülke Ilişkilerine Giden Damar -Akdamar Kilisesi” Sercan Coşkunoğlu (Maltepe Üniv.)
- Nusayriler ve Dini Ritüelleri” Yaşar Mansuroğlu -Arzu Doğan ( Muğla Ünv.)
Kadın-I-II
- “Yasalarda ve Toplumda Kadin” Berivan Bozan-Serhan Oskay (Akdeniz Üniv.)
2. “Kadın ve Sinema” Derya Demir (Gaziantep Üniv.)
- “Çok Eşlilikte Kadının Konumu: Kumalık Olgusu Üzerine Sosyolojik Bir Analiz: Van Örneği” Dicle Minaz-Sezgin Sadak (YYU)
- “Kadina Yönelik Şiddet” Duygu Altinoluk (Ege Üniv.)
- “Modern-Laik’ Türkiye’de Örtülü Kadın Olmak” Mualla Gökçe (Anadolu Üniv.)
- “Kadının Tarihi” Rabia Tanriverdi (Sakarya Üniv.)
- “Çağdaş Sanat Akımlarında Kadın Bedeni” Rana Şeker (Gaziantep Üniv.)
8. “Hiç Olmayan Şeyler Asla Yitirilmezler!” Menice Ürün (Mersin Üniv.)
Suç, Şiddet ve Darbeler-I-II-III
- “Van Şehir Merkezinde Çocuk Suçları” Çetin Zengin-Rahmi Döner (YYU)
- “Türkiye’de Suç ve Şiddet Olgusu Üzerine Bir Yaklaşım” Samet Ünlü (Selçuk Üniv.)
- “Şiddet ve Şiddetin Toplumsal Boyutu” Sedef Güzel (Ege Üniv.)
- “Kriminolojik Bir Bakışla Cinsel Suçlar” Selma Kangal (ODTU)
- “Koruculuk ve Şiddet” Zeki Ürgen (Ege Üniv.)
- “Hak Arama Yöntemi Olarak Şiddet Aleyhtarlığı-Sivil İtaatsizlik: Gandhi Örneği” Ünal Çelik (Muğla Unv.)
- “Türkiye’de Darbelerin Sosyo-Psikolojik Etkileri: 1980 Darbesi Örneği” Didem Ezgi Serap (Hacettepe Üniv.)
- “1980 Darbesinin Toplum Üzerindeki Etkileri, Bu Etkilerin Günümüzdeki Örnekleri ve “Beynelmilel Film Örneği” Eshat Ayilmaz (Muğla Ünv.)
- “1980 Askeri Darbesi” Mikail Haskanlı (18 Mart Üniv.)
- “Latin Amerika’daki Askeri Darbelerin Halk Üzerindeki Sosyolojik Etkileri Üzerine” Murat Doğan-Adnan Toprak (Anadolu Üniv.)
- “Asker-Sivil Ilişkileri ve Küreselleşme Bağlaminda 1980 Darbesi” Recep Adigüzel (Muğla Üniv.)
Medya-I-II
- “Bilge Köyü Katliami'nin Medya Içerik/Söylem Analizi” Fatma Küçük (Anadolu Üniv.)
- “Toplumun Yükselen Gücü: Medya” Gizem Bölücek (Trakya Üniv.)
- “Medya- Toplum- Iktidar Ilişkisi”Güner Şam (Trakya Üniv. Sos. Bil. Ens.)
- “Medya-Toplum- Demokratikleşme Döngüsü” Irem Acar (Trakya Üniv.)
- “Panoptik Toplumun Modern Yansımasıları: Facebook Örneği” Selfet Duran (Adnan Menderes Üniv.)
- “Medya ve Beden Denetimi: Panoptikon Modeli” Semra Yaşar (Süleyman Demirel Üniv.)
- “Teknolojiyle Birlikte İmkânsızlaşan İletişim” Melek Toprak (Sakarya Üniv.)
- “Popüler Kültür Bağlamında Popüler Müzik: Bir Karşı Duruş Olarak Sokak Müziği” Ayhan Taş (Muğla Unv.)
Edebiyat Felsefe-Kuram ve Eleştiri-I-II
- “Yozlaşan ve Yozlaştırılan "Sevgi"ye Farklı Bir Bakış” Gamze Çetin (Anadolu Üniv.)
- “Aydınlanma ve Sosyal Bilimler Felsefesi Üzerine” İlhan Ozan (Istanbul Bilgi Üniv.)
- “Yaşam Stratejileri ve İçerdikleri Hayaller: Toplumsal Cinsiyet Bağlamında Aşk Anlatıları Neyi Meşrulaştırıyor?” Neval Tan (Muğla Ünv.)
4. “Kent Mekânındaki Fiziksel Duyumların Tarihsel Kataloğu: “Bedenin” ve “Bireyin” “Zaman” ve “Taşla” Dansı” Uğur Sert (Selçuk Üniv.)
- “Bilimkurgu Edebiyatına Sosyolojik Bir Bakış: Bilimkurgunun İmkânlılığı “Mülksüzler” Kitap Örneği” Zeynep Çinkılıç (Muğla Üniv.)
- “Üniversite ve Dil, Anadil ve Algı Problemleri” Didem Aydemir (Dicle Üniv.)
- “Ortaçağ’da Gülme” Doruk Önal (Mimar Sinan Üniv.)
Göç Göçmenler-Gecekondu-I-II-III
- “Türkiye’de İç Göç Kavramı ve Etkilerinin Çocuk Bağlamında Ele Alınması: Adana Örneği” Ayşegül Çapan-Sümer Keskin (Muğla Ünv.)
- “Kürt Meselesi Bağlamında Zorunlu Iç Göç: Sonuçlar ve Öneriler” Bahattin Cizreli (Istanbul Ünv.)
- “Türkiye’de Zorunlu Göçün Götürdükleri ve Sonrası” Derya Ferhat (ODTU)
- “1992–1996 Çeçen-Rus Savaşının Ardından Türkiye’ye Sığınan Çeçenlerin Durumu” Didem Yılmaz (Ankara Üniv.)-Merve Esen (ODTÜ)
- “Göç, Gelenek ve Farklı Kuşaklar: Zeytinburnu’nda Yaşayan Doğu Türkistan Göçmenlerinde Bebek Bakım Yöntemleri” Elif Kandemir-Nuray Elmas Şahin (Koç Üniv.)
- “Toplumsal Dönüşümler Işığında İstanbul Maltepe Başibüyük Mahallesi” İnci Şar (Maltepe Üniv.)
- “Almanyada’ki Türkiyeli Göçmenlerin Yaşamlarinin Sanatlarina Yansimasi “Duvara Karşi”Filminde Türkiye Kökenli Genç Göçmenlerin Aidiyet ve Uyum Sorunu” Kamber Elmas (Ege Üniv.)
- “Sığınmacılar ve Mülteciler” Levent Özbek-Doğan Berki (YYU)
- “Gecekondu Araştırmaları” Meltem Özer-Erhan Özçelik (Atatürk Üniv.)
- “Sınırsızlar” Merve Aşıcı (Mimar Sinan Üniv.)
- “Mezarlıklar Göç, Kayıp ve Direniş” Özge Korkmaz (İstanbul Bilgi Üniv.)
- “Gecekondulaşma: 1 Mayıs Mahallesi Örneği” Suzan Aydın (Anadolu Üniv.)
07 MAYIS 2010 CUMA
Toplum
- “Toplumsallaşma Olgusu” Mustafa Bekir Arslan (Trakya Üniv.)
- “Beslenme ve Toplum” Nuran Kizilgün (Ege Üniv.)
- “Bolu Ilinde Yaşayan Vatandaşlarla Emniyet ve Polislik Üzerine Yapilan Bir Araştirmanin Saha Çalişmasi Aşamasinda Sosyoloji Öğrencileri Tecrübelerinin Sunulmasi” Zeliha Bozkurt-Barış Serpen (Abant Izzet Baysal Üniv.)
- “Kadın Işi’ Erkek Işi” Ceren Helvacıoğlu-Hatice Ekinci, (Bahçeşehir Üniv.)
Kürt Müziği ve Dengbejlik
- “Kürtlerin Sözlü Edebiyatı ve Tarihindeki Yeri İle Dengbejlik” Necbir Silak (Muğla Ünv.)
- “Dengbejler, Deng: Ses, Bej Ise Söylemek Şeklinde Morfolojik Bir Açımlaması Olur Evvela” Ibrahim Halil Tan (Anadolu Üniv.)
- “Dengbejlerin Toplumumuzdaki Yeri ve Önemi” Kamuran Uygar-Elif Öztürk (YYU)
- “Arabesk Olgusu ve Arabeski Doğuran Köyden Kente Göç” Rukiye Hilal Ersoy (Sakarya Üniv.)
Dilencilik ve Yoksulluk
1. “Van’da Dilencilik” Meral Demirel-Yıldız Anlamaz-Deniz Çelik-Esra Artürk (YYU)
- “Yoksulluk ve Kayitdişi Sektör Kapsaminda Şirnak Maden Ocaği Işçileri” Dicle Özcan (Mersin Üniv.)
- “Otuz Yaş Üstü Orta-Üst Sinif Muhafazakâr Kadinlarin Yoksulluk Algisi” Filiz Işıker (Bilgi Üniv.)
- “Yoksulluk Kültürü” Tuba Güngör (Süleyman Demirel Üniv.)
Kapitalizm
- “Kapitalizm: Weber ve Kapitalizmin Doğuşu” Baran Dursun (Muğla Ünv.)
- “Kapitalizmde Yaratilmak Istenen Gençlik Prototipi: Canı Sıkılan Bir Gençlik:” Bariş Öktem (Anadolu Üniv.)
3. “Kentin Kadını ve Onun Yeni Yaşam Alanı Doğrudan Satış” Nihal Kapusuz (Istanbul Bilgi Üniv.)
4. “Ağlayan Sevgili, Gülen Kapitalizm” Özlem Yüksel-Esra Yılmaz (Mersin Üniv.)
Toplumsal Sınıflar
- “Katı Atık Işçileri Üzerine Sosyolojik Bir Inceleme” Meltem Mercan (Ankara Üniv.)
- “Toplumsal Tabakalaşma ve Etkileri” Seda Alaca (Trakya Üniv.)
Toplumsal Hareketler
- “Tekel Direnişinin Siyasi Niteliği ve Emek Cephesi” Eylem Necip Akçay (Mimar Sinan Üniv.)
- “Kanlı Pazar” Mustafa Eren (Bilgi Üniv.)-Tevrat Asyalı (Mimar Sinan Üniv.)
- “Irakta Homojen Bir Toplum Yaratma Sürecinde Enfal Hareketleri ve Halepçe Katliami” Özgür Özkir (Muğla Ünv.)
- “Toplumsal Hareketlilik” Pınar Çinar (Trakya Üniv.)
Çocuk:-I-II
- “Van'daki Çocuk Işçiler.” Abdulkadir Içen (Anadolu Üniv.)
- “Çocuk İhmali ve İstismarı” Berin Şentekin (18 Mart Üniv.)
- “Yoksulluğun Bir Sonucu Olarak Sokak Çocukları” Müjdat Kılıç (Akdeniz Üniv.)
- “Suçlu Çocuk mu? Suça Itilen Çocuk mu?” Neslihan Başak (Balıkesir Üniv.)
- “Türkiye’de Kayip Çocuklar” Savaş Tekin (Muğla Ünv.)
- “Sokak Çocukları” Serap Erdönmez (Sakarya Üniv.)
- “Savaşın Çocukları” Hüseyin Cangir (YYU)
Sinema
- “Yeşilçam Erotizmi ve Türkiye'de Erotik Sinemanın Toplumsal Yansımaları” Birhan Koçak (Istanbul Üniv.)
- “Kirlilik ve Tabunun Sinemadaki Bilinçaltı Izdüşümü (Saçlar, Tırnaklar, Akıntılar)” Elem Çiçek (Muğla Ünv.)
3. “Darbe Sineması” Mehmet Edip Yıldız-Necdet Öztunç (YYU)
- “Batı Sinemasında Oryantalizm İzleri (Çöldeki Çay Filmi)” Özlem Çağlar (Gaziantep Univ.)
- “Türkiye’de Kürt Sineması: Yeni Söylemler ve Sinemasal Yaklaşımlar” Recep Akgün (ODTU Üniv.)
Kürt Meselesi –I-II-III
- “Ulusal Soruna Leninist Bakış : Kürt Meselesinin Proleter Açıdan İncelenmesi:” Anıl Yıldız (Ege Üniv.)
2. “Kürtlerin Sosyal Bilimlere Dahil Edilmesi, Sosyal Bilimlerin Kürtlere “Açılması”: Toplum ve Kuram Dergisi Deneyimiformun Üstü” Ayhan Işık (Bilgi Üniv.)
- “Kürt Sorununa Ilişkin Hafıza Sorunu ve Hakikat Komisyonları” Bekir Düzcan-Bahtiyar Mermertaş (Mimar Sınan GSU)
- “Savaşın Diğer Tarafındakiler; Şehit Anneleri ve Şehit Babaları” Esra Gedik (ODTU)
- “Devletin Doğu ve G.Doğu Bölgesine İlişkin Sosyo-Ekonomik Politakaları” Faruk Yılmaz (YYU)
6. “Kürt Sorunu Nedir? Ne Değildir?” Ilhami Gül-Erdal Ayna (Adnan Menderes Üniv.)
- “Kürt Meselesi”nde Düalist Bakış ve Hukuksal Arka Plan” Mehmet Şeref Aslan (Bilgi Üniv.)
- “Kürt Sorunu ve Çözümü” Musa Bulca (YYU)
- “Batı’daki Kürt Göçmenlerin Toplumsal Dışlanma ve Önyargılara Karşı Direniş Mekanizmaları: Savuca Örneği” Yeliz Günal-Fatma Cansu Varol (ODTÜ)
- “Kürt Realitesi ve Sorunu Bağlaminda Toplumsal Öfke ve Linç Kültürü” Muzaffer Telimen (Süleyman Demirel Üniv.)
Din
- “Türkiye’de Laiklik Tartişmalari” Emrah Akyüz (Trakya Üniv.)
- “Ismailağa Tarikatı Örneğinde Türkiye`de Islamcı Tarikatların Modernite Ile Ilişkileri Üzerine Bir Deneme” Erkan Karabay (Mimar Sinan Üniv.)
3. “Küresel Çevre Krizi ve Islam” Kenan Çapık (ODTU)
- “Modern Bir Oluşum Olarak Muhafazakârlık” Süleyman Taşkın (Selçuklu Üniv.)
Ulus Devlet, Azınlıklar ve Ötekiler-I-II
- “Ulus Devlet ve Azınlıklar” Reşat Nuri Yilgin-Roza Süleymanoğlu (Balıkesir Üniv.)
- “Azınlık Üzerine” Merve Ergün-Berat Yaşa (ODTU)
- “Ötekileştirme ve Türkiye (Türkiye'de "Kendin Olabilmek)” Rukyete Ateş (Dicle Üniv.)
- “Öteki” / Sina Güneş (Ankara Üniv.)
- “Ötekileşme” / Hilal Avcı (Ankara Üniv.)
- “Ötekileştirme” / Simge Ağtaş (Ankara Üniv.)
- “Ötekileştirme” Zerrin Koçer (Trakya Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü)
SUNUM ÖZETLERİ--------------------------------
1. AİLE VE EVLİLİK:
“Niye Evlendik, Niye Boşandık?” / Duygu Güven (Ege Üniv.)
Çok eşlilik, tek eşlilik, dini nikâh, resmi nikâh, cinsellik, aldatma, boşanma, yalnız kalan çocuklar… Ve buna benzer bir sürü şey hayatımızın tam ortasında yer almakta. Yıllardır süre gelen evlilik kurumu ve günümüzde tavan yapan boşanmalar… Hiç bunların nedenlerini düşündük mü? Onlar evleniyorlardı biz ise boşanıyoruz…
“Bir Toplumsal Baskı Biçimi Olarak Evlilik” / Ezgi Çelik (Maltepe Üniv.)
Evliliğe yüzeysel olarak baktığımızda, bir erkek ve bir kadın için toplum tarafından tanınan ve onaylanan ilişki biçimidir. Ancak kadın ve erkek bu seçtikleri yolda, birbirlerinin uyumlu olup olmadıkları konusunda doğru kararı verebilmişler midir? Gerçekten gelecekteki eşimizi özgürce seçiyor muyuz? Anthony giddens’a göre; “(…) evlilik, aile ve cinselliğe yönelik çağdaş eğilimler oldukça değişik bir bağlamda ortaya çıkar, fakat bazı açılardan, göründükleri kadar eşsiz olmayabileceklerini anlamak kesinlikle önemlidir (…)” küreselleşme ile benzeşen toplum yapılarını birbirinden ayıran bir yapıdır evlilik; çünkü her toplumun kendine ait kültürü aracılığıyla geçmişten bugüne birikim ile gelmiştir.
“Evlilik mi Evcilik mi? Erken Yaş Kadın Evlilikleri Üzerine Bir İnceleme: Van Örneği”
Gülistan Kapar- Nevin Özer- Mehtap Karakoyun (YYU)
Van Merkez ve çevresinin araştırma alanı olarak seçildiği bu çalışma 30 kadın ile gerçekleşmiştir. Amaç; erken yaşta evliliğin altında yatan temel nedenleri kapsamlı bir şekilde saptamak. Araştırma sonunda erken yaşta evlilik gerçekleştiren kadınların çoğunun evlilik kararı süreçlerinde pek az etkili oldukları saptanmıştır. Süreci sadece kadınların kendilerinin etkilediği bir evlilik gerçekleşmemiştir. Araştırmadaki sorular, 30 kadına önceden sorular hazırlanarak sunulmuştur. Yani mülakat biçimsel bir şekilde gerçekleşmiştir. Çalışmada bu problemin temel nedenleri ile beraber sosyolojik tartışmaları yer almaktadır.
“Bekar Odaları” / Mecit ALAL (Atatürk Üniv.)
Bu araştırmanın konusu, Erzurum’a çalışmak için başka il ve çevre ilçelerden gelen insanların kaldıkları bekâr odalarıdır. Bu çalışmada amaç bekâr odalarının modernleşme sürecindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu araştırmamızda toplam 10 bekâr evi üzerinde toplam 30 Kisi ile nitel görüşme yapılmıştır. Ayrıca yine bu evlerden toplam 10 kişiye anket uygulaması. yapılmıştır. Burada kullanılan ‘bekâr’ kavramından kasıt medeni hal olan bekârlıktan ziyade bir yaşam biçimi olan bekârlıktır. Yani evli olup da bekârlar arasında yaşayan insanlar da bekâr kategorisine girmektedir. Bu çalışmada kuramsal yaklaşım olarak modernleşme kuramlarından kişilik düzeyi ve ekonomik düzeyde modernleşme kuramlarına göre ele alınacaktır. Bekâr evleri ile ilgili olan bu çalışma Persons ’ın geliştirmiş olduğu ‘tampon kurum’ mekanizmalarından faydalanılarak yapılacaktır.
2. TOPLUMSAL CİNSİYET VE AYRIMCILIK
“Eşcinsellik: Dünyada ve Türkiye’de Eşcinsel Hareketler” /
Azize Kara (Süleyman Demirel Üniv.)
Eşcinsellik her ne kadar günümüzde ve akademik alanlarda yeni yeni tartışılıyor olsa da insanlık tarihi kadar eski bir tarihe sahiptir. Özellikle eski yunan medeniyetlerinde başta olmak üzere eşcinsellik, toplum içinde var olmanın ve sosyalleşmenin temeli gibi görülmekteydi. Bundan dolayı da eşcinsel ilişkiler hiçbir şekilde yadırganmıyor ve bu eylemde bulunan bireyler de dışlanmıyorlardı. Eşcinsellik sadece yunan medeniyetlerinde değil, Amerika’nın pek çok yerli halkında, amazonlarda, yeni Gine’de, alaska eskimolarında görülen ve hoş karşılanan bir durumdu. Ancak bu durumun maalesef yüzyıllar boyunca böyle devam ettiğini söyleyememekteyiz. Özellikle Avrupa’da, Ortaçağ’da ve ondan sonrası dönemlerde ölümle sonuçlanan bir suç haline gelmiştir. Özellikle eşcinsel ilişkiler yaşayan bireyler tarih boyunca kazıkların üstüne oturtulmuş, hadım edilmiş, intihara zorlanmıştır. Bazı insanların doğasında var olan bu cinsel yönelim çeşitli ülkelerde yasaklanmış ve bundan dolayı bu bireyler cinsel duygularını bastırmak zorunda kalmışlardır. Özellikle 1900’lü yılların başlangıcında eşcinsel bireyler hiç olmadığı kadar baskı ve şiddet altında kalmışlardır. İşte bu sunumda ilk önce kısaca eşcinsellik tarihinden bahsedilecek ardından da 1800’lü yılların sonralarında artık gizlenmek istemeyen ve 1970’li yıllara ve özellikle günümüze gelindiğinde alanları doldurarak “eşcinseller vardır” diyen eşcinsel bireylerin onurlu var olma mücadeleleri anlatılmaya çalışılacaktır
“Engellinin Toplumda Olmayan Yeri” /
Beste Sevde– Öztürk- Fatma Sena Öztürk (Maltepe Üniv.)
Engelli insanların varlığı neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir; ancak çağdaş anlamda eğitimleri çok yenidir. Bunun nedeni sağlıklı insanların engellilere karşı bakış açıları ve buna bağlı olarak sergiledikleri tutumlardır. Türkiye’de engelli profilindeki sayılar oldukça fazladır. Buna rağmen kendilerine sunulan olanaklar kısıtlıdır ve hala gerekli önem verilmemektedir. Engellilerin kendi sağlık sorunları haricinde başa çıkmaları gereken başka sorunlar da vardır. Bu sorunların en başında; eğitim, ulaşım, sosyo-ekonomik durum, toplum içindeki konum, toplumun bakış açısı, iletişim vb. Gelmektedir. Toplumun özürlüyle bütünleşmesinin önündeki sorun, engelli kavramını bilmemesi ile başlıyor. Adlandırmadaki karmaşa ve tanım güçlüğü engellinin kendisini anlatmasını ve diğerlerinin de onları kolayca anlamasını zorlaştırmaktadır. Bireyin kültürel faktörlere bağlı olarak oynaması gereken roller vardır. Engelli bireylerin toplum içerisindeki donanım yetersizliği onların rollerini gerekli biçimde gerçekleştirmelerine engel olmaktadır. Özürlülük-engellilik problemi toplumdan topluma, aynı toplumda bölgeden bölgeye değişmektedir. Örneğin, Avrupa’daki engelli bireylerin olanakları ile Türkiye’deki engellilerin olanakları arasında farklar vardır. Türkiye genelinde ise bu farklılık şehir veya bölgeler arasında kendini gösterir. Olanaklardaki bu farklılıkta en büyük etken engelliliğin önemsenip önemsenmemesiyle ilgilidir. Engellilere karşı toplumda var olan önyargılar, engelli bireylerin pasif kalmalarına neden olmaktadır. Bu durumun ortadan kalkabilmesi ve toplumda bir engellilik bilincinin oluşması için, engelliliğe karşı var olan önyargıların ve de engellilerle birlikte yaşamada toplumlarda var olan sosyal, ekonomik ve kültürel engellerin ortadan kaldırılması gerekmektedir.
“Siyasete Cinsiyetçi Bakış Açısı” / Damla Ateş (Trakya Üniv.)
Son dönemde TBB’nin kulisleri, cinsiyetçi bakış açısı odaklı yeni bir siyasal krize tanık olmaktadır. CHP’li Güldal Mumcu ile AKP’li Bülent Arınç arasındaki “kadın siyasetçi-erkek siyasetçi” polemiği, aslında pek de yeni olmayan, ancak; çok fazla irdelenmeyen bir sorunsalı gözler önüne sermiştir. Bu bağlamda kutuplaşan kadın ve erkek milletvekilleri arasında gerçekleşen diyaloglar akıllara “kadınların siyasetteki yeni nedir?” Sorusunu getirmektedir. Arihin her döneminde erkeklerce arka plana atılan kadınların apolitikleşmesini sağlayan pek çok neden vardır. Hem doğuştan gelen “annelik” içgüdüsü hem de toplumsal alanlarda kazanılan roller gereği evinde çocuk büyütmekle, ev işlerini yapmakla sorumlu olan bir kadın görüntüsü yaratılmaktadır. Erkek egemen (ataerkil) toplumlarda, kadının yeri evidir ve bu doğrultuda pek çok kadın, ekonomik bağımsızlıktan uzak erkek eline bakmaktadır. Söz ettiğimiz kadın tipi, kendi evinin iç işleri ile öylesine meşguldür ki, siyaset dâhil pek çok toplumsal katılım ilişkisine ayıracak vakit bulamamaktadır. Kadın haklarına “maskülin” bir bakış açısı getiren yaklaşıma göre kadınlar, duygusal ve psikolojik anlamda siyaset yapmaya elverişli değillerdir. Çok fazla duygusal yorumlamalarda bulundukları gerekçesiyle, nesnellikten uzak oldukları ön yargısına varılmaktadır. Yine bu yaklaşıma göre siyaset erkek işidir. 1980’li yıllardan sonra gelişen farklılığa rağmen eşitliği savunan feminist akımlar, bu fikirlerin önüne geçmek isteseler de fazlaca başarı gösterememişlerdir. Bm’nin ve stk’ların bütün çabalarına rağmen kadınların siyasete etkin katılım sağlayamamaları, demokrasiye gem vuran önemli bir toplumsal sorundur. Bu bildiri, kadınların siyasete neden yeterince katılamadıklarının nedenlerini irdeleyerek, konuya yararı olabilecek çözüm yolları aramaktadır.
“Paleolitik Çağın Toplumsal Cinsiyetçiliğe Yansıması” / Zana Söğüt (ODTÜ)
Günümüzdeki bütün toplumsal gelişmeler, ortak bir havuzda birikmeye ve birbirini tetiklemeye devam ediyor. Bu havuzun dibinde ne olduğunu bilmemiz, havuzun tümünü anlamamızı daha da kolay hale getiririr. Paleolitik devir bu devinim sürecinin tohumlarını barındırdığı kadar onlara işık da tutuyor. Tanrı-tanrıça çatışmasından orta çağ’ daki cadı avlarına, oradan günümüzdeki kadın sorununa kadar gelen bu zincirin temelinde de gene paleolitik çağ topluluklarındaki düşünsel ve ekonomik gelişmeler yatıyor. Avcılıkla beraber gelen analitik düşüncedeki gelişim ve toplumdaki düşünsel evrimin biyolojik evrimin önüne geçmesiyle, homo sapiens olma yolunda ilerleyen homo heidelbergensis erkeği; keşfedemediği kadının gizemlerini yorumlamaya başladı. Bu gelişimi binlerce yıl süren denemelerle avlanma tekniklerini kendi gizli örgütlerini, erkin ilk formunu, dizayn etmekte kullandı. Bu yeni formlar anaerkil sistemin içinde yıllarca sessizce çoğaldıktan sonra efsanelere tanrı ve tanrıçaların savaşı olarak geçecekti. Uzman avcılık ve toplayıcılıkla beraber gelen klan oluşumu ve ekonomik sınıfın çok mat olarak da olsa belirmesi meslek ayrımını getiriyor. Her ne kadar bu gelişme ile beraber topluluktaki iş bölümü ve bağlar artsa da mesleklerin cinsiyet kimliği kazanması ile kadın ve erkek arasında ilerde cinsiyet çatışmasına dönüşecek olan ayrışım başladı. Tüm bunlar bize bugün ki cinsyet ayrılıkçı toplumda kadın sorunsalının altında yatan nedenlerin yüzbinlerce yıl önce tohumlarının oluştuğunu gösteriyor.
3. KÜRESELLEŞME
“Küreselleşmenin Getirdiği Yeni Dünya Anlayışı” / Ayça Yenilmez (Trakya Üniv.)
Küreselleşme diğer adıyla globalleşme günümüzün en çok tartışılan kavramlardan biri haline gelmiştir. Bunun çeşitli sebepleri olması bir yana küreselleşme olgusu, birçok alanda etkisini göstermiş ve şekil değişikliklerine neden olmuştur. Fakat bu olgu sadece kendinden önceki yapıları etkilemekle kalmayıp kendine ait kurumların oluşmasına da sabep olmuş, bir anlamda kendi yönetimini inşa eder duruma gelmiştir. Genel anlamda bir küreselleşme tanımı yapmak gerekirse küreselleşme; endüstriyel genişlemeye ve kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmasına paralel olarak siyasal, kültürel ve ekonomik düzeydeki çok yönlü toplumsal ilişkilerin dünya çapında yaygınlaşması olarak tanımlanmaktadır. Tanımdan da anlaşılacağı üzere küreselleşmenin yarattığı değişimlerin başında, “ulus-ötesi yayılma” olgusu gelmektedir ki bunun sonucunda klasik anlamda devletlerin sınırları ortadan kalkmıştır. Bu yüzden küreselleşmeyi algılayabilmek için ülke sınırları olmayan bir dünyayı hayal etmek bir başlangıç sayılabilir. Özellikle 1970’li yıllarla beraber yaşanan siyasal ve ekonomik değişimler, ülke sınırı tanımadan tüm toplumları etkisi altına almakta ve bu etkileşim süreçleri kitle iletişim araçları ile daha da yaygınlaşarak dünya toplumlarının dengelerini derinden etkilemektedir. Küreselleşmenin başlangıç aşaması çok uzun yıllar öncesine dayansa da, bu olguya hız kazandıran asıl hadise, soğuk savaş döneminin sona ermesi olmuştur. Sovyet modeli sosyalizmin bir anlamda yıkılıp kapitalist ve liberal düşünüşün soğuk savaş’tan görece üstünlükle ayrılması, özellikle 1980'li yıllarda, İngiltere’de ve Amerika’dan yükselen liberal politikaların diğer ülkeleri de etkisi altına almasıyla neticelenmiştir. Bu süreç içerisinde, uluslararası ticaretin ulus-ötesi sermayeyle birleşmesi, özelleştirme, az gelişmiş ülkelerin kalkınmalarını gerçekleştirebilmeleri için yeni politikalar üretilmesi gibi uygulamalar, küresel düzeyde yaygın olarak uygulanmaya başlanmıştır. Türkiye'de 1980'li yıllar ile birlikte ekonominin dışa açılması ve 1986'da özelleştirme uygulamalarına geçilmesi ise bu anlayışın bir ürünü olarak görülebilir. Küreselleşmeyle birlikte birçok olumlu ve olumsuz durumun yaşandığı bir gerçektir. Sorun aslında tam olarak burada su yüzüne çıkmaktadır. Bu öyle bir olgudur ki günümüz şartlarında etkilenmemek ya da oluşmasını önlemek imkânsız hale gelmektedir. Tüm dünyayı tek kutuplu hale getirmesi, ulus-devletlerin meşruiyetini tartışmaya açması gibi olumsuzluklar küreselleşmenin sorunlu yanlarını anımsatmaktadır.. Tüm bu sebeplerden dolayı küreselleşmeyi tamamen yok sayıp bir kenara itmektense, olumlu ve olumsuz yanlarını çözümlemek az gelişmiş ülkelerin geleceği açısından önem arz etmektedir.
“Küreselleşme Tartışmaları Üzerine Bir İnceleme” Özer Barış Tuncel (Trakya Üniv.)
Küreselleşme ekonomik, siyasal ve sosyal alanda son yirmi yıl içerisinde etkisi hızla artan, bir bütünleşme ve benzeşme sürecini ifade etmektedir. Bütün bu alanlarda değişiklikler yaratan küreselleşme, kaçınılmaz olarak toplumsal hayatta da köklü değişimleri beraberinde getirmektedir. Son yirmi yılda özellikle iletişim ve bilgi teknolojilerindeki ilerlemeler, küreselleşme sürecini büyük ölçüde hızlandırırken aynı, zamanda toplumsal ve ekonomik hayatı geri dönülemeyecek şekilde değiştirmiştir. Uluslararası şirketlerin güçlenmesi ve genişlemesi, uluslararası ticaretin teknolojik ilerlemeler sayesinde daha da hızlanmasıyla, dünyanın belirli bir ülkesine ya da bölgesine ait bir ürüne dünyanın her yerinden ulaşım mümkün hale gelmiştir. Internet ve iletişim teknolojileri sayesinde çok uzak ülkelerde olan olaylar anında dünyanın her yerinde duyulabilmektedir. Yine sanal ağ sayesinde farklı ülkelerin insanları kolaylıkla iletişim kurabilmektedirler. Şüphesiz ki bu gelişmeler, küreselleşme sürecine hem sosyal hem de ekonomik açıdan büyük bir ivme kazandırmıştır. Ancak küreselleşme bu getirileriyle birlikte, günümüzün en çok tartışılan konusu halini almaktan kurtulamamıştır. Küreselleşmenin yeni dünya düzeninin egemenlerinin lehinde bir sis perdesi olup olmadığı, yerelleşmeyi mi yoksa birleşmeyi mi ifade ettiği, yararlı mı yoksa zararlı mı olduğu ve bunun gibi daha birçok soru tartışılmaktadır. Bu makalede söz konusu tartışmalar kısaca irdelenecek, çatışkı ve uzlaşı noktalarının ayrıştırılması denenecektir.
“Küreselleşme ve Risk Toplumunun Bir Ürünü: GDO” /
Ayşegül Göğebakan (Süleyman Demirel Üniv.)
Ve teknoloji GDO'yu üretti. Son zamanlarda Türkiye gündemini meşgul eden genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO)’nun sosyal hayata etkisi üzerine bir çalışmadır.
4. DEĞERLER
“Birlikte Yaşayabilme İradesi” /Ahmet Zorlu – Halime Yıldız (Muğla Üniv.)
Bir arada ve birlikte yaşayabilmek mümkün mü? Birlikte yaşayabilmek için nelerden ve ne kadar taviz vermek gerekir? Touraine’nin “… Kimliğimizi yitirdiğimizde birlikte yaşayabiliriz.” İfadesinin hayat bulduğu yerde ve anda mı birlikte yaşayabiliriz? Yoksa başkasına, kendimize verdiğimiz ‘değeri’ vermeye başladığımız zaman mı? Üstünlüğümüzü karşı tarafa kabul ettirdiğimizde mi? Peki niçin birlikte yaşamak için uğraşıyoruz? “Hepimiz kardeşiz” söyleminin gerçeklik payı var mı? Gerçekten hepimiz mi kardeşiz, bunca soruna rağmen? Bu bağlamda kardeşlik anlayışımızın tam anlamıyla neye karşılık geldiğini anlamaya çalışacağız. Sunumda, bireylerin birlikte yaşayabilme çabasının altında yatan sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik nedenlerini gün ışığına çıkarmaya çalışacağız. Sosyal ve kültürel bağlamda birlikte yaşamanın imkânlarını araştırmaya çalışacağız. Bu temelde bireysel ve toplumsal farklılıklar ve eşitlikler temel alınacaktır. Kategori: toplumsal ve siyasal yaşam
“Toplumsal Duyarsızlık Olgusunun Sonucu Olarak Tanımlanamayan Davranışlar ve Bilinçsiz Yapı” / Ali Egi (Balıkesir Üniv.)
Günlük yaşam insanlara birçok kamusal ve sivil alan sağlamaktadır. Bunlar üniversitelerden kafeteryalara restoranlara, toplu taşımadan sanatsal faaliyetlere, eğlence yaşamından siyasete gibi geniş bir ölçekte ifade edilebilir. Toplumsal duyarsızlık üzerinde düşünmeme neden olan faktör, çoğunlukla bu alanlar üzerinde yaptığım gözlemlerimde ve diğer insanlarla kurduğum birebir ilişkiler sonucunda ciddi şekilde rahatsızlık veren davranışların ortaya çıkmış olmasıdır. İnanıyorum ki sadece ben değil toplumda benim durumumda bir çok kişi var çünkü örneğin okula gittiğimizde yanınızda olan kişi(ler) yüksek seste müzik dinleyip sizin bu durumdan nasıl etkilendiğinizi düşünmüyorsa, sokaklarda yürürken maganda ruhlu kişiler kendilerini mitolojik bir karakter sanıp en ufak aksiyonda o ruhu dışa vuruyorsa, kendilerini vatanseverlik iddiasına adamış gençler sevgi, şefkat gibi çocuksu duyguların ve ahlaki ilkelerin en azından içlerinde bulundukları ‘geleneğimiz’ diye savundukları yapıda bile ne anlama geldiğini bilmiyorlarsa, gençler siyasetin ne demek olduğunu bilmedikleri halde ailesinin “aman çocuğum oralarda siyasete bulaşma” gibi pasivize edici üçüncü sınıf nasihatlerini dikkate alıp da üniversiteye hangi amaçla geldiklerini bile bilmiyorlarsa, tabi bu sırada aile de her türlü mahalle ortamında dedikodu gibi alt kültürel formları tutarsızca sürdürüyorsa, kan bağı ile bağlı olduklarını iddia eden akrabaların çoğunluğu birbirine ya kırgın ya da birbirini çekemiyorsa, medya grupları kitleleri alabildiğine diziye boğup evlendirerek kısa yoldan zengin olmaya çağırıyorsa, tekel işçisinin “onlar zaten çok maaş alıyorlar” diyip de mücadele ruhu göz ardı ediliyorsa, maçlara giderken taraftar kendini bir kasap gibi hissediyorsa, bir genç Kürtçe konuştu diye, puşi taktı diye demir sopalarla dövülüyorsa, orta öğretim birbirini öldüren çetelerin savaş alanı olmuşsa, “bu ülkede kitap okunmuyor” a karşın milyonlarca korsan kitap basılıyorsa,...bu toplumsal yapıda gerçekten değişen ironik olgu ve olaylar var demektir. Katılacak olan arkadaşlardan isteğim -bu ve benzeri durumların her yerde olduğunu bildiğim için, daha da önemlisi böyle bir yapının içinde duyarlı kişilerle buluşacağımı ümit ettiğimden- interaktif bir oturum gerçekleştirmek ve deneyimlerimizi/gözlemlerimizi paylaşmaktır. Anahtar kelimeler: toplumsal duyarsızlık, tanımlanamayan davranışlar, bilinçsiz toplumsal yapı
“Modern Dünya Sisteminde Birey” / Ali Öztürk-Merve Gençoğlu (Sakarya Üniv.)
İnsan modernizasyon sürecinde küreselleşmenin etkisiyle yeni bir anlam arayışına girmiştir. Bu girişim öncesinde bahis olan varlık "insan" iken, girişim sürecinde karşımıza "birey" olarak çıkmaktadır. Bu tebliğde dünyaya hakim çağda "ben"in zeitgeisti yakalama çabası üzerinde durulacaktır.
5.GENÇLİK
“Üniversite Gençliğinin Türkiye’nin ve Dünyanın Geleceğine Bakışı Üzerine Bir Anket”
Şakire Demir-Elif Aydın-Fatma Anıt (Atatürk Üniv.)
Anketin konusunu; Türkiye’nin diğer devletlerle olan siyasi, ekonomik ve askeri ilişkileri oluşturmaktadır. Amaç, atatürk üniversitesi öğrencilerinin Türkiye’nin iç ve dış, siyasal ve ekonomik gelişmelere bakışını saptamaktır. Anketimiz 2009 Mart-nisan ayları arasında 356 öğrenciye uygulanmıştır. Çalışmada akıl yürütme tarzı olarak hipotetik-dedüktif, teknik olarak da survey tekniği kullanılmıştır. Ankete uygun kurulan hipotezlerden bazıları şunlardır: 1-Cinsiyet, gençlerin politikaya olan ilgileri üzerinde etkilidir. 2-Türkiye’nin geleceğinden umutlu olmak, Türkiye’nin küresel güç olacağını göstermektedir. Hipotez sonuçları: 1-Cinsiyetle gençlerin politikaya olan ilgileri üzerinde etkilidir. 2-Türkiye’nin geleceğinden umutlu olmak, Türkiye’nin küresel bir güç olacağı üzerinde etkilidir. Atatürk üniversitesi öğrencilerine uyguladığımız anket sonucunda; gençlerin Türkiye’nin ve dünyanın geleceğinden umutlu olmadıkları saptanmıştır. Gençlerin böyle düşünmelerinin sebebi Türkiye’de ve dünyada son zamanlarda meydana gelen ekonomik, siyasal ve askeri alanlardaki gelişmeler etkili olmaktadır.
“Üniversiteli Gençlere Göre Yaşlılar: -Mersin Ünv. Örneği-” /
Hasan Koyunsever (Mersin Üniv.)
Araştırmanın amacı; mersin üniversitesi örgencilerinin yaşlılara karşı tutumunu ölçmektir. Bu bağlamda üniversite öğrencilerinin yaşlılara atfettiği değeri, kız ve erkek örgenciler arasında tutum farklılığının olup olmadığını saptamak olacaktır. Bu araştırmada 30 soruluk yapılandırılmış anket formu ve derinlemesine mülakat görüşmeleriyle veriler toplanmıştır. Basit tesadüfî yöntem ile sosyal bilimlerde örgenim gören 50’si kız 50’si erkek olmak üzere toplam 100 öğrenciyle görüşme yapılmıştır.
6. KENT VE KİMLİK –I-II-III
“Kentsel Dönüşüm Çalışmalarının Sonuçları” / Alper Deniz Budak (Trakya Üniv.)
Kentsel Dönüşüm’ün temellerinin Avrupa’da sanayi devrimi ve II. Dünya Savaşı sonrasında atıldığı kabul edilir. Avrupa’da Sanayi Devrimi sonrasında yoğun göç alan kentler “sefalet yuvası” adı verilen alanlara dönüşmüştür. II. Dünya Savaşı’ndan sonra ise pek çok kentte büyük hasar meydana gelmiştir. Avrupa’da “sefalet yuvalarının” ve savaşın izlerinin silinmesi için kentsel dönüşüm uygulamaları başlatılmıştır. Bu konuda özdenin aşağıdaki görüşlerine değinmek gerekmektedir: “az gelişmiş ya da Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise kentsel çöküntünün nedeni genellikle farklıdır. Bu ülkelerde yaşanan çöküntü, yine sanayileşmenin etkisiyle, kademesiz, denetimsiz, kontrolsüz ve sınırsızca büyümeye çalışan kentlerin maruz kaldığı bir tür çöküntüdür” (Özden, 2001:1). Kentlerin, fiziksel, ekonomik ve aynı zamanda sosyal açıdan bozulması ile sonuçlanan bu süreci önlemede yerel yönetimler, ne yazık ki yeterince etkili olamamaktadır. Başta eski kent merkezleri olmak üzere kentin çeşitli bölgeleri, bu süreçten olumsuz yönde etkilenmektedir. Tarihi kent çekirdekleri, bir zamanlar belli bir amaçla inşa edilip sonradan terk edilmiş sanayi ve depolama alanları, doklar, el değiştirmiştir. Söz konusu alanların sakinleri değişerek, özgün nitelikli mahalleler vb. Alanlar, yukarıda sayılan nedenlere bağlı olarak köhneleşmeye bırakılmakta; kentsel alan içinde kaybolup gitmektedir. İşte bu tür alanlar, kentsel dönüşüm yöntemleri uygulanarak halkın yaşayabileceği sağlıklı ve “sürdürülebilir kalkınmaya elverişli alanlar” haline getirilmeye çalışılmaktadır. Kentsel dönüşüm projeleri kentsel koruma, kentsel iyileştirme, kentsel yenileme, kentsel yenileşme, kentsel yeniden canlandırma ve soylulaştırma yöntemleri kullanılarak uygulanmaktadır. Kentsel dönüşüm uygulamaları ülkemizde ilk olarak Ankara’da oluşan gecekondu sorununu çözmek için 1948 yılında çıkarılan “Ankara’da belediye ve devlete ait arsaların mesken yapacaklara tahsisi hakkında 5218 Sayılı Kanun” ile başlamıştır. Bu çalışmada kentsel dönüşümün hedefleri, yöntemlerinin neler olduğu açıklanacak, bunların uygulamalarından örnekler verilecektir. Kentsel dönüşümün yasal, sosyal, ekonomik açıdan toplum üzerinde yarattığı sorunlar tartışılacaktır. Anahtar kelimeler: demokrasi, darbe, militarizm, siyaset not: ilgi alanlarım milliyetçilik, iktidar, ideoloji, siyaset sosyolojisi, modernizm ve postmodernizm. Bu alanlar çerçevesinde oturum başkanlığına yazabilirsiniz kolay gelsin sevgiler.
“Başıbüyük'te Kentsel Dönüşüm” / Betül Kızıltepe-Dilara Köselerden-Seda Hasboyacı (Bahçeşehir Üniv.)
Araştırmanın amacı kentsel dönüşümün ekonomik ve sosyopolitik nedenlerini açıklamak ve kentsel dönüşüm içerisinde bulunan insanların bu yeni yaşama adapte olabilmek için hayatlarında ne gibi değişiklikler yarattığını bulmaktır.
“Kentsel Dönüşüm mü? Kentsel Rant mı?” / Celal Altin (Süleyman Demirel Üniv.)
Kentsel dönüşüm (yenileme) kavramının kökleri, II: Dünya Savaşı’nı izleyen yıllara dayanmaktadır. 1930’larda ve 1940’larda kapitalist ülkelerde ortaya çıkan ekonomik kriz, işsizlik ve savaş, sosyal ve fiziki yıkıma yol açmış, bu dönemdeki kentsel dönüşüm daha çok kentlerdeki yıkımı temizlemeyi hedeflemiştir. Kentsel dönüşüm kavramının, yık-yap anlamında kullanıldığını, bu anlamda kentsel dönüşümün sosyal, kültürel, siyasal, çevresel, tarihsel boyutta ve alanlarda ortaya çıkan sonuçları ve maliyetleri çok da göz önünde bulundurulmamakta ve önemsenmemektedir. Türkiye’de yakın zamanda, kentsel dönüşüm projelerinin hedef mekânları arasında; sulu kule, ayazma, başıbüyük, tozkoparan v.b gibi alanlar bulunmaktadır. Kapitalist sistem içerisinde kent mekânının, sermayenin sermayesi olduğu ve kentsel dönüşüm projelerinin; yerel nitelikteki sorunlara çözüm getirmekten çok, Türkiye kentlerinin ve kentsel mekânın ulusal ve uluslararası sermayenin taleplerine göre yeniden yapılandırılmasının aracı olduğu ortaya çıkmaktadır. Kentlerdeki çarpık kentleşmenin ve gecekondulaşmanın yol açtığı toplumsal sorunların ortadan kaldırılması için kentsel dönüşüm projeleri çözüm yolu olarak gösterilmektedir. Günümüzde toki ve büyükşehir belediyeleri başta olmak üzere birçok belediye kentsel dönüşüm projeleri hazırlamakta ve uygulamaktadır. Bu projelerin uygulamasıyla alt gelir grupları ile marjinal kesimlerin dışlanması ve bu kesimlerden boşalan /boşaltılan alanlara orta ve üst gelir gruplara yerleştirilmektedir. Bu bildiride kentsel dönüşüm uygulamaları sorgulanacak ve toplumcu belediyecilik anlayışının ilkeleri ekseninde tartışma gerçekleştirilecektir.
“Tarlabaşı Kentsel Yenileme ve Dönüşüm Projesi” /
Eda Efendioğlu-Hediye Gülşah Küçük-Elif Banu Akman (Bahçeşehir Üniv.)
Tarlabaşı uzun yıllardır Kürtler, romanlar, travesti ve transseksüeller, göçmenler gibi çeşitli dışlanmış grupların sığınağı oldu. İstanbul’u “dünya şehri” yapma çabasının başlamasıyla kentsel dönüşüm planları içerisinde önemli alanlar arasında tarlabaşı da yerini aldı. Geçmişten beridir gelen, Tarlabaşı’nın suç merkezlerinden olduğu izlenimi, “soylulaştırma” fikirlerine destek verdi. 2009 yılında yaptığımız çalışmada, tarlabaşı dönüşüm projesini farklı açılardan ele aldık. Bu tür dönüşüm projelerinin önünü açan 5366 sayılı, “yıpranan tarihi ve kültürel taşınmaz varlıkların yenilenerek korunması ve yaşatılarak kullanılması” kanununu değerlendirdik. Tarlabaşı mülk sahipleri ve kiracıları sosyal yardımlaşma derneği başkanı Ahmet gün ile süreç ve dönüşümle ilgili tarlabaşı halkının düşünceleriyle ilgili görüştük. Bunun yanında ihale sonucunda projeyi alan çalık holding'in projeyle ilgilenen kolu gap inşaat ile görüşmelerde bulunduk.
“Biz Kent İstemiyoruz, İnek Verin Yeter!” / Ekin Çakır (Mimar Sinan GSÜ)
2002 yılında birbirinden ilginç olaylar yaşandı. Bunlardan biri de köy-kent projesi için van'a gelen dünya bankası yetkililerine halkın cevabıydı: "biz kent istemiyoruz, inek verin yeter.”. Geçen seneki oturum başlıklarını bulamadığım için anahtar sözcük söyleyemeyeceğim:
kır-kent ayrımı, köy-kent projesi, dünya bankası gibi konularla ilgili bir sunum olacak.
“Chicago Okulu ve Wirth’ın Kent Kuramı Üzerine” /Emre Akçagündüz (Trakya Üniv.)
Ekoloji Okulu’na, “Ekolojik Okul” da denir. 1920’li ve 1930’lu yıllarda Chicago’da yapılmış kent sosyolojisi araştırmalarını ve bunlara dayanılarak geliştirilmiş bölümünün çalışmaları ve geliştirdiği kuramlar için kullanılır. Chicago Okulu genel olarak üç ana tema üzerinde durarak görüşlerini bu ana kavramlar üzerinden şekillendirmiştir. Bu kavramlar; “farklı kültürlerin karşılaşması ve çatışması; etnik gruplar arasındaki etkileşim süreci, etnik kümelerin -gel-git-‘ine göre kentin, topluluğun kurumlarının değişik çıkar grupları, paydaşlar ve aktörler tarafından ele geçirilmesi; kent politikasının yapısı ve işleyişidir. Bu makalede Chicago Okulu ve akımın önde gelen isimlerinin tezleri masaya yatırılacak ve Wirth’in kent kuramları irdelenecektir. öğretiye verilen addır. Bu dönemdeki çalışmalara Chicago yakınlarındaki çeşitli üniversiteler katılmıştır; ama bu terim genellikle Chicago Üniversitesi’nin sosyoloji bölümünün çalışmaları ve geliştirdiği kuramlar için kullanılır. Bu çalışmada Chicago okulu ve wirth’ın kent hakkındaki görüşleri incelenecektir.
“Turistik İki Şehrin Sosyolojik Açıdan İncelenmesi: Çeşme ve Cannes Örneği” /
Seda Ayan (Muğla Üniv.)
Gazete haberinden yola çıkılarak oluşturulan sosyolojik bir değerlendirmedir. Haber “çeşme için Türkiye’nin cannes’idenilmesi” üzerinden devam etmektedir. Peki Çeşme Türkiye’nin Cannes’i midir? Eğer değilse Türkiye’de Cannes olabilecek başka yerler var mıdır? Neden
? Sorunsalları üzerinden bu konu anlatılmaya çalışılacaktır. “Cannes Film Festivali” derken bu organizasyonun kendisi ve yapıldığı yer için; elitlerin tepeden denizi izlediği, yatlarıyla dolaştığı, Haute Coutur giyindiği bir tatil beldesi mi? Şöhret yolunda her şeyi göze
almaya hazır, hırslı kişiler için ir fırsat kapısı mı? Dünya film endüstrisinin her yıl gerçekleştirdiği hem ziyaret hem ticaret başlıklı ortak yapım mı? Tüm bu sorular çerçevesinde Çeşme için bu benzetmenin neden yapıldığı üzerinden sunum yapılacaktır. Kavramsal çerçevede Weber, Bourdieu, Adorno’dan ele alınan pasajlarla desteklenmeye çalışılacaktır.
“Ötelenmiş Irk: Çingeneler” / Ceylan İpekçi (18 Mart Üniv Üniv.):
“Kimlik Temsilinde Tarz, İmaj ve Simgeler” / Emine Dalıcı (Selçuk Üniv.)
Modern Öncesi Dönemlerde bireyin kimliği daha çok içine doğduğu toplumda doğuştan getirdiği statüler etrafında belirlenirdi. Daha doğduğu anda ne olduğu ve nasıl olması gerektiğiyle ilgili her şey çevre tarafından belirlenmiş olurdu. Birey rolü çerçevesinde şekillenir ve bu ölesiye kadar o çerçevede görülürdü. Tercih edebileceği çok fazla bir alternatifi yoktu ve olanı yaşardı. Modernleşme ile birlikte sonradan edinilen statüler bireyin kimliğini belirlemede birinci etken olmaya başladı. Ancak özellikle 1960’lardan sonra sosyal bilimler literatürüne baktığımız zaman yeni bir kimlik vurgusu etrafında bireyselci bir ideolojinin önem kazandığını görmekteyiz. Birey kimliğini, kendi oluşturduğu imajlarla daha görünür hale getirmiş ve bedenini bir kimlik temsil mekânına, seyirlik bir sahneye dönüştürmüştür. Kullanılan kostümler, kişilerin imajları kimliklerinin bir temsili halindedir. İmajları oluşturan semboller temsil ettikleri şeyleri sözsüz anlatıya dönüştürmektedir. İmaj kişilerin diyaloga geçmeden önceki ilk iletişimini sağlamakta, temsil ettiği şeyle arasında bir özdeşlik kurmaktadır. Sembolleşen bu metalar aidiyet duygusu oluşturmakta, aynı zamanda onu ait olduğu şeyle diğerlerinden ayırmaktadır. İmaj güdümlü oluşan bu yeni kültürde sembolleşen metaların taşıdığı kodlar aynı zamanda bir iktidar söylemi haline gelmekte ve bu semboller üzerinden siyaset yapılmasına neden olabilmektedir. Bu da kimliğin sembollerle siyasallaştırılmasına ve bireylerin ayrışmalarına ya da birleşmelerine neden olmaktadır. Bu durum insanların birbirlerini tanıyacak zamanları olduğu dönemde bir sorun olmasa da, teknolojinin gelişmesiyle ulaşımın bir sorun olmaktan çıktığı, kent yaşamının karmaşası ve bu sürecin insanların birbirlerine ayıracak vakitlerinin azalması, hatta hızlı akıp giden zamanda bu hıza ayak uydurmaya çalışırken salt tanımak için bir diğerine verecek vaktinin olmaması, kişinin bir diğeriyle karşılaştığında sadece özne olarak var olmasını engellemektedir. Kimlik oluşumu ve temsilinde yeni bir süreçle karşı karşıya olduğumuz ortadadır. İmajların konuştuğu bu dönemde imajlar gerçekten bireylerin kimliklerini temsil ediyor mu? Yoksa bu durum başarılı olabilmek ve tutunabilmek için bireyi, dışsal olarak, öznel bir formülün altına girmeye mi zorluyor? Kimliğin temsil alanı olan “beden”in , “imaj” üretilip tüketilen bir metaa dönüşürken ki algılanışı ve kullanılışı nasıldır? Gerçekle imaj arasındaki mesafenin bir uçuruma dönüştüğü bu “cilalı imaj devri”nde kişilerin imajlarından onların kimliklerini tanımlayabilmemiz mümkün mü?
“Zerdüştlük Yezidilik ve Kürtler” / Kazım Bozan (YYÜ)
Sonbaharda kurbanlar yapılırken, kurban ateşlerinin dumanı göğe yükseldiğinde tanrı ahura mazda-ki o güneşin ruhudur- güneşten baktı toprağı ışınlandırarak sıcaklaştırdı ve değişime uğratarak armağan etti insanlara. Onları ibadete çağırdı ve arî halkından olan insanlar ona şöyle hitap ettiler; büyük güneş tanrısı ahura mazda doyum için yağmur ver olgunlaşma için sıcak ver denge için rüzgâr ver büyük güneş tanrısı ahura mazda bizleri duy… (Zend Avesta) zerdüştlük ve yezidilik; birbirinden farklı gibi duran bu inanç ve kültürler aslında birbirinden çokta farklı ve bağımsız değildirler bu yüzden yezidilik ele alınırken öncesinde Zerdüştlük’e göz atmakta fayda olacaktır. Orta doğunun en eski halklarından olan Kürt halkının islamiyet öncesi inanış biçimi(-dini) olan zerdüştlük ve onun farklı yorumlanışı ile şekil değiştirmiş Yezidilik(-ki bu konu hala tartışma konusu) hakkında bir göz gezdirme zerdüşt kimdir zerdüştlük nedir, şêx adi kimdir yezidilik nasıl ortaya çıkmıştır ve zerdüştlük ile benzerlikleri nelerdir ve bu konular arasında Kürtler…
“Etnik Kimlik ve Toplumsal Dışlanmışlık: Yuvalılar Çingeneleri ve Osmaniye Abdalları” Hacer Akülkü-Eda Yücel (Abant Izzet Baysal Üniv.)
Etnik kimlik, sosyolojinin de ilgilendiği bir araştırma alanıdır. Bu kavram dünyanın birçok yerinde söz konusu olup çeşitli grupları içerir ve üzerinde araştırmalar yapılır ve Türkiye’de de çeşitli etnik kimliklerle ilgili çalışmalar yapılmıştır. Türkiye etnik kimlik açısından çeşitlilik göstermektedir. Bu çalışmada; Türkiye’de mevcut 47 etnik kimlik içerisinde yer Alan Çingeneler ve abdallar ele alınmıştır. Bu konunun ele alınma nedeni Çingeneler ve abdallar üzerine çok fazla araştırma yapılmamış olmasıdır. Araştırmanın konusunu Antalya İli’nin Finike ilçesinin Turunçova beldesindeki yuvalılar köyünde yaşayan Çingeneler ile Osmaniye İli ve çevresinde yaşayan abdallar oluşturmaktadır. Çingeneler ve abdallar Türkiye’nin farklı illerinde yaşamaktadır. Bu çalışmada Turunçova belde’sinin ve Osmaniye’nin seçilmesinde bu yerlere ulaşılabilmenin kolay olması etkili olmuştur. Antalya’nın Finike ilçesinin Turunçova Beldesi’nde yaşayan Çingeneler ile Osmaniye ilindeki Abdalların toplumsal dışlanma (ma) düzeyleri ele alınıp, söz konusu dışlanma (ma) nedenlerine sosyolojik olarak bakmak bildirinin temel amacıdır. Bu kapsamda; dışlanma (ma) durumu ekonomi, din, kültür, etnik kimlik, sosyal mobilite ve ilişkiler temel alınarak çözümlenmiştir. Her kimlik öncelikle kendi içerisinde sözü edilen değişkenlere göre değerlendirilmiş ve ardından karşılaştırmalı olarak çözümlenmiştir. Bu çalışma Ekim 2009 ile Şubat 2010 arasında gerçekleştirilmiş ve çalışma nitel veri toplama teknikleri kullanılarak yapılmıştır. Bu kapsamda veriler odak grup çalışması, derinlemesine mülakat ve gözlem yapılarak derlenmiştir. Kendini Çingene olarak tanımlayan 8 kişi ve abdal olarak tanımlayan 15 kişi ile görüşmeler yapılmıştır. Anahtar kelimeler: etnik kimlik, Çingene, abdal, toplumsal dışlanma.
“Kültürel Kimlik Üzerine Bir Çalışma” Tuğçe Tuna (Akdeniz Üniv.)
Bu çalışmayı, Antalya da yerel yönetimin değişmesiyle birlikte başlayan “hepimiz Antalyalıyız” projesini sorgulama sürecinde hazırladım. İlk olarak billboardlardaki ilanları gördüğümde “hepimiz Antalyalıyız” söylemiyle yaratılmaya çalışılanın toplumsal bir bütünlük olabileceğini düşündüm. Bu kusursuz bir Antalya demekti. Herkesin birbiriyle uyum içinde yaşadığı kusursuz bir kent tasavvuru. Bir kültürel kimlik oluşturma çabasını, baudrillard’ın kavramlarından feyzalarak oluşturduğum kuramsal çerçeveyi, stuart hall’ün kültürel kimlik tanımıyla destekleyerek ve “hepimiz Antalyalıyız” projesini tasarlayanların da fikirlerinden yararlanarak tartışacağım. Anahtar kavram: kimlik Türkiye Cumhuriyetinin (TC) kurulmasından günümüze kadar ki Türk siyasi hayatının en çok konuşulan konularından biri olan laiklik tartışmaları güncelliğini hala korumaktadır. Cumhuriyet devrimlerinin temel ilkelerinden biri olan laiklik ilkesi, çok partili hayata geçiş süreciyle birlikte siyasal iktidarlar tarafından suiistimal edilmiştir. Demokrat partinin iktidara gelmesiyle birlikte laiklik tartışmaları kuvvetlenmiş, laikliğe aykırı politikalar uygulanarak laiklik ilkesi tahrip edilmiştir. Bu süreçle birlikte laikliğin sıkı savunucularından olan Türk silahlı kuvveti (TSK) ile siyasal iktidarlar arasında gerginlikler yaşanmıştır. Bu gerginlikler kimi zaman 28 Şubat 1997 sürecinde olduğu gibi ordunun laikliği korumak, laiklik ilkesine aykırı eylemleri önlemek amacıyla siyasete müdahalesiyle sonuçlanmıştır. Anayasa mahkemesinin mevcut iktidar partisi olan AKP (adalet ve kalkınma partisi) iktidarını laikliğe aykırı eylemlerin odağı olarak görmesi sonucu laiklik gündemdeki önemini yine korumuştur. Türk-İslam sentezine dayanan devlet politikası, diyanet işleri başkanlığı kurumunun varlığı veya yapısı, zorunlu din dersleri, imam hatip liselerinin hızlı bir şekilde artması vb. Süreçler laiklik kapsamında tartışılan temel konulardandır. Tüm bu süreçler ülkeyi laikler ve laiklik karşıtları olarak ikiyi ayırmıştır ve bu gelişmeler laiklik tartışmalarını gündemde tutmuştur. Bu çalışmada Türkiye’de çok partili hayata geçiş süreciyle birlikte ivme kazanan laik-İslam kutuplaşması ve bunun sonucunda ortaya çıkan laiklik tartışmaları irdelenecektir.
“Yezidiler ve Türkiye’de Yezidilik” / Buket Köylü-Eshat Ayilmaz (Muğla Ünv.)
Yezidi dinin kökeni nerden gelmektedir? Pek çok değişik bilgiler karşımıza çıkmaktadır. Fakat genel olarak Yezidilerin karma bir din mensubu olmakla birlikte Arap ve Asur kökenli oldukları söylenir. Yezidilerin dünyada ve Türkiye’de yaşadıkları yerler nerelerdir, ilk olarak nerelerde yaşamışlardır. Yezidiler Türkiye’de Mardin’in; Midyat, savur, Nusaybin - Urfa’nın Viranşehir, Ceylanpınar, Suruç - Diyarbakır’ın Bismil ve çınar… Bölgelerinde yaşamaktadırlar. Dünyada ise çoğunluk Musul, Iran, Tiflis, Erivan… Gibi yerlerde yaşamaktadırlar. Yezidilik inancında kutsal olan kitaplar hangileridir, helal-haram
ayırımı nasıldır, günlük ibadetleri nelerdir? Yezidilerin kiteb a-cilwa (vahiy kitabı) ve mıshafa-reş(kara kitap) olmak üzere iki kutsal kitabı vardır. Yezidiliğin temel ilkeleri bu iki kitaptan kaynaklanmaktadır. Yezidilerin ibadetleri; namaz, oruç, hac ve zekâttır. Tabi bunlar islamiyetteki gibi değil de farklı şekilde yerine getirilirler. Yezidilerde gelenek ve görenekler nelerdir? Bayram günleri ve diğer özel günler… Yezidilerin 4 tane dini bayramı vardır. Bunların yanında nevruz bayramı da folklorik bir aktivite gibi kutlanır. Yezidilerin ölüm ve cenaze törenlerinde yaptığı ayinlerde farklı gelenekleri yansıtmaktadır. Yezidilerin geçmişten bu yana oluşturduğu sınıfsal yapılar hangileridir? Yezidiler kastlara ayrılmış bir topluluktur. Antik çağın gnostik topluluklarında görülen bu hiyerarşiyi yezidiler bugüne kadar sürdürmüşlerdir. Yezidilerin başlıca sınıflarını; mirler, şeyhler, fakirler, pirler, kavvallar ve müritler meydana getirir. Bunlar arasında çeşitli iş bölümü, dini rütbe ve zenginlik ayırımı vardır. Son olarak Türkiye’deki Yezidilerin sorunları nelerdir ve neden şikâyetçidirler.
7.ENTELEKTÜELLER
“Mevlana’nın Bati Dünyasındaki Etkileri ve Batıda Mevlana Algısı”
Cemal Ekmen–Gülistan Dalgiç (Gaziantep Üniv.)
13. Yüzyılda yaşayan ve türbesi konya'da bulunan ünlü düşünür Mevlana celaleddin rumi, geçmişte olduğu gibi bugün de insanları etkilemeye devam etmektedir. Mevlana hakkında yazılan kitapların ABD ve Avrupa'da yoğun ilgi gördüğünü, bu ilginin her geçen gün artarak devam ettiğini söyleyebiliriz. Mevlana'nın şiirlerinin bestelenerek hazırlandığını, geçmiş yüzyıllarda olduğu gibi yakın tarihte de çok sayıda ünlü ressam, opera sanatçısı ve bestecinin Mevlana’dan etkilenerek eserler ortaya koyduğunu görmekteyiz. Tüm bunları ele alarak Mevlana'nın dünya ortak mirasına yaptığı katkıları ve batı dünyasına etkilerini ele almaya çalışacağız
“Entelektüel ve İktidar” / Merve Boluk (Balıkkesir Üniv.)
Entelektüel ve iktidar birbirini iten ve aynı zamanda da birbirini çeken iki kutuptur. İktidarın entelektüel "sevgisi" sürerken, entelektüelin de iktidar "sevdası" kaybolmamıştır. Entelektüel, bir önderdir. Ardına birilerini aldığı müddetçe ilerleyen kişidir. Ama aynı zamanda tek başına ddirenibilen kişidir de entelektüel. Geldiği yolu kolay kolay geri dönmez. Tüm bunlarla birlikte bir iktidar sevdasına da çok uzak değildir. İktidar, yönetendir. Yönetilen kitlenin isteklerini yerine getirmekten sorumlu olduğu kadar onlardan istekleri de vardır. Ve bunları sunarken yardımına ihtiyaç duyduğu kişi de şüphesiz ki entelektüeldir. Onu yanında görmek ister. Entelektüelin bir siyasi görüşü olamaz. O, tek başınadır. İktidar onu yanına çekmeye çalıştıkça o kaçar. Çünkü bir ideolojiye bağlanmak ona göre değildir. Anahtar sözcükler: entelektüel - iktidar - entelektüelin siyasi görüşü
“Ehmedê Xani’nin, Kürtler açısından anlam ve önemi” / Şevin Çiçek (Anadolu Üni.)
“İslamcı Bir Sosyolog Olarak Ali Şeriatı ve Marksizm Tartışmaları”
Çağrı Bütün (Selçuklu Üniv.)
Ali Şeriati, Iran Devriminin ideologlarından olan bir sosyolog ve din sosyolojisi alanındaki çalışmalarıyla tanınmıştır.1993 Iran doğumlu olan şeraiti, lisansını Iran da bitirdikten sonra Paris Üniversitesinde yüksek lisansına başlamış, felsefe ve sosyoloji alanında doktor unvanı almıştır. Ülkesine döndüğü sıralarda fransa da yaptığı etkinliklerle suçlanmış ve hapse atılmıştır. Serbest kaldıktan sonra ülkesindeki çeşitli üniversitelerde hoca olmuş ve kısa sürede dersleri büyük bir sükse yapmıştır. Bu ilgi şah yönetimini rahatsız etmiş ve şeriati hakkında tutuklama emri çıkarmıştır. Bu sürede şeriati, ülkeden ayrılma kararı vermiş fakat 1 hafta sonra öldürülmüştür. Bu cinayetle ilgili çeşitli spekülasyonlar olsa da bir netliğe kavuşmamıştır. Şeriati, Paris’te kaldığı süre içersinde dinler tarihi ve sosyoloji öğrenimi görürken paris’in entelektüel çevreleriyle kurduğu yakınlığın tesiriyle Marksist bir formasyondan geçmiştir. Şeriati, batı ideolojileri içersinde özellikle Marksizm’in dikkate alınması gerektiğini vurgular. Nitekim brad hansen’ın da belirttiği gibi şeriati, Marksizmi diğer batılı "izm"ler arasında, dünya görüşü, insani faaliyetlerin tüm boyutlarını içeren en olgun ve en kapsamlı bir ideoloji olarak kabul ediyordu. Ali Şeriati, Marx ve Marksizmi 3 ayrı şekilde incelemiştir. (Genç Marx, olgun Marx, yaşlı Marx). Genç Marx, her şeyden önce diyalektik materyalizmi savunarak tanrıyı, ruh ve uhrevi yaşamı inkar Eden bir filozoftur. Şeriati’ye göre, Marx’ın bu boyutu Avrupalı sosyalist ve komünistler tarafından gereğinden fala bir biçimde vurgulanarak büyütüldü. Çünkü bu kimseler kendi gerici kiliselerine karşı direnmek için, tüm din biçimlerine ve tüm dinleri aşağıladılar. Olgun Marx, bir Sosyal-Bilimci olarak yönetici-patron sınıflarının ezilenleri ve işçileri nasıl sömürdüklerini açıkca ifşa eden gelişmiş Marx’tır. "Tarihsel Determinizm" in ekonomik determinizm değil kanunları nasıl işler ve her ülkenin ekonomik alt yapısı ile bunu üstünde yer alan özelde ideolojiyle politik kurumlar gibi üst yapılar arasındaki etkileşim nasıldır türü sorulara cevap arar. Üçüncü Marx ise devrimci bir parti oluşturarak çoğunlukla politik açıdan zorunlu ve fakat kendi sosyal metodolojisi ile tam olarak örtüşmeyen öngörülerde bulunan yaşlı bir politikacıdır. Ali Şeriati, marksizm ile Islam arasındaki uzlaşmazlıkları ve çatışmaları vukufiyetle bilen fakat marksizm’in bir ideoloji olarak değil, bir bilim olarak ve toplum için göz ardı edilemeyeceğini savunan alışılmadık bir aydındır. Onun düşünce dünyasının üçlü bir saç ayağı üzerinde durmaktadır diyebiliriz. Bu üçlü saç ayağı aynı zamanda onun entelektüel ve sosyo-kültürel kaynaklarını da verir: Islam’ın şii yorumu, Sufi bir kişilik ve her ne kadar eleştiri oklarına tutsa da marksist terminoloji. Islam sosyalizmi tartışması bağlamında onun yalnızca marksist cephesini irdeleyen bu çalışma, şii ve Sufi yönünü biraz gölgede bırakmak durumunda kalmıştır. Anahtar kelimeler: Ali Şeriati, Karl Marx.
8. İDEOLOJİ, FELSEFE VE KURAM
“Türkiye’de, 1968–80 Dönemindeki Sol Örgütlenmelerin İzledikleri ‘Politikalar’ ve Bu Doğrultuda Alternatif Bir Ahlak ve Toplumsal Kimlik Olarak Yeniden Üretilen ‘Solcu’luğu Üzerine” / Ozan Ağbaş (ODTÜ)
Dönemin çift kutuplu dünya politikası ve türkiye’deki baskın-resmi ideoloji olan kemalizm ile de doğrudan bağlantılar kurarak ilerleyeceğim sunumda, o dönemde yaygın bir alt-kimlik olarak karşılaştığımız ‘solcu’ yapıyı özellikle dönemin muhalif hareketi içerisinde özne konumunda olan kişilerin kendi ifadelerine dayanarak inceleyeceğim. Yalnızca bir politik alan olması dışında; sosyal bir alan olarak da düşünebileceğimiz sol örgütlerin, birbirini karşılıklı olarak etkileyen ve şekillendiren ideolojik ve sosyal yapılarını bir arada ele alacağım. Bu ikili yapı içerisinde özellikle ideolojik bağlamda ise kaynak olarak dönemin örgütsel metinlerine ve teorik arka planlarını yansıtan kişisel anlatımlara başvuracağım. Son olarak ise türkiye’deki ‘solcu’ kimliğin yeniden yaratılma sürecinde önemli bir etkiye sahip olan sovyetler birliği, çin, küba gibi dünyadaki komünist girişimlerin pratiklerini de çalşmama katarak özellikle örgüt içi ilişkilerde ve oluşturulan sol alt kültürde karşılaştığımız bu pratiklerin izlerini de ele almaya çalışacağım.
“Anarşizm, Toplumsal Adaletsizliğe Karşı Ahlaki Bir İsyandan Doğmuştur”
Muzaffer Yıldırım (Mersin Üniv.)
Anarşizm yanlış kavramlarla kuşatılmış bir siyasal felsefedir. Bunun temel nedeni ıse anarşizmin gerçekten de basit sloganlarla ve parti çizgileri ıle ıfade edilemeyen farklı bir düşünüş tarzına sahip olmasıdır. Gerçekten de 10 anarşistten anarşizmi tanımlamalarını ıstersiniz, büyük bir ıhtimalle 10 farklı cevap alırsınız. Yani anarim siyasi bir felsefe olmasının ötesinde bir yaşam biçimidir… Çıkar ortaklığı bulunan ve hiç kimsenin yoldaşını sömürme arzusu ya da aracı olmadan bir toplulukta otoritenin ıznine rastlanmaz; ancak ıç mücadeleler ortaya çıktığında, topluluk galipler ve mağluplar olarak ıkiye ayrıldığında otorite ortaya çıkar ve bu elbette en güçlün yararına onu daha da güçlendirerek zferini ebedileştirmeye hizmet amacıyla kullanılır… …anarşistler tarih boyunca devrimci hareketlerde önemli roller üstlendiler. 1789'da başlayan fransız devrimi aslında güçlü Proto-Anarşist unsurlara sahipti. Pierre-joseph proudhon, peter kropotkin, mikhail bakunin ve errico malatesta gibi ısimler devrimci anarşist teorinin gelişmesine 19. Ve 20. Yüzyıllarda önemli katkılarda bulundular. Anarşistler 1905 ve 1917 Rus Devrimci hareketlerinde önemli roller üstlendiler, ancak bolşevikler diğerlerini tasfiye ederek gücü ele geçirmelerinden sonra sık sık acımasız metodlarla bastırıldılar.
“Sosyolojinin ‘Ahlaki Suskunluğu’” / Sena İslam (İstanbul Bilgi Üniv.)
16. Sosyoloji kongresinde yapmayı düşündüğüm sunum günümüz dünyasında gerçekleşmekte olan bütün soykırımlar ve katliamlar üzerinden sosyolojinin bu katliamlara karşı aldığı tavıra eleştirel bir bakış açısıyla bakmayı hedeflemektedir. Bunu yaparken teorik çerçevemi bauman’ın ‘ahlaki suskunluk’ kavramını merkeze alarak çizmeyi düşünüyorum. Tabii ki bu kavrama paralel olan ya da aksi yönde geliştirilen diğer kavramlara ve argümanlara başvurulacaktır. Sunum konusu olarak bu konuyu seçmemdeki asıl etken, sosyoloji bölümü 3. Sınıf öğrencisi olarak günümüzde gerçekleştirilen katliamların ve soykırımların sosyolojinin içeriğinde, tarihte gerçekleştirilmiş holokost ya da katliamlar kadar yer almadığının dikkatimi çekmiş olmasıdır. Sosyolojinin ya da bu disiplinin içerisinde yer alan sosyologların tarihte gerçekleşmiş ve üzerinde sadece konuşabileceğimiz bu olaylara bu kadar yoğunlaşırken, şu anda gerçekleşen ve söylemlerimizin ve aktivitelerimizin belki de olayların gidişatını değiştirebileceği olaylar üzerinde neden bir suskunluk yaşadıklarını argümanlarıyla birlikte ortaya koymak bu sunumun temel hedefi olacaktır. Sosyologlar olarak toplumun belirleyiciliğinden bu kadar yakınırken ne kadar bu belirleyiciliğin dışına çıkıp özne olabiliyoruz?
“Eğitim ve İktidar İdeolojisinin Yeniden Üretilmesi” / Yakup Ataş (YYU)
Bu çalışmamda yapmak istediğim şey: E.A.Rauter’ın “Düzene Uygun Kafalar Nasıl Üretilir” kitabındaki; “eğitimin insanları nasıl sistemin istediği ve kullanıla bilir birer nesne gibi imal ettiğini anlatırken” Bir insanın davranışları yaşamının akışını belirlediği gibi, edindiği bilgiler de yaşamını belirler. Öyleyse okullarda yalnız insan değil, aynı zamanda insan hayatıda biçimlendirilir” iddiasının yanında; Yine Gramsci’de olan ve Althuser’in geliştirdiği “Devletin ideolojik aygıtları” kuramının Althuser’in belirtiği “eğitim ile ilgili açtığımız parantez, bizi daha somut bir plana, toplumsal bir formasyonda öğretimin örgütlenmesi sorununa, kısaca okula göürüyor. Bu husustada, daha önceki gözlemlerimiz doğrultusunda şunu söyleyebiliriz; sınıflı bir toplumda öğretim-eğitimin ve onuda içeren egemen ideolojinin bir uzantısı bir somutlaşma biçimidir ve bu niteliğiylede nesnel ve yansız olmaktan uzaktır. Kapitalist toplumlarda okulun en önemli işlevi burjuva ideolojisini bu bağlamda el emeğiyle entelektüel emek arasındaki iş bölümünü yeniden üretmektir.”Belirlemsi çerçevesinde “Türk Eğitim İdeolojisi”ni tarihsel bağlamda eleştirmektir.
9. MİLLİYETÇİLİK VE MİLİTARİZM
“Rus Milliyetçiliği” /Aysun Acar (Trakya Üniv.)
Rus Milliyetçiliği ya da rusya’nın, çarlık döneminden bu yana bilinçli olarak sürdürmeye çalıştığı, “pan-slavizm düşüncesi”, benzeri pek çok “pan” akım gibi barış ve konsensusu zora sokmaktadır..Daha dar bir terim olarak algılansa da aslında tarihte yaptığı etkiye bakılarak, ''panrussizm''i de bu çerçeve içindeki değerlendirmek gerekir. Geniş bir coğrafyaya yayılı slavlar ne derece ''ruslaşmak'' istemişti? Bu sorunun cevabı çok bilindik dönem olan çarlık dönemi’nde aranabilir. Rusya’nın en başarılı rejiminden en karanlık dönemine dek sabit genişleme- yayılma politikaları hiç değişmemiştir. Bunun da tek bir nedeni vardır: ''rus milliyetçiliği''. Hatta, rsya’nın katı bir ''irk çıkarcılığı''güttüğü bile öne sürülebilir. Bunu destekleyen en güçlü gelişmelerden biri önde gelen rus liderlerinin irkçı söylemleridir. Stalin ''rusya'da rus olmayan herşeyi yıkacağız ve rus'a göre yenide kuracağız'' sözü ile rus milliyetçiliğinin oluşum seyrine işıkttmuştur. Son dönemde huntington'un da üzerinde israrla durduğu, hatta duayeni olduğu bir terim vardır ki o da,:''kimlik sorunu''dur. Milli kimliği süzdürmeye açıkçası daha küçük parçalara ayırmaya çalışan yazara karşın rus milliyetçiliği, tam tersi biçimde homojen toplum yaratma çabası içindedir. Yani parçaları panrussizmde birleştiren bir politik çizgi izler.
“Militarizm ve Türkiye’deki Militarist Yapi” / Burcu Sever-Hüseyin Balik (Selçuk Üniv.)
Ordu kavramını Fransızca karşılığı olan militaire, etimolojik olarak latince ‘Askerlik ve Savaşa Dair’ anlamına gelen Militaris’e dayanmaktadır. Dolayısıyla militarizm kavramını türkçe’ye orduculuk ve askercilik olarak çevirebiliriz. Militarizm kavramı ilk olarak 1860’larda Fransız anarşist düşünür pierre Joseph Proudhon tarafından kullanılmaya başlanmış; bu kavram yüzyılları aşan tarihçesi bir yandan tarihsel olaylar bir yandan da düşünsel gelişmelerle şekillenmiştir. Militarizm: ordunun siviller üzerindeki egemenliği esasına dayanan, özellikle de 19. Yüzyılda ordu gücünü kullanarak yayılmacılık politikası güden devletlerin başını çektiği siyasal akımdır. Militarist tanımı en genel anlamıyla michael howard’a göre: ‘’askeri alt kültüre ait değerlerin toplumun egemen değerleri olarak algılanması şeklinde yapmıştır. Örneğin ABD militarizmi kendi halkına değil dış politik araç olarak diğer ülkelere karşı devam etmektedir. Türkiye’de sadece kışla değil; sade kışladan da değil, siyasette, medyada, okulda, sokakta, hatta camide karşımıza çıkan ve tüm zeminlerden topluma aksettirilen kapsamlı bir dayatma, yönlendirme kültürü ve pratiği şeklinde uygulanmaktadır. Son olaylarda da görüldüğü üzere siyasal analizlerin olgular yerine, karakterler üzerinden yapılmasının yaygın bir gelenek olduğu gerçeği militarizmin türkiye üzerindeki bariz etkisini gösteriyor. Militarizm toplum tarafından çokta bilinen bir kavram olmamasına rağmen; toplumun yapısına baktığımızda eğitimdeki yerini, zorunlu askerlik olgusunu, toplumsal cinsiyet rolünü, ekonomi, güvenlik ve uluslararası siyasetteki hakimiyetini açıkça görebiliriz. Kimi zaman bu hakimiyet şovenizm boyutlarına ulaşarak toplumsal bilinçaltını beslerken, diğer yandan da insanın var oluşunu da içten yok etmektedir. Tüm bu yaşananlar, sorunlar yumağı içindeki Türkiye’nin militarizm diye köklü bir sorunu olduğunu gözler önüne sermektedir. Sonuç olarak bu militarizmi ancak kanuni düzenlemeler ve en önemlisi zihniyet değişimiyle ortadan kaldırabiliriz.
“Mahalle Baskisinin Yaşamsal Gerçekleri” / Aytaç Aydın (Trakya Üniv.)
“Mahalle Baskısı”, yeni bir kavram olmamakla birlikte Osmanli toplum yapısından günümüze taşınan, ancak; sosyal bilimlerin önde gelen isimlerinden şerif mardin ile somutlaşan bir olgudur. Gerçekten, “mahalle baskısı” kavramını somutlaştırırken, Osmanli devrim tarihinde jön türklerin “en çok korktuğu” şey olarak tanımlayan Şerif Mardin, bu havanın türkiye’de iktidar partilerinden bağımsız olarak yaşadığına ve hatta bu havanın siyasi iradeden üstün olduğuna inanmaktadır. Siyasal kutuplaşmanın ve güç çekişmelerinin yaşandığı günümüz politik yaşamında siyasal iktidarların hızla kadrolaşması, toplumsal yapıda da hızlı değişimlere yol açmaktadır. Sadece bu değişimle sınırlı kalmayıp, toplum; kendisini ayakta tutan eşitlik, özgürlük ve ahlak gibi değerlerden de uzaklaşmaktadır. Kamuoyunca aslında görmezden gelinen bu süreç, sıradan insanların bile gündelik yaşantısını etkileyecek bir boyuta taşınmıştır. Bu süreçte iktidar partisinin, “mahalle baskısı”nı destekleyen politikalarını artırması; hem temel hak ve özgürlükleri yok ederek toplum yapısını parçalamasına, hem de laik düzlemdeki siyasal yapıya zarar vermektedir. Bu araştırmanın konusunu, neden-sonuç ilişkileriyle, “mahalle baskısının yaşamsal gerçekleri” oluşturmaktadır.
10. NAMUS
“Üniversite Öğrencilerinde Namus Algısı” / Deniz Işıker (Bilgi Üniv.)
Namus Türk Toplumu başta olmak üzere müslüman toplumların genelinde, değer yargılarının temeline oturtulan bir kavramdır. Birçok kavramla bağlantılandırılsa da kesin çizgilerinin toplumsal kurallarla çizildiği aşikârdır. Bu kuralların çiğnenmesi, genelde gelenekler bağlamınca hoş görülmez ve hatta çoğu kez katı bir biçimde cezalandırılır. türkiye dahil olmak üzere müslüman toplumların büyük bir çoğunluğunda kadınların bedenlerini ve cinselliklerini, kadınların kendilerine değil, aileye, aşirete ya da topluma ait gören erkek egemen tutum ve anlayış hakimdir(1).namus kavramıyla ilgili çok araştırma olmaması bize, bu konunun toplum tarafından hala irdelenmeye ve sorgulanmaya çok da açık olmadığının bir kanıtı sayılabilir. Ama son yıllarda gerek medyanın etkisiyle, gerekse az sayıda da olsa yapılan bu tür araştırmalarla, bu aşılmaz duvara bir gedik açıldığı söylenebilir. Bu araştırma namus algısıyla ilgili olup, üniversite öğrencileri arasında yapılmıştır. Bunun sebebi üniversite eğitiminin bireylerde bazı tabuların yıkılmasına sebep olup olmadığını ve bu algının çeşitli değişkenlere göre değişiklik gösterip göstermediğini araştırmaktır. Aynı zamanda kıbrıslı ve türkiyeli öğrenciler arasında fark var mı sorusuna cevap aranmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket deseni kullanılmıştır. Denekler 19 farklı üniversitenin çeşitli bölümlerinde okuyan 200 öğrenciden oluşmaktadır. Veriler spss 13,0 programı ile değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde kay-kare yöntemi kullanılmıştır. Bulgular gelir seviyesinin, yaşanılan bölgenin, cinsiyetin, yaşın ve anne-baba eğitim seviyesinin namus algısı üzerinde etkili olduğu göstermiştir. Anahtar kelimeler: namus algısı, üniversite öğrencileri, değer yargıları, kıbrıs
“Sessizliğin Yarattığı Trajedi: Ensest” / Erdal Tekin (Akdeniz Üniv.)
Ensest; Adi bile insanlari rahatsiz ediyor gözler öne düşüyor, belirsiz bir suskunluk....aile içi cinsel istismar olarak adlandirilan ensest'in tanimi toplumlara ve kültürlerine göre değişmektedir. Ilkel toplumlardan günümüz modern toplumlarina Kadar bir tabu olarak görülmektedir ensest. Sessiz sedasiz hiç yaşanmamiş gibi; ama onu vareden ve devam ettiren nedenlerden biri de bu suskunluk. Sessizliğin ardindaki yaşamlari sorgulamaya hazir misiniz?
“Toplumsal Bir Travma: Tecavüz” / İnci Çalışkan-Naciye Ertaş-Nuran Kızılkan (ODTÜ)
Cinselliğin konuşulmadığı/konuşulamadığı bir toplumda cinsel şiddetin israrla yok sayılması, görmezden gelinmesi, örtbas edilmesi çok da şaşırtıcı değil. Yanlızca maruz bırakılan kadının bireysel sorunu gibi algılanmak istenen, toplumun maruz bırakılan kadını “mağdur” kimliğine ilelebet iliştirmeye çabaladığı “tecavüz” gerçekten de bireysel bir sorun mudur? Travma nedir, tecavüz neden toplumsal bir travma olarak ele alınmalıdır, tecavüz bir sonuç mudur, tecavüze maruz kalmış olan bireyler olarak hukuksal haklarımız ve hukuk alanında karşılaştığımız ve yaşadığımız sıkıntılar nelerdir ve en önemlisi neler yapabiliriz gibi soruların çözümler halinde sizlerle çoğalması dileğiyle.
11. MODERNİTE, MODERNİZM VE MODERNLEŞME
“1700–1923 Yılına Kadar Modernizasyon Sürecimiz”
Derya Dağabakan-Osman Yılmaz (Balıkesir Üniv.)
Osmanlı Devleti Kanuni Sultan Süleyman Han’ın ölümünden sonra siyasi, iktisadi, idari anlamda geriye gitmiştir. 1699yılında imzalanan Karlofça Antlaşması ile birlikte eski gücünü kaybettiğini devlet adamları nezdinde de kabul etmiş ve bu tarihten itibaren bir şeyleri değiştirmesi gerektiğinin farkına varmıştır. Osmanlı örgütlerini diriltme yolunda giden ıslahat fikri yerine Batı yöntemlerini alma yönüne çevrili ıslahat fikrinin filizlendirmiştir. Geleneksel düzenin ilk bozulduğunun 1595 tarihi ile başlamış olan geleneksel düzene dönme görüşünün yetersizliğinin anlaşılmasıyla, başlama tarihi olarak kabul ettiğimiz yaklaşık 1700 tarihinden sonra, eskiden yeniye geçme sorunun getireceği aşamaların ilkini bu bölümde inceleyeceğiz. İlber Ortaylı’nın tabiri ile imparatorluğun en uzun yüzyılıydı. Devlet nefes alamaz haldeydi. Osmanlı Devleti bu durumdan kurtulmak ve çağa ayak uydurmak istiyordu. Fakat devlet adamlarının yetersizliği ve halktan kopuş, değişimin gerçekleşmesine izin vermemiştir. Toplumun tüm tabakaları için istikrarsız ve kargaşa dolu günler başlamıştır. Teoride yeniyi talep etme, eski kurumların yerine çağa uygun kurumları inşa etme, toplumuzun refahını arttırma düşünceleri pratiğe dökülemedi. İster istemez çatışma ortamı oluşmuştu. Biz bu noktada Osmanlı devletini 17.yüzyıldan alıp cumhuriyete kadar getireceğiz. Değişim ve dönüşüm sürecini bu bağlamda ele alıp kapsamlı bir şekilde inceleyeceğiz.
“Modernlik Bize Ne Anlatir? Biz Modernlikten Ne Anlarız” / Özge Çelik (Sakarya Ünv.)
Olan durun ile olması istenen durum arasındaki fark problemdir. Bu fark ne kadar büyükse problemimizde o kadar büyük ve ciddidir. Olan durum ile olması istenen durum arasındaki fark modernlik kadar başka hiç bir kavramda bu kadar büyük olmamıştır. Bu büyük fark da büyük problemleride beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda modern insan kimdir? Modern toplumda insan -insan ilişkileri, insan-doğa ilişkileri nelerdir? Modern toplumda iktisadi ve siyasal ilişkiler nelerdir? Bu soruların cevabından yola çıkarak gerçekle modernlik arasındaki farkı (problemi) anlamaya çalışa anahtar kelimeler; modernlik, modernleşme, uyum, çatışma.
12. POPÜLER KÜLTÜR
“Sosyolojik Olgu Olarak Müzik: Popüler Kültür ve Orhan Gencebay Arabeski”
Elif Demirtaş (Marmara Üniv.)
Bir sembol sistemi oarak müzik; hem sözü hem de müziksel yapısı ile birlikte, ortaya çıktığı dönemin niteliği hakkında bir göstergedir. 1970 sonlarından itibaren müzik olayını aşan çeşitli durumları tanımlamak için kullanılagelen arabeske "yozlaşmanın müziği" demek,geçirdiği serüveni ve etkilerini anlamamıza yardımcı olmaktan uzaktır. Bu serüven üreticisinden ürüne ve tüketicisine tarihsel/toplumsal bağlamı içinde bakarak anlaşılabilir. Bu anlamda arabesk müziğin kendisi türkiye'nin kültürel 'modernleşme' sürecinde bir gösterge olarak incelenebilir. Arabesk müziğin serüveninin kendi içinde çok yönlü incelemesinin türkiye'de popüler kültürün, kültür endüstirisinin işleyişi ve kültür aracılığıyla kurulan hegemonya ile toplumsal muhalefet konularının anlaşılması açısından önemlidir. Bu bağlamda aşağıdaki sorulardan hareketle geniş bir kitle tarafından paylaşılan ve isterse estetik değeri eleştirilsin yada severek dinlensin, yaşayarak oluşturulan ve etki eden en önemli popüler kültür alanımız olan arabeski anlamak ve önemli bir temsili olarak da orhan gencebay'ı örnek olay olarak ele alıp anlamaya çalışmak sunumun amacını oluşturmaktadır. 1-bir müzik türünü anlamak ve toplumsal önemini saptayabilmek için o türün tüketicisine atfedilen nitelikleri incelemek yeterli midir? 2-arabeskin 'gecekonducular müziği' olarak nitelendirilmesi ve nihayetinde "yoz yada yabancılaşmış" müzik denilmesi bilimsel değer taşıyabilir mi? -"gecekonducular" yabancılaşmış bir insan kitlesi midir? Yabancılaşma, geleneksel ve modern dünyalar arasında kalmak mıdır? 3- çevreye uyumsuzluğun müziği midir arabesk? 4- göçenlerin geleneksel değerlerini yansıttığı savı doğru mudur? 1970'lerin yıldızını orhan gencebay yapan şartlar nelerdi ve 1980'lere geldiğimizde gencebay'da olmayan neyi içeriyordu ki ibrahim tatlıses' 80'lerin sesi olmuştu?
“Marksist Düşüncede Kitle Kültürüne Eleştirel Bir Yaklaşım ve Bir Kitle Kültürü Örneği Olarak Küresel Oyuncaklardaki İdeolojik İşlev” / Nuray Çalışkan (Abant Izzet Baysal Üniv.)
Oyuncakların bir eğlence ya da eğitim aracı olmadığı gerçeğinden yola çıkılarak, 21. Yüzyılda medya aracılığıyla ortaya çıkan küresel oyuncakların dili yani ideolojik işlevi önemli bir mesele haline gelmiştir. Bu araştırmada marksist düşünce sisteminde kitle kültürü ve bir kitle kültürü örneği olarak küresel oyuncaklar ele alınmıştır. Ayrıca konunun daha iyi anlaşılması için hem yönetmenliğini hem de senaristliğini don Mancini’nin yaptığı Bride Of Chucky (1998) Ve Seed Of Chucky (2004) filmlerinin kapitalizmin öğelerine dayalı olarak analizi yapılmıştır. Oyuncaklardaki “ideolojik işlev” çözümlemelerini kitle kültürü için kullanışlı hale getirip kullanmak bu araştırmanın ana planını oluşturmaktadır. Araştırmanın konusunu ise 21. Yüzyılda küresel oyuncaklardaki ideolojik işlevdir. Kapitalist kültür ürünlerinden olan “küresel oyuncakların” günümüz toplumları üzerindeki etkisi büyük derecede önemlidir. Dolayısıyla küresel oyuncaklardaki ideolojik işleve vurgu yaparak sosyolojik perspektiften yaklaşmak çalışmanın ana amacını oluşturmaktadır. Küresel oyuncaklar konusuna ilgi duyan ya da araştırmaya başlayacak araştırmacıların zihinlerinde genel bir resmin ortaya çıkması ve onlara bir tür yol haritasının ortaya konulması ise çalışmanın yan amacını oluşturmaktadır. Bu çalışma Eylül 2009 Ile Mart 2010 arasında gerçekleştirilmiş olup veri tekniği olarak da kaynak taraması yapılmış ve Bride Of Chucky (1998) Ile Seed Of Chucky (2004) filmlerinin analizi yapılmıştır. Anahtar kelimeler: kitle kültürü, kapitalizm, küresel oyuncaklar.
13. KAPİTALİZM
“Kapitalizm: Weber ve Kapitalizmin Doğuşu” / Baran Dursun (Muğla Ünv.)
Çağımızda kapitalizm her geçen gün artan bir ivmeyle çağcıl insanın yaşamına derinden nüfus etmektedir. Küreselleşmenin nimetleriyle artık daha da vahşileşen kapitalizmin alacağı boyut pek çoğumuzu ürpertmektedir. Kapitalizmin dünya halkları üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için ortaya sağlam görüşler atmanın yolu kapitalizmin doğuşunu anlatmakla ve onu doğru değerlendirmekten geçer. Weberinde görüşlerini taban alarak kapitalizmin doğuşunu protestan ahlakına bağlayabiliriz. Globalleşen dünyada kapitalizmin her yerde görmek maalesef olağan bir duruma dönüşmüştür. Fakat kapitalizmin batıda yani protestanlık mezhebinde görünmesi bu mezhebin iyi çalış, doğru çalış, mesleğine bağlı ol ve sürekli kazan ilkelerine bağlayabiliriz. Kısaca anlatacak olursak sunumumda weber görüşleri doğrultusunda kapitalizmin doğuşu ve bu doğuşta protestan ahlakının etkileri üzerinde duracağım.
“Kapitalizmde Yaratılmak İstenen Gençlik Prototipi: Canı Sıkılan Bir Gençlik:”
Bariş Öktem (Anadolu Üniv.)
Kapitalizm sistem olarak ele alındığında üretimin gerekenden fazla ve artı ürün-değer elde edilmesi olduğu ortaya çıkacaktır. Ama sürekli sitem edilen sistem nedir diye sorulduğunda cevaplar genellikle soyutlamalarla ve üst anlatılarla dillendirilerek ortaya konulmaya çalışılıyor. Bence cevabı kendimizde görmeli ve neden pasifleşen, pasifleştirilen kesim "gençlik" oluyor sorusunda aranmalı. Bununla birlikte en çok müdahale edilen kesim neden "gençlik" oluyor sorusu, kendimizi bir toplumun dinamik gücü olan gençlik kitlesinin neresinde görüyoruz sorusu ve bu paralelde ilerlenirse sorulması gereken sorular dahada netleşecektir. Bu doğrultuda elde edilecek veriler aslında uzaklarda aranan sorunsalların cevabının, parametrelerinin ne olduğunubelirginleştirecektir...
“Kentin Kadını ve Onun Yeni Yaşam Alanı Doğrudan Satış”
Nihal Kapusuz (Istanbul Bilgi Üniv.)
Kapitalizmin yükselen yüzü, doğrudan satış yöntemi. İletişimin pazarlamadaki hayati önemini ve başarısını keşfeden şirketler, günlük hayatın her alanına nüfuz ediyorlar. Ve sistem var olma çabasındaki kadınları doğrudan satışın en aktif dişlileri olarak kullanıyor. Kadınların birbirlerine tavsiye üzerinden tüketim alışkanlıklarını şekillendirmeleri, sistemin bu alana da girmesinin en önemli sebebi oluyor. Markalar ürün çeşitliliğiyle kullanıcıların yaşamlarının bir parçası olmayı başarıyorlar. Tabii işin sırrı eğitim seminerleriyle, başarılı insan hikâyeleriyle ve kişisel gelişim kitaplarıyla pompalanan inanç unsurunda gizli. Zaman içinde komşunuzla ilişkinizin yakınlığını belirleyen şey, onun çalıştığınız şirkete nasıl baktığına endeksleniyor ve kapitalizmin kâr fikri, toplumun bu tür mikro ilişkilerinde de yerini bulmayı başarıyor.
“Ağlayan Sevgili, Gülen Kapitalizm” / Özlem Yüksel-Esra Yılmaz (Mersin Üniv.)
Dünya dönmeye başladığından bu yana aşk var olagelen en yoğun duygudur. Insan aşkı yaratılıştan itibaren benliğinde bulmuştur. Evren bile bir aşk döngüsü içinde kendini bulmuştur. Ancak bu kadar yüce bir duygu olan aşk, kapitalizme yenik düşmüştür. Aşkın, sevginin, sadakatin ve birlikte yaşanacak hayatın kendisi de tüketilebilen bir metaya dönüşmüştür. Derin duyguların, bağlılıkların ifade edildiği, özenle saklandığı mektupların yerini; değeri fiyatıyla ölçülen hediyeler almıştır. Bu bağlamda ‘’14 şubat’’ kişilerin birbirine sadaka verdiği, yalanların ayyuka çıktığı bir gün olarak takvim yapraklarına işlenmelidir. Bu çalışmanın amacı yaratılıştan günümüze kadar uzanan aşk gibi yüce bir duygunun kapitalizmin çıkarlarına nasıl feda edildiğinin, sevgililer günü adıyla tüketim çılgınlığına nasıl kurban edildiğinin sosyolojik bir yorumlamasını yapmaktır. Bu amaç doğrultusunda literatür taraması yapılarak teorik bir çerçeve çizilmeye çalışılmıştır. Anahtar sözcükler: aşk, sevgililer günü, tüketim kültürü, metalaşma.
14. TOPLUMSAL SINIFLAR
“Genç Işçi Profili Araştirmasi” / Ece Sözer (Istanbul Ünv.)
Gençlik ile ilgili yapılan çalışmalarda gençliğin yaş aralığı ile ilgili olarak farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Tüm dünyada ve Türkiye’de 15–24 yaş grubunun eğitimde kalma süresi uzamıştır. Bu nedenle 25–29 yaş grubu da birçok uluslararası çalışma ve istatistikte genç yaş grubu içinde ele alınmaktadır. Son yirmi yıl içinde Türkiye’de işçi sayısı iki katından fazla artış göstermiştir. Bu artışın bir bölümü kayıt dışı olurken, büyük çoğunluğu organize sanayi bölgeleri’nde (OSB) toplanan küçük ve orta büyüklükteki işletmelerde (kobi) çalışan işçilerden oluşur. Sanayi siteleri ve organize sanayi bölgelerindeki işçi nüfusunun önemli bir bölümünü genç işçiler oluşturuyor. Türkiye’nin son dönemdeki ekonomik büyüme performansı, bu büyüme ile uyumlu bir istihdam artışını beraberinde getirmemiştir. Işsizlik, öncelikli ekonomik sorun olarak yerini almıştır. Istihdam fırsatlarının yetersizliği yaygın olarak bilinen bir durumdur. Türkiye’nin ekonomik büyüme performansı ciddi gelir eşitsizliklerinin yanı sıra bölgeler arası ve kır-kent arası eşitsizlikleri de gerçekleşmiştir. Gelir eşitsizlikleri, yoksulluk olgusunun tam merkezinde yer almaktadır. Istihdam edilebilirlik ise sosyal dışlanmanın panzehiridir. Genç yaş grupları işgücü piyasasına ilk giriş bakımından yüksek risk grubunu oluşturmaktadır.2008–2009 yılında baş gösteren küresel ekonomik kriz zaten yüksek risk grubu olarak tanımlanan genç nüfusun istihdamını zorlaştırmış ve her 4 gençten 1 tanesinin işsizliği ile sonuçlanmıştır. Toplumsal araştırma ve eğitim merkezi (tarem), genç işçilerin profilini ortaya çıkarmak, genç işçilerin yaşam ve siyaset ile ilişkilerini daha iyi anlayabilmek amacıyla nisan-mayıs 2009 tarihleri arasında 1108 kişinin katılımı ile bir saha çalışması gerçekleştirmiştir. Araştırmanın saha çalışması Istanbul, izmir, ankara, kocaeli, tekirdağ, diyarbakır, gaziantep, kayseri, çankırı, mersin, erzurum, aydın, ordu olmak üzere 13 ilde yapılmıştır. (Tarem ile ilgili).
“Katı Atık İşçileri Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme” / Meltem Mercan (Ankara Üniv.)
Sömürünün krizle perçinlendiği günümüzde, çöp ve atıklar artık bir ekmek kapısı iken bugün uğruna onlarca geri dönüşüm işçisinin hırpalandığı, yaralandığı, dövüldüğü ve uğruna ihaleler açıldığı, üzerinden milyonlarca liralık rantın sağlandığı bir cevhere dönüşmüş durumda. Şehrin ortasında yaşayan, hayatlarını çöple idame ettiren katı atık işçileri “bir parça katık için” şeklinde anlatıyor ekmek kavgasını. Evet, onlar sokaklarında gündüz ve güneşi unuttular gerçekten; herkesin uyuduğu saatlerde geceleri arşınlıyorlar bizim çöp dediğimiz “altın madenini” işliyorlar. Ankara’da sayıları 20 bini aşan geri dönüşüm işçilerinin çoğu, elektriği ve suyu olmayan barakalarda ya da terk edilmiş alanlarda yaşıyorken, tamamı sosyal güvencesiz çalışıyor.
“Toplumsal Tabakalaşma ve Etkileri” / Seda Alaca (Trakya Üniv.)
Toplum biliminde, toplumsal tabakalaşma denilince, genellikle, toplumu oluşturan bireylerin ya da kümelerin çeşitli ölçütlere göre sıralanmaları anlatılmak istenilmektedir. Toplumsal tabakalaşma, otorite, prestij, statü veya ekonomik güç durumlarına göre nüfusun farklılaşmasını içeren sürekli bir olgudur. Toplumlarda, çok eski dönemlerden beri bireyler ve topluluklar, toplum içerisinde ait oldukları mevkilere, kompartımanlara, meslek, irk ve sosyal sınıflara göre derecelenmekte ya da değerlendirilmektedirler. Öte yandan toplumsal tabakalaşmaya birçok yönden farklı yaklaşımlar yöneltilmiştir: toplumsal tabakalaşmayı ayrıcalıkları kuşaktan kuşağa sürdüren kurumlaşmış bir toplumsal eşitsizlikler sistemi olarak tanımlayan toplumbilimciler, bu konuda genellikle görüş birliğinde olmalarına karşın, toplumdaki çeşitli bireylerin ve toplulukların belli bir tabakaya ait oluşlarını belirleyen ana etmenler konusunda farklı görüşlere sahiptirler. Özellikle amerikalı ve batı avrupalı toplumbilimciler toplumsal statüyü, tabakalaşmayı belirleyen başat bir etmen olarak görmüşlerdir. Bu toplumbilimciler toplumun tabakalara ayrılmasının genellikle meslek, gelir düzeyi, oturulan semt, eğitim, konut tipleri v.b gibi etmenlere dayandırmışlardır. Toplumsal tabakalaşmayı, toplumsal statüler hiyerarşisine indirgeyen ve onu statü, rol ve saygınlık gibi öznel etmenlere dayandıran bu anlayışa karşı, tabakalaşmanın kendisine özgü nesnel özelliklerinin bulunduğu, bir toplumsal tabakayı belirleyecek en temel etmeni onun üretim süreci içerisindeki egemen ya da bağımlı konumunun oluşturduğu yönündeki görüşler ortaya çıkmıştır. Bu görüşlere göre toplumsal tabakalaşmayı belirleyen ana etmen, onun üretim araçlarıyla olan ilişkileridir. Aynı anlayış doğrultusunda toplumdaki mücadelenin temelinde değişik statüdeki bireylerin en iyi toplumsal roller için giriştikleri mücadele değil, toplumsal sınıflar arasındaki bir toplumsal ayrıcalıklar mücadelesi yatmaktadır. Toplumsal tabakalaşma her zaman ve her toplumda var olan bir toplumsal gerçektir. Yani herkesin aynı mevkide, eşit derecede ve rütbede bulunduğu, katmanlaşmamış bir toplum yapısı düşünülemez. Zira her toplumsal sistem, çeşitli toplumsal mevkilerden ya da kompartımanlardan ve bunların belirlediği statü ve rollerden oluşmaktadır.
15. SOSYAL POLİTİKALAR VE SAĞLIK
Türkiye’de Neoliberal Politikaların Üniversite Eğitimine Yansımaları”
Erdem Dinler-Pelin Karahanci (Muğla Ünv.)
1980’li yıllardan bu yana dünyada ve türkiye’de yaygınlaşan neoliberal politikalar, önceliği ekonomiye vermiş gözükse de, eğitim alanında gelinen nokta, aslında bu politikaların “eğitim sektörü”nde de ciddi adımlar attığı ve geniş kitlelerin yararından daha çok aleyhine bazı ‘kazanımlar’ edindiğini göstermektedir. Sağlık bilimlerinden sosyal bilimlere, eğitim bilimlerinden mühendislik bilimlerine kadar hemen her alanda görülen niteliksel kayıplar, sanıldığının aksine son derece planlı yapılan bir ilerlemenin sonucu olarak değerlendirilmelidir. Neoliberalizm ve eğitim.
“1960–1980 Döneminde Dünya Solundaki Değişim ve Türkiye’de Sosyal Politikalar”
Ertan Cem Gül (Trakya Üniv.)
Şimdi ki zaman doğrultusunda düşünüldüğü vakit geleceğe yönelik söylemler karşımıza her zaman için çıkmaktadır. Dünün dündeliği, bugünün esaslığı, geleceğin planlanması, tarihin gündoğumu gibi geçmiş, şimdi ve gelecek zamansal dizgeler toplamında politikalar yeniden ve yeniden üretilir. Bu doğrultuda toplumsal alanın düzenlenmesi için ideolojilerin çeşitli politikalar ve yaşam felsefeleri geliştirdikleri gözlemlenir. Insanlık tarihine bakıldığında etik, özgürlük, kurtuluş, savaş gibi kavramların birçok düşünür ve filozof tarafından tartışıldığı, tarihin bu öne sürümlerin evrimi üzerine şekillendiğini, karmaşıklaştığı söylenebilir. Uygarlık adlı ileriye dönük akışkan durumun, tekerleğin icadından bu tarafa ileriye ve daima ileriye gittiği varsayılmaktadır. Sol düşüncenin de tarihsel arka planı bu ve benzer süreçlere koşut olarak gelişmektedir. Böylelikle esas olarak insanlık tarihi bir evrim tarihidir. Sürekli gelişen, değişen, çok karmaşık bir yaratık olan insan kendi dinamizmi içinde uygarlığını da değiştirmiş, evirmiştir. Ilginç olan noktalardan biri de bunun insanlık tarihinin oldukça eski dönemlerinden günümüze kadar biçim değiştirmiş kalıplarla kendini sürekli ve sistematik olarak yenileyegelmesidir. Görünüşe göre bu gelecekte de böyle gidecektir. Diyalektiğin teorisyeni olan herakleitos değişmeyen tek şeyin, değişimin kendisi olduğunu ve aynı nehirde iki kez yıkanılmayacağını öne sürer ki, herakleitos, düşünceleri içinde yaşanılan çağa dek ulaşan bir ilk çağ filozofudur. (Çam, 2005: 46-52) bu çalışmada 1960 ve 1980 yılları arasında sol düşüncenin özellikle marxizmin yeni yorumu üzerinde durulacak ve türkiye’de sol politikaların yansımalarına dikkat çekilecektir. Marxism’in tanımını ortaya koyduktan sonra i.-II. Dünya savaşlarının siyasal yorumlaması yapılacaktır. Daha sonra dünyadaki sol dalganın türkiye’ye olan etkilerine değinilecektir. 1960-80 dönemi türkiye’de ki sosyal politika uygulamaları, sorunun çözümlenmesinde bir turnusol kağıdı işlevi üstlenecektir.
“Diyabet İle Yaşamak: Diyabet Hastalarının Hastalık Anlatılarında Sağlık, Hastalık ve Tıp Sektörü”
Tuğba Pehlivan-Nurten Sütcü (Koç Üniv.)
Bu konuşmamızda diyabet, daha yaygın kullanılan ismiyle şeker, hastalarının günlük yaşamını, toplumsal kimliğini ve psikolojk durumunu tartışacağız. Bu çerçevede, kronik bir hastalık olan diyabetin hastayı nasıl etkilediğini ve kişinin hastalığından kaynaklanan sorunlarla nasıl başa çıktığını anlatacağız. Ayrıca bu hastaların özel ve devlet hastanelerinde sağlık çalışanlarıyla iletişimini inceleyip, bu açıdan devlet ve özel hastaneler arasındaki farklılıkları vurgulayacağız. Hastanedeki tedavilerinin yanı sıra hastaların başvurduğu tamamlayıcı tıp yöntemlerinden ve bu yöntemlere neden ve nasıl başvurulduğundan da söz edeceğiz. Son olarak, diyabet konusunda yaygın toplumsal görüş ve mitlerin hastalar tarafından nasıl sorgulandığını da aktaracağız. Bu konuşmamız, özel ve devlet hastanelerinde tedavi gören diyabet hastaları ile yaptığımız görüşmeler ve diyabetli hastalarla hastane ve ev ortamındaki gözlemlere dayalı araştırmamızdan yola çıkarak hazırlanmıştır.
16. DEMOKRASİ
“Türkiye ve Radikal Demokrasi” / Demet Bolat (Anadolu Üniv.)
Dünya’da ve Türkiye’de özellikle 80’lerden sonra gündeme gelen radikal demokrasi kuramlarının Türkiye’de ne kadar uygulanabilir olduğu tartışılmalıdır. Sunumum radikal demokrasi kuramlarını Laclau’un teorik çerçevesiyle beraber içerecektir.
“Türkiye'de Demokrasi ve Darbeler” / İbrahim Mavi (Afyonkocatepe Üniv.)
Türkiye’nin demokrasi ile sınavına baktığımızda, cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze kadar gerek tek partili dönemde gerek çok partili sistemde belli sınırlar dâhilinde demokrasi anlayışına ve özellikle yönetimi biçimine nasıl yaklaştığını ve çok partili sistemin başlangıcı ile berber demokrasiye geçmeye çalıştığını görmek mümkün. Fakat demokrasiye geçiş aşamasında belirli yollar izlemesine rağmen militarizmin etkisiyle bu demokratik düzenin oluşamadığını, askeri zihniyetin siyaseti yönlendirici vasfının fazla olduğunu, her on yılda bir darbe yapmasından ve özellikle günümüzde bile darbe planlarının ve askerin siyasete müdahale etmeye devam etmesinden bunları görmek mümkün. Özellikle çok etnikli ve mezhepsel bir yapıya, inançsal farklılığa sahip olan türkiye'nin demokratik anlamda işleyişinin olup olmadığını, demokrasinin gerekliliği olan sivil toplum örgütlerine, halkın iradesine, hukukun işlerliğine, fırsat eşitliği ve tam anlamıyla bir vatandaşlık haklarından bahsedilip bahsedilmeyeceğine bakıp, bu tartışmalar zemininde tartışmak konuya biraz daha açıklık getirecektir.
17. KÜLTÜR-I-II
“Geçmişten Günümüze Dak Kültürü” / Ayten Sercan (Mersin Üniv.)
Dövme vücudu sivri bir araçla çizerek ya da vücuda renk veren maddeler kullanılarak vücut üzerine işlenen motif ya da desendir. Toplumdan topluma değişik isimler alan dövme güneydoğu anadolu da ‘’dak’’ olarak adlandırılmaktadır. Güneydoğu anadolu da dövme; toplumda dinsel, büyüsel, toplumsal ve cinsel rollerin belirleyicisi olarak görülmektedir. Bu çalışmanın amacı günümüzde kaybolmaya yüz tutmuş olan dak kültürünün bilinmeyen yönlerini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda literatür taraması yapılarak teorik bir çerçeve çizilmeye çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: dövme, dak kültürü
“Kölelik Bağlamında Kültür” Başak Yalçinkaya (Muğla Üniv.)
Medern kölelik insanların yabancılaşmasıyla ve kapitalist sistemin ürettiği her şeyin hayatımızı etkisi altına almasıyla oluşan bir sürecin sonucudur. Kapitalist sistemin içinde üretilen en ufak şey bile bizi daha fazla köle haline getirir. Ilkel komünal toplumdan sonra oluşan köleci toplumla beraber köle efendi ilişkisi meydana çıkmıştır. Bu ilişki günümüze kadar devam etmiştir. Antik dönemde kölecilik özü değişmeden biçimsel değişimler göstererek varlığını devam ettirirken günümüzde biçimsel olaraktan değişime uğramıştır feodal yapı içinde kölecilik belli kural ve senetlerle kesinleşen bir “mal” değişimiyken günümüzde herkes köle-efendi ilişkisi içerisinde yer almaktadır. Kölecilik özel mülkiyetkavramıylaortayaçıkmıştır. Modernleşme ve kapitalist üretim ilişkileriyle birlikte kölecilik biçimsel olarak değişime uğrar. Feodal toplumda ki köleler kapitalist toplum içinde proleterleşir. Kapitalizmde sermaye birikimi ve teknolojik gelişim arttıkça proletaryaya, beyaz yakalı diye tanımlanan hizmet sektörü içindeki kafa emekçileri de dâhil olur. Modern toplumunun genel yapısı içinde üretim araçlarının mülkiyeti ve bu mülkiyete bağlı egemenlik ilişkileri vardır. Egemen sınıf karşısında diğer bütün sınıf ve toplumsal gruplar yabancılaşmanın getirdiği savrulmayla psiko-sosyal bir buhran içine sürüklenmiştir. Hiçbir egemen sınıf varlığını sürekli bir zor ve baskıyla devam
ettiremez bu nedenle kendi egemen kültür ve ideolojisini geniş kitlelere empoze etmek zorundadır. Tüketim kültürünün gittikçe içselleşmesiyle üretilen en gereksiz şey bile ihtiyaç haline gelmiştir. Gerek aile, okul, gerekse üretim alanındaki iş ilişkileri ve teknoloji bu amaca hizmet etmektedir. Çalışmaanlamındaemeğininyarattığı ürünlere yabancılaş insan doğaya ve topluma da yabancılaşır. Burjuva devrimiyle birlikte bir özgürleşme olarak yaşanan şey kendini yabancılaşma olarak göstermiştir. Bütün birey olma sloganlarının altında narsist ve özgürlükten kaçan insan tipi vardır. Zorunluluklarınçevrelediğikısırdöngüiçindeseçmemeözgürlüğünün aklımıza bile gelmemesi bizim bu durumu doğal bir durum gibi karşılamamızdan kaynaklandırmaktadır. Adorno kültür endüstrisini tanımlarken tüketim kültürünün içselleşmesini anlatmaktadır. Devletler ideolojilerini yaymak için birçokyola başvurur kampanyalar, okullarda ki müfredatlar vb her şey ideolojiyi ve o ideolojinin oluşturmak istediği kültürü yaygınlaştırmayı amaçlar. Bu kültür tek tip bireyi amaçlar. Mülkiyet ilişkileri içinde kimse özgür değildir
“Sözlü Kültürden Kültür Endüstrisine” / Birhan Koçak (Istanbul Üniv.)
Iletişim devrimleri, tarihsel sürecin şekillenmesi açısından önemlidir. Toplumların iletişim biçimlerinde meydana gelen en ufak bir değişiklik, beklenmedik birçok sonucu da beraberinde getirmektedir. Bu devrimler, toplumların psikodinamik yapısından iktisadi yapısına, sosyal hareketliliğinden bilimsel-teknik gelişmelerine, dini anlayışından eğitim anlayışına, edebiyatından konuşma biçimine kadar her bir unsurunu değişikliğe uğratmaktadır. Çalışmamızda ağırlıklı olarak yazılı kültürün tarihsel rolünü anlatmaya ve sözlü kültürün gizli kalan dünyasına işık tutmaya çalıştık. Elektronik medya kültürünü ve onun getirisi olan "kültür endüstrisi" kavramını da kısaca inceleyerek, çalışmayı genel anlamda bir iletişim sosyolojisi çalışması biçiminde sürdürmeye gayret ettik. Alışılagelmiş tarih anlayışınına alternatif bir yorum getirerek, tarihi "iletişim devrimleri" ekseninde farklı bir perspektiften incelemeyi denedik.
“Türkiye Bağlamında Politik Kültür ve Katılımcı Demokrasi İlişkisi” / Ceyhan Timur (YYU)
Türkiye’de Modernleşme ve uluslaşma projesi tüm toplumsal yapı ve kurumlara dayatılmış, bu projeye karşı çıkan bazı toplumsal hareketler baskı ve şiddetle bastırılmıştır. Bu koşullar içinde gelişen siyasal kültür; çoğulcu, katılımcı ve daha demokratik bir özellik gösterememiştir. O halde güçlü bir sivil toplum anlayışının hakim olduğu; Kolektif kararlara katılma, tartışma ve uzlaşmaya çalışma eşitlikçi, özgürlükçü, çoğulcu kültürünün yerleştiği; bireysel duyarlılıktan toplumsal duyarlılığa geçişin yaşandığı yeni bir toplumsal anlayış olan katılımcı demokrasiyi tüm kurumlarıyla işler hale getirecek bir politik kültüre ihtiyaç vardır. Politik hareketler ile beraber gelişmiş olan politik kültürler doğaları gereği çağdaş dünyada, çelişkilerin, iktidar yapılarının ve dönüşüm hareketlerinin anlaşılmasında temel bir yer tutmaktadırlar. Bu doğrultuda çalışmamda Demokratik bir politik kültür ile katılımcı demokrasi arasındaki ilişki Türkiye bağlamında tartışılacaktır.
“Çokkültürlülük: Midyat Örneği” / Cihan Varol (Muğla Üniv.)
Geçmişten günümüze kadar olan zaman sürecine baktığımızda, devletlerin istem ve çabalarında çoğu kez homojen bir toplum yaratma özlemi yatar. Tarihte, amaç edinilen homojen bir toplum yaratma çabası gösteren devletler, bu amaçla ülkedeki kültürel azınlıklara değişik uygulamalarla yaklaşmışlardır. Kitlesel sürgün, soykırım benzeri geniş çaplı katliamlar, çoğunluğun dil, din ve yaşam biçimini kabule zorlama, azınlığın dil, ad ve adetlerinin yasaklanması ve azınlığı hedef alan ekonomik önlemler bunların başında gelir. Buna karşılık 1960’ lı yıllarda kuzey amerika’ da “çokkültürlülük” kavramı ortaya atılmıştır. Çokkültürlülüğü tanımlarken ve çokkültürlülü bir toplumun nasıl bir yapıya sahip olabileceğini incelerken, birçok etnik grubu kendi içinde barındıran ve adeta bir kültür mozaiği niteliğini taşıyan midyat’ i ele alacağım. Midyat’ in tarihçesiyle birlikte, geçmişten bugüne, bu coğrafya üzerinde egemenlik kuran toplumlara değineceğim. Ve son olarak da güzümüzde bu bölgede yaşayan etnik gruplara ve bunların etnik yapılarından bahsedeceğim. Anahtar kelimeler: kültür, çokkültürlülük, kültür mozaiği, etnisite, etnik yapı, midyat Çocuk suçluluğu tüm dünyada olduğu gibi ülkemiz için de hem sosyolojik hem de hukuksal açıdan önemli bir problemdir. Çocuk suçluluğu bir çocuktaki anti sosyal eğilimlerin yasa müdahalesi gerektirecek bir duruma dönüşmesi şeklidir.( Yavuzer,1981:5). Çocuğun toplumsallaşma sürecinde yarardan uzak, gelişiminde olumsuz etkisi olması durumuna bağlı olarak kötü durumların varlığı, çocuk suçluluğunun tipik özelliklerindendir. Başka bir tanıma göre ise çocuk suçluluğu, kanuni sorumluluk yaşının altındaki insanların çeşitli suç türleri içinde kanunu ihlal etmesi durumudur (Barker, 1988: 85). Çocuk suçluluğu tüm toplumsal düzensizlikler, eşitsizlikler, haksızlıklar, yoksunluklarla sıkı sıkıya bağlı toplumsal bir sorundur.(Elibol:1998;s). Çocuk suçluluğu, çocuklara işletilen ya da çocuklar tarafından işlenen suçların kategorizasyonu, yaptırıma bağlanması ve hukukun önemli bir bölümüdür. Birçok ülkede gençlik suçluluğu olarak kavramlaştırılır (Tomanbay, 1999: 51). Türkiye’deki çocuk suçluluğuna baktığımızda çeteleşmenin ve uzmanlaşmanın yabancı ülkelerdeki kadar yaygın olmadığı dikkati çekiyor (Sevük,1998:17) Bugünkü Türk hukuk sistemine göre suçlu çocuk, yürürlükteki ceza kanunlarına göre 18 yaşını doldurmamış ve suç sayılan bir davranışı işleyen kişidir. Ülkemizde yapılan araştırmalar gösteriyor ki artık bütün suçlarda yaş oranları Avrupa ve ABD’deki gibi gittikçe düşmektedir. Yine alkol, sigara, uyuşturucu maddeler gibi kötü alışkanlıklara başlama (başlatılma da diyebiliriz) yaşı da 11-12 yaşlarına kadar inmiştir. Küçük yaşta bu tür ortamlara giren çocuklar ileride birer suç makinaları haline gelebilmektedir. Özellikle suç işletilen çocuklar seçilirken ceza almayacak yaş aralığında olanlar seçilmektedir. Bu sayede çocuk ceza almazken tekrar yeni suçlarda kullanılabilmektedir. Olayın vahametini göstermesi açısından bazı istatistiklere yer vermek faydalı olacaktır. Son 5 yıllık süreç incelendiğinde artış görülecektir. (2005 yılı ilk 11 aylık rakamları içermektedir.)(Erkan Yücesan:2005). Dünya tarihinde de özellikle son yüz yılda savaşlar sonrası meydana gelen yıkım, çocuk suçluluğunu tetiklemektedir. Başta Amerika, Japonya ve İsveç İkinci Dünya Savaşı sonrası bunun kötü örneklerini yaşamıştır. Günümüzde de Irak ve Pakistan gibi ülkeler bu problem ile karşı karşıyadır. Suçlu çocuk sayısında artışa, değişen dünya düzeni, toplumsal değerlerde değişme ve yozlaşma, sanayileşme ve şehirleşme sonucu meydana gelen kontrolsüz göçler ve çarpık kentleşme ve kitle haberleşme araçlarının yaygınlaşması doğrudan ya da dolaylı etken olmuştur.(Gönültaş:2009). Son yıllara geldikçe çocuk suçluluğunda ve çocuk suç faillerinde artış olduğu görülmektedir. Türkiye’de de çocuk suçluluğu oranı artmaktadır. Geleneksel toplum yapısına sahip olan Van ilinin bir sınır ili olması ciddi anlamda göç almasına neden olmuştur. Göç olgusu da suç vakalarını tetiklemede önemli bir etmen olarak kabul edile bilir.(Dağalp:2009). Sokakta çalıştırılan çocuk sayısında Van 4’üncü sırada yer almaktadır; Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı`nın valilikler aracılığıyla yaptırdığı araştırmaya göre Türkiye genelinde sokakta zorla çalıştırılan ve dilendirilen çocuk sayısı 41 binin üzerinde. 30 bin 891 çocuk ise sokaklarda yaşıyor. Mağdur çocukların yüzde 98`i İstanbul`da bulunuyor. İnsan Hakları Masası Başkanı Vildan Yirmibeşoğlu, bu toplumsal sorunu çözmek için çocuğunu dilendiren anne-babaların cezalandırılmasını öneriyor. İnsan Hakları Başkanlığı`nın verilerine göre 41 bin çocuk sokakta zorla çalıştırılıyor veya dilendiriliyor. Bunların yaklaşık 30 bini İstanbul`da yaşarken, Türkiye`nin en büyük metropolünü 6 bin 700 rakamı ile Ankara, 3 bin 300 ile Diyarbakır, 640 ile Van, 637 ile Mersin ve 420 ile İzmir takip ediyor.Bu da sokakta çalışan çocukların suça yönelmelerine kapı aralıyor.(www.Prestijhaber.Net). Van da çocuk suçluluğunun suç türlerine ilişkin yapılmış araştırmaya göre; Yaşları 10–18 arasında değişen kız çocukları evden hırsızlık (2), yaralamaya sebebiyet verme (2), fuhşa teşebbüs (1) suç iddiasıyla getirilmiştir. Diğer 3 kız mağdur konumundadır (Bunlardan ikisi intihara teşebbüs, birisi ailesi tarafından para karşılığı satma iddiasıyla getirilmiş ve bu çocuk ailesinden alınarak Kız Yurduna teslim edilmiştir). Erkek çocuklarının suç türleri arasında hırsızlık birinci sırayı almaktadır. İkinci sırada bıçakla yaralama, üçüncü sırada darp yer almaktadır.
“Türkiye’deki Aşiret Çalışmalarına Bakış” / Kiraz Özdoğan (Mimar Sinan Üniv.)
Türkiye’nin Doğu Ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde aşiret yapısının hâkim olduğuna dair genel bir kanı mevcuttur. Seçim dönemlerinde ve töre cinayetlerinde sıkça gündem olmakla beraber aşiretler hakkında yapılmış saha çalışmaları son derece sınırlıdır. Bu sunumda türkiye’de 1960’lardan itibaren aşiretler üzerine yapılmış 10 yakın saha çalışması değerlendirelecektir. Ağırlıklı olarak sosyoloji ve antropoloji bilim dalları kapsamında yapılan bu çalışmaların hangi alanlarda yoğunlaştığı, neleri öne çıkardığı analiz edilecektir. En sonunda aşiret yapısının bölgedeki mevcut ekonomik siyasi gelişmelerin içinde düşünen bir bakış açısı geliştirilmeye çalışılacaktır. Anahtar sözcükler: aşiret, kırsal sosyoloji
“Kültür ve Sanat Üzerinden Ülke Ilişkilerine Giden Damar -Akdamar Kilisesi”
Sercan Coşkunoğlu (Maltepe Üniv.)
Akdamar Kilisesi, Kral İ.Gagik’in emriyle 915–921 yıllarında mimar manuel tarafından hakiki haçın bir parçasını barındırmak amacıyla van etrafında inşa edilmiştir. Ortaçağ Ermeni sanatının en önemli yapıtlarından biridir. 19. yüzyılın sonlarında terk edilen kilise yıllarca bakımsız kaldıktan sonra 2005–2007 döneminde T.C Kültür bakanlığı’nca ciddi bir bütçe ayrılarak restore edilmiştir. 30 Mart 2007 tarihinde türkiye ve Ermenistan yetkililerinin ve 30 ülkenin büyükelçilerinin de bulunduğu bir törenle anıt müze olarak açılmıştır. Fakat bu restorasyon süreci yalnızca mimarların tartıştığı bir konu değil, çeşitli kamuoyları tarafından bölgenin hem tarihsel, hem de sosyolojik özelliklerini tartışmaya açan bir platform oluşturmuştur. Araştırmamda, Akdamar Kilisesi’nin bu restorasyon sürecine odaklanarak, bu olayın türkiye ve ermenistan kamuoyu tarafından algılanışı ve yorumlanması üzerinde duracak, yetkililerin bu restorasyona bakış açısını çeşitli kaynaklardan araştırıp, günümüzde Türkiye ve Ermenistan ilişkisine etkisi üzerinde duracağım. Ayrıca Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkilerinin azınlık politikaları çerçevesinde bu olaya etkisini inceleyeceğim.
“Nusayriler ve Dini Ritüelleri” / Yaşar Mansuroğlu -Arzu Doğan ( Muğla Ünv.)
Mezhebin kurucusu olan Muhammed Ibn Nusayr’dan türeyen nusayri kelimesinin Türkçe karşılığı arap alevisidir. Dünya genelinde yaşayan Nusayriler Suriye, Almanya, Fransa, Türkiye Ve Lübnan’da ikame etmektedirler. Anadilleri arapça’dır. türkiye’de ise nusayriler arapça ile türkçe karışımıolanbirdil konuşmaktadırlar. Dini ritüelleri: Nusayrilerin kutsal kabul ettiği belli başlı günler ve bu günlerin dini geleneksel önemlerine atfen kutlanan epeyce bayram vardır. Arife günü öğle vakti başlayıp ertesi gün gece yarısına kadar süren zamana ‘ğid’ (bayram), sadece bir gün içerisinde yapılan ve o gün güneşin doğuşuna kadar yapılan bayrama ise ‘leyli’ (gece) denir. Bu kutsal bayramlarda ‘hirisi ‘denen kutsal yemek kazanlarda pişirilir ve dini ibadetten sonra halka dağıtılır. Kutsal bayramlar, kurban bayramı, aşure bayramı, mübahele bayramı,15 Nisan bayramı, gadir bayramı, nevruz bayramı, salib bayramı, tirsin bayramı, fatır bayramı, firaş bayramı, kutsal geceler, milad gecesi, leylit nis min şaban, kadir gecesi.
18. KADIN
“Yasalarda ve Toplumda Kadin” / Berivan Bozan-Serhan Oskay (Akdeniz Üniv.)
Kadının toplumsal anlamada dışlanmışlığını önlemek, sosyal hayatta yer almasını sağlamak ve kendisini geliştirmesine fırsat vermek tüm bireylerin kadına bakış açısının geleneksel kalıplardan kurtulması ile sağlanabilir. Yasa hükümleri de şiddeti onaylamama ve kadın ayrımcılığını yok etme doğrultusunda düzenlenmelidir. Yasalar ile koruma altına almakla kalınmayıp toplum içinde bu bilincin kazanılması gerekmektedir. Ancak bu şekilde çağdaşlaşma yolunda emin adımlarla gidilebilmektedir. Anahtar kavram: kadin, kadin haklari
“Kadın ve Sinema” / Derya Demir (Gaziantep Üniv.)
"insanlık tarihinin başladığı andan bu yana -"eril" leştirilen tarihten bu yana desek daha doğru olur- kadın ve sinema'yla ilgili gerçekliklerden söz edeceğim. Daha da önemlisi eril sinemanın inşa süreci ve pornografi sektöründe metalaşan kadın"larla ilgili bir sunum olacak. Feminist yaklaşımlardan da yararlanarak oluşturacağım sunumda, dünya sinemasında kadının yeri ve kadının kendini bu sektörde nasıl konumlandırdığıyla ilgili görüşleri sunmaya çalışacağım.
“Çok Eşlilikte Kadinin Konumu: Kumalik Olgusu Üzerine Sosyolojik Bir Analiz: Van Örneği” Dicle Minaz-Sezgin Sadak (YYU)
Tarihsel süreçte karşımıza çıkan bütün toplumsal pratiklerde evlilik örüntüsünden söz etmek mümkündür. Fakat evlilik olgusunun toplumsal yapılarda gerçekleşme biçimleri kültürel, ekonomik, dinsel ve sosyal nedenlere bağlı olarak farklılaşabilmektedir. Bu açıdan evlenme biçimi, evlilik yaşı, eş seçimi, eş sayısı gibi durumlar toplumsal yapılara göre değişkenlik göstermektedir. Doğu ve güney doğu anadolu bölgelerinde yaygın bir şekilde var olan çok eşlilik evlilik kumalık olarak adlandırılmaktadır. Bu bağlamda kuma nedir? Kumalığa yol açan toplumsal faktörler nelerdir? Kadının kumalığı algılama biçimi nasıldır? Kumalığın meşrulaştırılmasında başvurulan stratejiler nelerdir? Bu ve benzeri sorular işığında çalışmamızın amacı; kumalık olgusunu van’da kuma olarak yaşayan kadınların kumalığa ilişkin algılamalarını gerçekleştirdiğimiz derinlemesine mülakatlara dayandırarak sosyolojik açıdan betimlemeye çalışmaktır.
“Kadina Yönelik Şiddet” / Duygu Altinoluk (Ege Üniv.)
Kadına yönelik şiddet, son yıllarda çok sık rastladığımız bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Şiddetin toplumda görünür hale gelmesi ve sosyal inşası sürecinin incelenip kadına yönelik olan yansımalarının popüler kültür bağlamında irdelenmesi çalışmanın nihai amacını oluşturmaktadır. Bu çalışmada şiddet kavramının genel tanımı ve tarihsel
süreci verilecektir. Gelinen son noktada şiddetin farklı dönemlerde toplumlarda nasıl görünüm kazandığıyla ilgili irdeleme yapılacaktır. Daha sonra şiddetin kadına yönelik olan boyutu bağlamında şiddet türleri tanımlanacaktır. Bununla beraber kadına yönelik şiddetin kamusal ve özel alan ayrımı yapılacaktır. Özel alana dahil olan aile içi şiddet kavramı ile ilgili olarak tanım yapılacak ve kavramın toplumsal kaynakları ele alınıp istatistiklere yansıyan durumu belirtilecektir. Şiddetin kamusal alandaki varlığına ilişkin olarak patriyarkal düzenin kadının toplumda nasıl konumlandığı, ikinci bölümün devamında ele alınacaktır. Temel vurgu ise, kamusal alana inmeyi yıllar sonra başaran kadının, bu alandan dışlanmasıdır. Son olarak modernleşme sürecinin getirdiği ve post moderniteyle yükselen popüler kültürün tanımı yapıldıktan sonra bu bağlamda kadının bu alanda ele alınış biçimi irdelenecektir. Bölümün devamında ise amacımız, kadına yönelik şiddetin medyada algılanışı, kadının meta haline geliş süreci ve var olan durumun değerlendirilmesi olacaktır.
“Modern-Laik’ Türkiye’de Örtülü Kadin Olmak” / Mualla Gökçe (Anadolu Üniv.)
Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluşundan buyana laik rejim ile ‘modern’ değerlere geçiş sağlanmaya çalışılmıştır. Cumhuriyet’in kuruluşu ile birlikte gündelik yaşam yukarıdan aşağıya doğru tanımlanmış ve ‘tehlikeli’ olanlar yok sayılmış ya da sindirilmiştir. Cumhuriyetin sert ve yukarıdan aşağıya dönüştürücü ve tanımlayıcı tavrı toplumda bir uyumsuzluk yaratmıştır. Bu durum dinsel olarak tanımlanan öğelerin görünürlüklerinin gündelik hayatın dışında bırakılması süreciyle başlamıştır. Bu süreçte yaşanan önemli tartışma da başörtüsüdür. Tartışma türk modernleşmesinin kamusal alanı dinsel görünürlüklerden temizlemeyi amaçlamaktadır. Modernleşmenin simgesi haline gelen ‘modern kadın’ imgesine uymayan örtülü kadınların kamusalda görünür olmaları rahatsızlık verici bir şey olmuştur. Böylece başörtüleriyle varolmak artık mümkün olmayacaktır. Ve bu kadına rağmen kadın için yapılabilr
“Kadının Tarihi” / Rabia Tanriverdi (Sakarya Üniv.)
Kadın sorununu anlamak için kadının tarih içinden günümüze kadar uzanan derin tarihi seyrini iyi anlamak gerekir. Bu anlayıştan yola çıkarak kadının tarihinin muhtelif dönemler içinde ne gibi değişimlere maruz kalarak, bugüne nasıl geldiğini ortaya koyacağız. Tüm bunlar yönüyle kadının giyiminden, bağımsız davranma hakkına kadar roma hukukunda, grek-yunan da, feodal kültürün yaratımı kadını ele alarak geçmişten günümüze değişen koşulları vererek; gelinen noktadan öncesinde ne gibi badireler atlatılmış bunu göreceğiz. Ve elbette atlatılanların yeterli olup olmadığını görmemizi sağlaması adına da önem kazanacaktır.
“Çağdaş Sanat Akımlarında Kadın Bedeni” / Rana Şeker (Gaziantep Üniv.)
Çağdaş sanatın yaratmış olduğu akımların, ‘toplumsal cinsiyet ve beden’ kurgusunu nasıl işlediği, toplumsal cinsiyet, toplumsal iktidar ve bedenin denetimi arasındaki ilişkiler ağının sanat noktasındaki etkisinin ne olduğu sorunsalıyla hareket edeceğim. Bu kurguyu yapıbozuma (deconstruction) uğratan çalışmaları özellikle ‘’performans’ sanatının kadın bedenini nasıl işlediğini ele alacağım. Özellikle son dönem feminist işlerde kadının toplumdaki yerinin, kadına yüklenen sosyal misyonların kimi zaman sanatçının kişisel sorunlarının süzgecinden geçirdiği ve kişisel/kadınsal noktaları ele alış biçmi üzerinde duracağım. Her biri farklı bakış açısına sahip sanatçıların çalışmalarını kavramsal bir zeminde ele alıp -ayırımcılığa, irk, dil, din, cinsiyet, milliyet, cinsel eğilim ve beden politikası yaklaşımlarıyla devletin ya da başka bir ideolojinin kadın bedeni, giyimi, sureti üzerinden politikaya nasıl bir karşılık verdikleri- sosyolojik bir bakış açısıyla işleyeceğim.
“Hiç Olmayan Şeyler Asla Yitirilmezler!” / Menice Ürün (Mersin Üniv.)
Uygarlık Tarihinin başlangıcı tüm yazılı kaynaklarda sümerlerle başlatılmış olsa da ve bu uygarlıksal gelişim insanlığa çok şey kazandırsa da aslında bu tarihin başlangıcı kadının ve tüm insanlığın kaybedişi gibi bir paradoksu da ifade etmektedir. Ataerkil düzenlerin özünü, kadın bedeninin ve cinselliğinin aile, din, tıp, eğitim, hukuk gibi toplumsal kontrol mekanizmaları tarafından sürekli gözlem ve denetim altında bulundurması oluşturmaktadır. Diğer birçok ataerkil toplumda olduğu gibi türkiye’de de kadınlar bedensel ve cinsel olarak birçok kontrol mekanizmasına maruz bırakılmaktadır. Namus kavramıyla ayrılmaz bir bütün oluşturan ve kontrol mekanizmalarının en güçlülerinden birini oluşturan bekâret olgusu konumuzun ana hatlarını oluşturmaktadır. Bekâretin kadın bedeni üzerinde inşa edilen gerçekliğini elbette bir anda yok etmek mümkün değildir; ancak amacımız isanları soru sormaya, eleştirmeye ve görünmeyeni görünür kılmaya itmektir.bu bağlamda konunun anlaşılır kılınabilmesi için literatür taraması yapılmış ve mersin’de ikamet eden farklı demografik özelliklere sahip (yaş, cinsiyet, medeni durum, doğum yeri) toplamda 60 kişi ile derinlemesine mülakat yapılmıştır. Anahtar sözcükler: ataerkil dönem, anaerkil dönem, bekâret, namus, kadın, cinsiyet kültürü, beden sosyolojisi.
19. SUÇ, ŞİDDET VE DARBELER-I-II-III
“Van Şehir Merkezinde Çocuk Suçlari” / Çetin Zengin-Rahmi Döner (YYU)
Araştırmamızın temel amacı Van şehir merkezinde 2005–2009 yılları arasında işlenen çocuk suçları üzerine sosyolojik bir çözümleme yapmaktır. Van merkezinde suç işleyen çocukların yaş gruplarına, cinsiyetlerine, öğrenim durumuna, suçun türüne, suçlunun ikamet ettiği yere göre, suçun işlendiği yere göre Van şehir merkezindeki mahallelerde işlenen çocuk suçları üzerine sosyolojik bir inceleme yapmaktır. Sosyolojik olarak tek bir suç tanımı yoktur. Suç tanımı farklı teorilere ve bakış açılarına göre farklılık gösterir. Sosyolojiye göre “suçlunun davranışı kendi sosyal çevresi tarafından belirlenir ve insanlar suçlu olarak doğmazlar. İster yasak meyveyi yiyip cennetten kovulan Adem ve Havva’ya, ister Tanrıların ateşini çalan Prometous’e kadar götürülsün suçun tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. 19. Yy da ortaya çıkan işlevselci yaklaşım kurumlar arasındaki uyumsuzlukların, dengesizliklerin, çelişkilerin olması dolaylı olarak suç kavramına dikkati çekmiş ve temelde toplumun sosyal yapısı ile suç arasında bulunan güçlü bir ilişkiye odaklanmıştır. Bu akımın önemli temsilcilerinden Emile Durkheim’a göre; Hiçbir toplum yoktur ki, orada suçluluk olmasın. Suç biçim değiştirir, suç olarak vasıflandırılan fiiller her yerde aynı değildir, fakat her yerde ve herzaman cezai baskıyı üzerine çekecek tarzda insanlar olmuştur (Aytekin,1986:111).Bu ifadeler suçun hem evrenselliğine hem de göreceliğine dikkat çekmektedir. Çatışmacılar ise suçu sapmış davranış olarak değerlendirir ve suçun yöneten sınıf tarafından gücü olmayanlar üzerinde empoz edildiğini kabul eder. Suçu, ekonomik determinizmle açıklarlar. Marx özel mülkiyetin, suçun tek belirleyicisi olduğunu savunmuştur ( Tezcan, 1995:239). Suç toplum halinde yaşama şartlarına yönelmiş her türlü saldırılardır. (Dönmezer, 2002:1). Yine,“Taft ve Stanciu’ya göre, suç sosyal toplumun çoğunluğu tarafından tehlikeli sayılan ihmal ya da icra niteliğindeki hareketlerdir ”(Dönmezer, 2002:1). Çalışmamızın önemli anahtar kavramlarından olan çocuk tanımına değinecek olursak; “Çocukluk kavramı, toplumdan topluma, zamandan zamana değişen dinamik bir kavramdır. Bugün bile herkesin üzerinde görüş birliğine vardığı, çocuğun net bir tanımı yapılabilmiş değildir” (Polat, 1997, s:49). Türk medeni kanununa göre çocuk, daha erken yaşta ergin olsa bile, 18 yaşını doldurmamış kişileri ifade eder. Gelişim psikologlarına göre ergen olarak kabul edilen 14–21 yaş arasındakiler, modern hukuk sistemlerinde ‘çocuk’ olarak kabul edilmektedir. Kasım 1989 tarihli Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 1. Maddesinde ‘çocuğa uygulanabilecek olan yasaya göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, 18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır. Bu bağlamda çocuk suçu ve çocuk suçluluğu kavramına değinecek olursak; Çocuk suçları, çocukların yasalarca yasaklanan eylemleri anlamına gelmektedir. Ama çocuk tanımı ülkeden ülkeye değişir ve bir ülkede çocuk sayılan biri başka ülkede yetişkin kabul edilebilir. Çocuk suçluluğu konusu özellikle modernleşen ve gelişen toplumlarda sıklıkla görülmekte ve sağlıklı toplum gelişiminde tehlike oluşturmaktadır.
“Türkiye’de Suç ve Şiddet Olgusu Üzerine Bir Yaklaşım” / Samet Ünlü (Selçuk Üniv.)
Ülkemizde Son yıllarda şiddetin büyük ölçüde arttığı, suç istatistikleriyle ortaya konulmaktadır. Türkiye günden güne büyüyen bir sorunla karşı karşıya kalmaktadır. Yükselen suç oranı, seri cinayetler, artan şiddet her gün bir öncekinden daha büyük boyutlarıyla karşımıza çıkmaktadır. Bunun sonucunda sosyolojik açıdan ele alındığında, toplumun giderek bir şiddet toplumu görüntüsü vermeye başladığı gözlemlenmektedir. Toplumsal huzuru ve mutluluğu sağlama yolunda kişinin bir diğerine duyması gereken insan sevgisi git gide azalmakta, öfke, kin, nefret gibi olumsuz duygular baş göstermektedir. İnsanların adalet duyguları rencide edilmekte, mantık dengeleri bozulmakta ve en önemlisi de insanda öç alma hissi ön plana çıkmaktadır. Tüm bu olumsuzlukların bir araya gelmesiyle suç ve şiddet olgusu daha ileri bir boyuta varmakta ve psikolojik bir savaş başlamaktadır. Bu çalışmada genel olarak türkiye’de suç ve şiddet konusu üzerinde durulduktan sonra, toplumda giderek artan suç ve şiddet olaylarının nedenlerinden ve bu konuda düşünülmesi gereken çözüm önerilerinden bahsedilecektir. Anahtar kelimeler: suç, şiddet, toplum.
“Şiddet ve Şiddetin Toplumsal Boyutu” / Sedef Güzel (Ege Üniv.)
İnsanoğlunun akılının sınırını çizmeye çalıştığı dönemden itibaren ortaya çıkan şiddetin günümüz toplumsal yaşamına yansımaları(!). İnsanlığın ilk dönemlerinden bu güne değin sınırlarını sürekli genişleten ve toplumsal yaşamda çeşitli boyutlarıyla görebildiğimiz şiddetin kaynağını hiç düşündünüz mü? Hayatımızın hemen her alanına yerleşen şiddeti aslında ne kadar da normalleştirdiğimizin farkında mıyız?
“Kriminolojik Bir Bakışla Cinsel Suçlar” / Selma Kangal (ODTU)
Insana yönelik en ağır suçlardan biri olan cinsel suçlar nedensel olarak pek çok psikolojik ve sosyolojik etmenle yakından ilgilidir. Suça yol açabilecek nedenler, bu nedenler sonucunda ortaya çıkabilecek olası kriminal eylemler ve eylemlerin neden olabileceği sonuçlar vakadan vakaya değişmekle birlikle; sağlıksız aile ilişkileri, şiddet ve güç gösterilerinin pek çok cinsel suç hikâyesinin ortak noktası olduğu ilinmektedir. Cinsel suçlar, bahsedilen nedensellik ilişkisi içerisinde, özellikle tecavüz suçu üzerinde durularak ele alınacaktır.
“Koruculuk ve Şiddet” / Zeki Ürgen (Ege Üniv.)
Koruculuk Sistemi, devletin toplumda düzeni sağlamak, terörü ve şiddeti engellemek amacıyla çıkardığı fakat bunun nelere yol açacağını hesaplayamadığı ‘koruculuk yasası’ ile uygulamaya koyduğu, yüzü ak ve tamamen masumane bir biçimde toplumsal huzuru sağlama merkezli bir sistem olarak ortaya çıktı(!)… koruculuk sistemi devletin hesaplayamadığı (ya da bilmediğimiz bazı gizli odaklarca bilinçli olarak yön verilen) bazı kötü sonuçları beraberinde getirdi: şiddet, kargaşa, kutuplaşma, göç… Ve bunlarla beraber giderek artan eceli gelmemiş cenazeler. Kısacası meclisteki hesap köy sokaklarına uymadı bu sefer. Tartışacağımız konu koruculuk yasası, yapılan yanlışlıklar, eksiklikler, yol açtığı sorunlar ve bugün için uygulanabilir alternatif.
“Hak Arama Yöntemi Olarak Şiddet Aleyhtarlığı-Sivil İtaatsizlik: Gandhi Örneği”
Ünal Çelik (Muğla Unv.)
Şiddet aleyhtarı hak arama arayışı içerisinde akla ilk gelen kuşkusuz sivil itaatsizlik yöntemidir. Sivil itaatsizlikte hem değer yargılarına bağlılık hem de ‘karşı taraf’a rağmen, şiddeti meşru bir hak arayışı olarak görmeyip farklı bir hak arayışına yöneliş hem bireysel hem de toplumsal nitelikleri birlikte incelemeye değer kılmıştır. Bu bağlamda şiddete karşı duruşu ve haklarına bağlılık hususunda verilen mücadeleler de bilinen en somut örnek; gandhi’ dir. Sunumun belkemiğini Gandhi örneği oluşturacaktır. Bununla birlikte Martin Luther Ve Sokrates de sivil itaatsizlik kavramında karşılaşacağımız diğer düşünürler ve eylem insanlarıdır. Gandhi örneği sivil itaatsizlik ve haklarını meşru zeminde arama çabası sunumun genel anlamda teorik kısmını oluşturacak. Ayrıca Gandhi’nin başvurduğu eylemler de sunumda aktarılacak diğer hususlardandır. Sunumda sivil itaatsizlik ile ilgili türkiye’den somut örnekler vermeyedegayretgösterilecektir.
“Türkiye’de Darbelerin Sosyo-Psikolojik Etkileri: 1980 Darbesi Örneği”
Didem Ezgi Serap (Hacettepe Üniv.)
Bu çalışmada 1980 darbesinin getirmiş olduğu baskıların insanlar üzerindeki sosyo-psikolojik etkisi ve darbenin sonucunda gelişen tutuklamalarla doldurulan cezaevlerinde yapılan insanlık dışı uygulamaların ve işkencelerin yoğunlaştığı diyarbakır cezaevinden hareketle bu durumun toplumsal çözülmeye etkisi üzerinde durulacak, ayrıca diyarbakır cezaevinin derinleştirdiği kürt halkına yapılan baskı, inkâr ve imha politikalarının sonucunda gelişen toplumsal ayrışma ele alınacaktır.
“1980 Darbesinin Toplum Üzerindeki Etkileri, Bu Etkilerin Günümüzdeki Örnekleri ve “Beynelmilel Film Örneği”
Eshat Ayilmaz (Muğla Ünv.)
12 Eylül darbesi veya 1980 ihtilali, türkiye'de, türk silahlı kuvvetleri'nin 12
Eylül 1980 günü emir komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği bir askeri müdahaledir.
Bu askeri müdahale T.C. Tarihinde silahlı kuvvetlerin demokrasiye 3. Müdahalesidir.
Bu müdahale ile türkiye'de siyasi temsilin demokratikleşmesi önünde yeni bir engel
oluşturdu, siyasi gelenekler geçici de olsa alt-üst edildi. Kısaca anlatacak
olursak; bu darbe ile sadece bazı siyasi partiler feshedilmedi. Bunun yanında bir
çok sivil tolum örgütlerinin faaliyetleri önlendi. Bu öylesine bir sıkıyönetim
dönemiydi ki, üç milyonu aşkın kişi gözaltına alınmış, sorgulanmış, işkence
görmüştür. Aynı dönem içersinde 650 bin kişi tutuklanmış, değişik sürelerle
cezaevlerinde tutsak edilmişlerdir. Yetmişe yakın idam cezası infaz edilmiş ve
yüzlerce kişi işkencelerde, operasyonlarda katledilmiştir. Kitlesel tutuklamalar
birbirini izlemiş, askeri yönetimin onaylamadığı her türlü politik ilişki ve
düşünce, en acımasızca ezilmeye çalışılmıştır. Çeşitli bahanelerle içeri alınan halk
kadar sokaklarda da vatandaşlara konuşma yasağı, anadil yasağı, belli saatlerden
sonra dışarı çıkma yasağı gibi birçok yasak uygulanmıştır. Beynelmilel film örneğine
bakarak bu baskının etkilerini trajikomik bir şekilde görebiliriz. Yani diyebiliriz
ki bu darbe ülkeyi sadece siyasi, ekonomik olarak geriye götürmekle yetinmemiş.
Toplumun düşüncelerini dahi sömürmüştür. Yani toplumu düşünsel olarak etkisiz ve
ileriki zamanlarda gençlik apolitik bir duruma sokmuştur.
“1980 Askeri Darbesi” / Mikail Haskanlı (18 Mart Üniv.)
1980 askeri darbeyle gelişen popüler kültür, özgürlük kısıtlamaları, dönemden bu güne türkiye'de insan hakları sorunu ele alacağım.
“Latin Amerikadaki Askeri Darbelerin Halk Üzerindeki Sosyolojik Etkileri Üzerine”
Murat Doğan-Adnan Toprak (Anadolu Üniv.)
“Asker-Sivil Ilişkileri ve Küreselleşme Bağlaminda 1980 Darbesi” /
Recep Adigüzel (Muğla Üniv.)
Profesyonel askeri etik üzerinden gidilerek ideal bir askeri tip oluşturulacak ve TSK’ nın bunun neresinde olduğu göz önüne alınacaktır. TSK siyasete karışırken neye dayanarak karışıyor toplumda kendini bu açıdan kabul ettirmek için ne yapıyor? Son olarak da “sermayenin karşı atağı” olarak da adlandırılan 80 darbesinin kapitalizme eklemleme açısından önemi nedir? 28 Şubat kararlarının uygulamaya konulmasında gerekli olduğu anlatılacak/anlatılmaya çalışılacaktır. Anahtar kelimeler: asker –sivil ilişkileri, darbe, 12 Eylül, 28 Şubat kararları.
20. MEDYA-I-II
“Bilge Köyü Katliamı’nın Medya İçerik/Söylem Analizi” / Fatma Küçük (Anadolu Üniv.)
Geçtiğimiz yıl Mardin'in Mazıdağı Ilçesine bağlı bilge köyünde bir katliam gerçekleşti. Katliamın sebebine ilişkin medyada çok farklı söylem dolaşıma girdi. Bu söylemlerden bir tanesi namus cinayeti diğeri ise şiddetin Kürtlerin kültürüne has bir eğilim olduğuna ilişkindi. Namus cinayeti yaklaşımı ile ataerkilliğin modern ulus-devletin bir özelliği olduğu ve işleyişinde büyük bir yer tuttuğu gerçeği saklanarak namus cinayetlerin sadece Kürtlere özgü bir olgu olduğu öne sürülüyordu. Aynı şekilde şiddetin Kürtlere özgü bir eğilim olduğu söylemi devletin ve ona yandaş medyanın irkçı niteliğini ve şiddetin nasıl etnikleştirildiğini açıkça gözler önüne sermektedir. Anahtar kelimeler: söylem, kürt sorunu, namus cinayeti, medya.
“Toplumun Yükselen Gücü: Medya” / Gizem Bölücek (Trakya Üniv.)
21.Yy Türkiye’sinde teknolojinin akıl almaz bir şekilde gelişmesiyle beraber, medyanın toplum üzerindeki yönlendirici etkisi gittikçe artmış, kitle iletişim araçları hayatımızın önemli bir parçası haline gelmiştir. Kitle iletişim araçları demokrasinin ve özgürlüklerin en önemli güvencesi olarak toplumda kendine sağlam bir yer edinmiştir. Basın gerçeklerden yola çıkarak toplumun bilgilendirilmesi, olaylardan haberdar edilmesi ve toplumda sağlıklı ve bilinçli bir kamuoyu oluşturulması açısından önem taşımaktadır. Toplum farklı statü gruplarından oluşan bir yapı olduğundan basın olayları aktarırken, her tabakayı yansıtacak şekilde görüntü sergilemelidir. Eleştirilere ve yorumlara yer verilip toplumun değer yargılarına uygun hareket edilmelidir. Yazılı basının ülkemize girişi ve gelişmesi yavaş olmasına rağmen görsel iletişim araçlarının gelişmesi çok zaman almamıştır. Bu bağlamda değerlendirildiğinde ülkemizde yazılı basından çok görsel basının takip edildiği yaygın bir kabuldür. “Türk Milletinin beyni kafasında değil gözündedir, gördüğüne inanır. “sözü ise bu yaklaşımı doğrular niteliktedir. Yazılı ve görsel basının toplumdaki etkisinin artması ile birlikte birey pasif konumdan aktif konuma geçmiştir. Demokrasinin bir gereği olan medyanın olaylar karşısındaki müspet ya da menfi tutumu çoğu zaman vatandaşlara da sirayet etmiştir. Bunun en somut örneği seçim öncesi yapılan kamuoyu yoklamaları ve anket çalışmalarıdır. Diğer taraftan medya elinde bulundurduğu büyük güç ile partilerin genel başkanlarını seçme konusunda bile etkin rol oynayabilmektedirler. Hatta DYP Genel Başkanlığı’na seçildiği dönemde tansu çiller basında bir ara “medya başbakanı” ve “medya kızı” olarak nitelendirilmiştir. Basında çok sesliliği yapısal açıdan çökertecek en büyük tehlike tekelleşme olgusudur. Şu an Türk basını, ne yazık ki bir tekelleşme süreci içine girmiş bulunmaktadır. Fakat bu durum sadece medyayı değil, tüm toplumu olumsuz yönde etkilemektedir. Demokrasi ile yönetilen ülkelerde amaç farklılıkları yok etmek değil, farklılıkları bir zenginlik olarak kabul edip onları bir potada birleştirmektir. Basında tek seslilik ya da bir başka ifade ile tek yönlü haber dolaşımı, demokrasinin ruhuna aykırı bir olgudur. Ülkemizde medya üzerinde birkaç grubun hegemonyasından söz etmek mümkündür. Bunun sonucu olarak da son zamanlarda çok sık duyduğumuz, “yandaş medya” yakıştırmaları basın özgürlüğüne indirilmiş bir darbedir.
“Medya- Toplum- İktidar İlişkisi” / Güner Şam (Trakya Üniv. Sos. Bil. Ens.)
Weber’e göre bir iktidar sırf güç kullanarak kendi yerini koruyamaz, ona göre bir iktidarın varlığını sürdürebilmesi için aynı zamanda gücün yanında meşruiyete de gereksinimi vardır: buna göre bir iktidarın varlığını sürdürmesini tek yolu, güç artı meşruluktur. Althusser ise meşruluk kavramını açıklarken, bunu devletin ideolojik ve siyasi aygıtları olarak sistemleştirmiş, söz konusu aygıtları açıklarken, devletin kendi varlığını sürdürmesi ve toplumda var olabilmesi için kullandığı aygıtlar olarak tespit etmektedir. Iktidar kendi varlığının devamı için toplumsal örgütlenme üzerinde, bir meşruluk alanı yaratmak zorundadır. Aynı mantıksal kurgu gramsci’de hegemonya kavramı olarak kendini var etmektedir. Gramsci, hegemonya kavramını daha çok kültürel hegemonya olgusu üzerinden dillendirirken, egemen kültüre karşı halkın içinde kendi karşı-siyasal kültürünü yaratmak zorunda olduğunu savunmaktadır. Bu noktada burjuva egemen kültürü, kendi kültürünün devamlılığını, kitle iletişim araçları üzerinden yaygın olarak sağlamakta, gerek gramsci gerek althusser arasında bu noktada bir süreklilik ilişkisi göze çarpmaktadır. Iktidar bir bakıma medya üzerinden toplum mühendisliğine soyunmaktadır, yani toplumu kendi istekleri doğrultusunda şekillendirmek ve manevralarını meşrulaştırmak için medyayı kullanmaktadır. Söz konusu olgunun en açık örnekleri amerika medyasında görülmektedir. Irak savaşından önce abd medyayı kullanarak, bir bakıma halkının gözünde bu savaşı meşru bir hale getirmişti. Hatta daha da öncesine gidildiğinde, abd’nın irak savaşından önce 11 eylül ve terörizmle mücadele gerekçeleriyle aynı yola başvurduğu hatırlanabilir. Irak’ta kimyasal silah depolarının bulunduğu, irak halkına demokrasi götürülmesi gerektiği tezlerini 11 eylül- terörizmle mücadele olgularıyla birleştiren abd, halkından büyük destek alarak irak’ı işgal etmiştir. Aynı abd, sonrasında saplandığı bataklığı gizlemek için yine medyayı kullanmıştır. Bu noktada medyanın toplum üzerinde ne gibi bir etkiye sahip olduğu ve bu etkinin hakim iktidarlar tarafından toplumu şekillendirmek için nasıl kullanıldığı fark edilmektedir. Bu makalede de medyanın iktidar ve toplum ile ilişkileri açıklanacaktır.
“Medya-Toplum- Demokratikleşme Döngüsü” / Irem Acar (Trakya Üniv.)
Dünyada son 30–40 yılda gözlenen teknoloji ve bilişim alanında gerçekleşen hızlı ilerlemeler, bilginin yayılmasını kolaylaştırmış ve insanlar arasında her düzeyde gerçekleşen alışveriş kolaylaşarak, bilginin dolaşımı da hız kazanmıştır. Medya, insanların sosyal yaşamlarını, siyasi tutumlarını ve kitle psikolojisini etkileyen faktörlerden en güçlüsüdür. Yazılı, görsel ya da sesli tüm kitle iletişim araçlarına medya denilmektedir. Başta bilgilendirmek ve haber vermek amacı taşıyan kitle iletişim araçlarının, eğlendirmek ve eğitmek gibi görevleri de bulunmaktadır. Medyanın başta gelen bu görevlerinden hangisini ne oranda topluma naklettiği tartışma konusudur ki, kitle iletişim araçları aracılığıyla, beyin yıkama ve propaganda faaliyetleriyle toplumları etkileme yoluna gidildiği gibi, eğitim ve kültür alanlarında da yayınlar yapılmaktadır. Öyle ki medyanın toplumu etkileme gibi bir amaç gütmediği varsayıldığınla bile kitle iletişim araçlarından en güçlüsü olan televizyonun, günümüzde her evde birden fazla olduğu dikkati çekmektedir. Bu kadar yaygın kullanıma sahip insanların bu tür yayın organlarından etkilenmemeleri gibi bir ihtimalin söz konusu olduğu düşünülemez. Aynı şekilde, toplumsal yaşantıda meydana gelen olaylar, toplumun o güne kadar içinde barındırdığı değerler, toplumsal kültür medyayı etkilemekte ve medyanın toplumu, toplumun da medyayı etkilediği bir döngünün oluşmasına neden olmaktadır. Bu karşılıklı etkileşimin boyutları ve etkileşimin yönü, toplumların değerleri ile medyanın prensipleri açısından önem taşımaktadır. Bu bağlamda türkiye’de, özellikle 1990lardan itibaren yaygınlık kazanan ve git gide sayısı artan medya organları, insanların doğru ile yanlış ikilemine düşürmektedir. Oysa böyle bir yayın politikasının yerine, doğru yayın politikaları ve tam demokratik bir ortamda gerçekleşecek olan haber alma hürriyetinin sağlanması, medyayla toplum arasında gerçekleşen döngüden her iki tarafın kazançlı çıkmasını sağlayacaktır.
“Panoptik Toplumun Modern Yansımasıları: Facebook Örneği”
Selfet Duran (Adnan Menderes Üniv.)
Panoptikon Mimari bir projedir ve tasarım delilerin, sapkınların, hastaların, suçluların kısaca davranışı sapma olarak etiketlenen binlerce insanın kapatıldığı cezalandırma sisteminin ekonomik, siyasi ve toplumsal yükünü hafifletmek için geliştirilmiştir. Cezaevi mimari yapısı olarak ortaya çıkan, cezalandırma sistemi işlevi gören ve iktidara uygun yeni bir tür “bireysellik” yaratan bu sistemin adı panoptikondur. Panoptikon bu bireysellik türü ile yeni bir iktidar modeli oluşturmuştur. Panoptikon da gardiyanlar, mahkûmların göremeyeceği şekilde gizlenir. Böylece heryerdelik hissi yaratılır. Panoptikonda gözetimin nereden yapıldığı kimin yaptığı ya da ne zaman yapıldığı bilinmez. Bu da mahkûmların disiplinlerinden, kontrollerinden hiçbir zaman taviz vermemesini getirir. Ve “göz”ün iktidarı, disiplini sağlamış olur. Panaptikon iktidarın her yerdeliği ile tanrı tasarımının din dışı parodisini temsil eder. Gözün iktidarı o kadar içselleştirilir ki “beyaz şiddet”in inceltilmiş gözetiminden geçen birey gözetleyenin istediği gibi davranmaya razı olur. Projenin amacı iktidarı, polisi, gardiyanı her bireyin bilincine yerleştirmektir. Böylece birey kendi kendisinin iktidarı olacaktır. İktidarı içselleştirmiş birey artık kendini teşhire de gönüllü olacak; mahremiyet ve gizlenme kaygısının yerini görünmeme, fark edilmeme kaygısı alacaktır. Böylece bireye sürekli görünme fark edilme hissi veren modernizmin en ihtişamlı kafesi facebook bu şekilde ortaya çıkmış olacaktır.
“Medya ve Beden Denetimi: Panoptikon Modeli” / Semra Yaşar (Süleyman Demirel Üniv.)
Medya, iktidar mekanizmasının en işlevsel kanalı ve bedeni içerden denetlenmesine olanak sağlayan aracıdır. Bu denetleme, çoğunlukla bir arzu nesnesi haline getirilen kadının bedeniyle gerçekleştirilir. Verili bir estetik görüye göre kusursuz sayılabilecek nitelikler, cinsiyet rollleri bağlamında 'olmazsa olmazlar' olarak sunulurken, sunumun yarattığı etki özgünlüğü köreltip, iştahları kabartmaktadır. Hatta bu etki panoptikon modeline denk düşebilecek bir denetlemeyi de aktif hale getirebilmektedir. Sonuç olarak, iktidarın bir eklemi olan medya faktörünün, cinsiyetçiliği sürekli yeniden üretisinin etkileri tartışılacaktır. (video gösterimi de yapılacaktır).
“Teknolojiyle Birlikte İmkansızlaşan İletişim” / Melek Toprak (Sakarya Üniv.)
Teknolojik gelişmenin avantajları birçok kişi tarafından bilinmekte olup, dezavantajları konusunda topluma yeterince bilgi verilmemektedir.bu çalışmada daha çok teknolojik gelişmenin dezavantajlarına ve teknolojinin iletişime olan etkisine değinilecektir. Bu çalışmanın amaçları şu şekilde sıralanabilir: 1-teknolojinin kişiler arası iletişime olan etkisinin ne yönde ve ne derecede olduğunu tespit etmek.2-iletişimin bireyler ve toplum için ne kadar önemli olduğuna dikkat çekmek.3-kişiler arası iletişimin toplumsal bir gereksinim olduğunu ve kişiler arası iletişim olmazsa toplumsal iletişimin de zedeleneceğine dair vurgu yapmaktır. Çalışmada teorik arka planla birlikte mülakat sorularıyla elde edilen verilerle desteklenmiştir. Anahtar kavramlar: teknoloji, iletişim, toplum, birey.
“Popüler Kültür Bağlamında Popüler Müzik: Bir Karşı Duruş Olarak Sokak Müziği”/Ayhan Taş (Muğla Unv.)
Günümüz toplumsal yaşamın da oldukça geniş yer tutan, popüler kültürün de en önemli unsurlarından biri olan popüler müziğin kitle kültürü ve müzik endüstrisi içinde ki yeri, standartlaşma ve önceleri anlamlandırma ve özgürlüğünü bastırma ve bu nokta da sokak müziğinin bir direniş noktası olabileceği üzerinden ele almak amaçlanmıştır. Bu direniş veya karşı duruşun neden sanat merkezlerinde değil de sokak veya belli mekânlar üzerinde yapıldığı ele alınacak ve direnişin veya karşı duruşun hangi noktada yer aldığı anlaşılmaya çalışılacaktır. Çalışma temel sokak müziğinin ortak üretim, sahnelenme ve hareket imkânlarını dâhil olunan festival, mekân işi ya da üçüncü kişilerle ticari ilişkileri, karşı-kültürel ve sistemin verili biçimlerinin
dışında sabit bir mekân da yapıldığımda direnişin bu noktada ortadan kalkıp kalkmadığına bakılacaktır. Ayrıca kendilerini veya anlamlandırdıkları şeyleri aktarırken hangi enstrümanları kullandıklarına bakılacaktır. Çalışmanın kavramasal çerçevesi oluşturulurken popüler müzik ve bir karşı duruş olarak sokak ve sokak müziği kavramsallaştırmasında “gösteri toplumu”, “kültür endüstrisi”, “kavramsal sanat ”, “performans sanatı”, fluxus akımı", “kamusal alan” kavramlarından kavramsal çerçeve oluşturulacaktır. Popüler kültür bağlamında popüler müzik ve bir karşı duruş olarak sokak müziği kavramsallaştırmalarından yararlanarak popüler müziğinbirey üzerinde nasıl bir kontrol mekanizması yarattığına dikkat çekilecektir. Bir alt kültür olarak sokak müziği hangi nokta da direniş hangi nokta da işbirliği olduğu ele alınacaktır. Sokağın gerçek alan mı yoksa imal edilmiş alan mı olduğuna bakılacaktır.
21. EDEBİYAT, FELSEFE, KURAM VE ELEŞTİRİ-I-II-III
“Yozlaşan ve Yozlaştırılan "Sevgi"ye Farklı Bir Bakış” / Gamze Çetin (Anadolu Üniv.)
Sorunsal olarak kodladığım-addettiğim durum isim koymakta zorlandığım duyguların yaşamsallığın nerelerinde sevginin ortaya çıktığı ve neler yaşattığı. Bu yapısal çerçevede ele alınırsa yetersiz kalacaktır pratik yansıyışı ve basite indirgenmiş olacaktır. Çünkü iletişimsel boyuttaki dilin kurmacası ifade etmekte yersiz ve yetersiz olmaktadır bahsettiğim konuda. “Sevgi” soyutlamalarla anlamlandırılıyor çoğu zaman, weber’e bir gönderme yaparcasına!
“Aydınlanma ve Sosyal Bilimler Felsefesi Üzerine” / Ilhan Ozan (Istanbul Bilgi Üniv.)
Bu sunumda ele alınacak olan temel sorunsalı aydınlanmayla yükselen sosyal bilimlerin konumu oluşturmaktadır. Kültürün çöktüğü savı içerisinde bilimin rolü ne olmuştur? Sosyal bilimler ne oranda iktidarın bileşeni olarak yükselmiştir? Aynı şekilde iktidardan bağımsız bir sosyal bilim ne kadar düşünülebilir? Ayrıca konu içerisinde kültür ve bilimsel bilginin toplumsal yaşamın düzenlenmesi üzerindeki etkileri tartışılacaktır.
“Yaşam Stratejileri ve İçerdikleri Hayaller: Toplumsal Cinsiyet Bağlamında Aşk Anlatıları Neyi Meşrulaştırıyor?” / Neval Tan (Muğla Ünv.)
Aşk anlatıları neyi meşrulaştırıyor? Bu anlatılar kadına ne söylüyor? Onlardan nasıl ve ne olmalarını talep ediyor? Ya da erkeğe? Bu çalışmada aşk üzerinden ‘bildik’ cinsiyet stereotipileri yaratıldığı iddia edilecektir. Giddens’in aşk idealleştirmesi kavramsallaştırmasından yola çıkarak ta en
baştan kadınların romantik aşkı erkeklerin tutkulu aşkı benimsemesin tesadüfü
olmadığını söyleyebiliriz. Toplumsal cinsiyet modern dünyaya uygun olarak aşk
üzerinden yeniden yaratılmaktır. Simmel’e göre her aşk ilişkisinde daha az
seven tarafın ağırlığı daha fazladır; şartlar öne sürebilir, öbürü ona
mahkûmdur, çünkü aşkına bağlılığından ötürü avantajlarını fark etmez, farkına
vardıklarından da yararlanamaz. Evlilikte olduğu kadar özgür ilişkilerde de
genellikle erkeğin bu durumda olması, erkeklerin kadınlar üzerindeki ağırlığını
açıklayacak önemli bir nedendir (simmel, 2000; 98) örneğin; annenin
idealleştirilmesi anneliğin modern inşasının bir boyutuydu ve şüphesiz romantik
aşkla birlikte bazı değerlerden doğrudan besledi. “eş ve anne” imgesi
etkinlikler ve duygular konusunda “iki cinsiyetli” bir modeli güçlendirdi (
giddens,1999;45)
“Kent Mekânındaki Fiziksel Duyumların Tarihsel Kataloğu: “Bedenin” ve “Bireyin” “Zaman” ve “Taşla” Dansı” / Uğur Sert (Selçuk Üniv.)
Yirminci Yüzyılın son çeyreğinde toplumsal kuram (sosyal teori) alanında çok önemli bir gelişme kendisini gösterdi. Bu, 'klasik' toplumsal kuram mantığının yeni yaklaşımlarla aşılmasıydı. Klasik modelin üç temel ismi, durkheim, weber, marx ve onların ürettiği 'makro' düşünce sistemleri yerlerini (kuram içindeki önem ve etkileri azalmaksızın) daha 'mikro' yaklaşımlara bıraktı. Bu bağlamda toplumsal kuram gibi bir noktadan sonra ucu açık olan 'yoğurdu' her yiğit kendince yemeğe başladı. Gene klasik çerçevenin çok önemli bir başka 'aracı' Frankfurt Okulu ve onun eleştirel kuramı bu yeni oluşumda kimilerine göre giderek ağırlık kazandı. Ne var ki, Frankfurt Okulu'nun düşüncesi sadece kendisi olarak değil yan dallarıyla birlikte gündeme geldi. Bunu da doğal karşılamak gerekiyor. Çünkü öylesi bir alan düzenlemesi ve her benzeri durumda kendisini gösteren büyük boşluklar bu defa daha kültürcü temellendirmeleri öne itiyordu. Bunda yapısalcılık sonrası çıkışların tartışılmaz etkisi söz konusuydu. O zaman da Foucault'nun getirdiği tarih anlayışı, mikro iktidar kavramı, foucault'nun bağlandığı nietzscheci gelenek, onun yeniden yorumlanışı başı çekiyordu. Aynı şekilde 1970'lerden itibaren kendisini gösteren feminist hareketin 1980'lerin ortasından itibaren çıkardığı yeni isimler, onların öne sürdüğü yeni savlar ve özellikle de 'toplumsal' ve 'özel' kavramlarına dönük yoğun çözümlemeleri unutulacak gibi değildi. Bütün bunların sonunda toplumsal kuram kendisini 'sosyolojist' bir değişim dönüşüm algılamasından arındırarak daha ziyade iktidar kavramının yeni yorumlarına doğru geliştirdi. O süreçte de beden, kimlik, fark ve tanıma politikalarının yeni boyutları devreye girmeye başladı. Bu sunumda temelde üzerinde durulmaya çalışılacak olgular: kimlik, fark , tanıma ve bedenin mimariyle olan değişimi olacaktır..” “Modern Binaların çoğunu lanetlenmiş gibi görünen duyusal yoksunluk, kent ortamını sakatlayan sıkıcılık, monotonluk ve elle tutulur kısırlık üzerine birkaç değerlendirme yapılacaktır" daha bir özetle: “sosyolojiyle mimari ve şehir planlamacılığı arasındaki, daha genelde sosyal tarihle mekânın örgütlenmesi arasındaki ilişkilere duyduğumuz ilgi üzerine bir sunum” foucault'nun saptadığı söylemle; ideolojinin algılanabilmesi için ilk elde, akla gelmeyen alanların 'okunmasının' gerekliliği ile…
“Bilimkurgu Edebiyatına Sosyolojik Bir Bakış: Bilimkurgunun Imkânlılığı “Mülksüzler” Kitap Örneği” / Zeynep Çinkılıç (Muğla Üniv.)
Yaşadığımız koşulları, sorunları sorgulamak bizi başka bir dünyanın mümkün olabileceği fikrine götürebilir mi? “bu böyle olmasaydı nasıl olabilirdi?” Gibi sorular sormak bize bir imkânlılık sağlayacak mıdır? Ve bu imkânlılığı bilimkurgu nasıl sağlar? Yapacağım tartışma bu sorular odağında gelişecektir. Bu çerçevede ilk olarak; bilimkurgu ve ütopya kavramlarının içeriği üzerine durarak, yaşamımızın eleştirisini yapabilmeyi bauman’ın “bilmedikleştirme” kavramı üzerinden tartışacağım. Bu doğrultuda Leguin’in “Mülksüzler”örneği üzerinden bilimkurgunun kurumları dönüştürme ve buna paradoksal olarak meşrulaştırma (ma) sı tartışmasına değinilecektir. Başka bir dünya nasıl mümkün olabilir? Toplumsal yaşamın hangi kurumlarının, hangi kategorilerinin ve ilişkilerinin değişmesi ile mümkün olabilir mi? Mülksüzler kitabında bu kategorilerin bazıları: kadın erkek ilişkisi, iktidar ve yönetim, hiyerarji, sınıf, ekonomi, çalışma, suç, mülkiyet, aile ve evlilik, cinsellik, din, medya, iletişim, savaş ve barış, sağlık, nüfus cevredir. Kitap üzerinden bunlar tartışılacaktır.
“Üniversite ve Dil, Anadil ve Algı Problemleri” / Didem Aydemir (Dicle Üniv.)
Bireyin dünyaya gelmesinden bu yana kullandığı ilk işittiği dili anadilidir ve o dil de bir düşün dünyası başlar kavramların beyinde kodlanması da o dildedir. O dilin içine doğmuş birey okul çağına kadar o dilde uyur o dilde büyür beyin o yönde gelişir. Kültürün bir parçası yansıması gerçekliğidir, var olan bir bilincin kabulüdür. Dilimle gelişmek! Dilimden koparılma durumum, dilimin yasaklanması, dilimi konuşamamam, genel olarak dili yasaklanan insanlardan duyduğumuz temel cümlelerdir. Sosyolojik ve psikolojik açıdan bireylerde yarattığı travmalar... Bilgi inşasının temel donanımdan eksik olması… İlkokula kadar türkçe konuşma nedir bilmiyordum, okula gitme vakti gelince… İlk gündü herkes bir şeyler söylüyordu anlamıyordum. Başka bir yer ama bana benzeyen insanlar kelimeleri anlamıyordum neden Beni buraya bıraktılar neden anlamıyorum derken… Baskıcı eğitim sisteminin dayatmaları bugün anlıyorum ki somatik bozukluklar oluşmuş o zaman bende ve anlatıyor. bu birinin birçoklarının hikayesi. Ve şimdide bu çocuklara diyorlar ki ve dediler ki dilinizi konuşmayın, diliniz de okumayın! Eğitim diliniz olmasın! Yasaklanmıştı diliniz “ izin verdik“ konuşun şarkılarınızı dinleyin kanalınız var artık vs… ama meselenin neliği peki ne? Isveç eğitim modelinin anadile bakış açısı ve türkiye eğitim modelinin anadile bakış açısı nadir.
“Ortaçağu’da Gülme” / Doruk Önal (Mimar Sinan Üniv.)
Norbert Elias “uygarlık süreci” adlı kitabında uygarlık kavramının; batılı özbilinci ya da ulusal bilinci ifade etmek için kullanıldığını söyler. “batılı toplumlar bu kavramla kendilerine ait özellikleri ve övündükleri şeyleri ifade etmeye çalışırlar.” Uygar olma, insanın toplum içerisinde aşırı olandan uzak durması, kurallara uyması, duygularını, isteklerini engelleyebilmesi anlamına geliyor. Ortaçağ’da gülmek de uygar olmayan davranışlardandı. Gülmek demek cennet ile alay etmek demekti. Bu dönem de ki karnavallar insanların gülüp, eğlenmesi içindi. Buralarda hiç bir resmiyet yoktu. Karnavallar resmi olanın karşısındaydı. Onu eleştiren, onun taklidini yapanların yeriydi karnaval. Bu bağlam da ortaçağ’da gülme kavramını ele almak istiyorum. Anahtar sözcükler: uygarlık, karnavallar, gülme
“Türkiye’de Fen-Edebiyat Fakültesi dahilinde bulunan sosyoloji bölümünün öğrencilerinin hem okurken hemde mezun olduktan sonra bölümleriyle ilgili yaşadıkları maddi ya da manevi sorunları (bölüm içinde öğretim görevlisi sayısının az olması, formasyon konusunda ki sıkıntılar, mezun olduktan sonra iş bulma konusundaki sorunlar vb.) / Dicle Erdur (Kırıkkale Üniv.)
22. GÖÇ, GÖÇMENLER VE GECEKONDU-I-II-III
“Türkiye’de İç Göç Kavramı ve Etkilerinin Çocuk Bağlamında Ele Alınması: Adana Örneği” Ayşegül Çapan-Sümer Keskin (Muğla Ünv.)
Anahtar kelime: göç “fizik hareketlilik genellikle göç olarak adlandırılır. Bir coğrafi alandan diğerine bir devinim olan fizik hareketlilik, modern dünyada hızla artan bir olgudur. Fizik hareketlilik çok sayıda kişinin zorla bir yerden başka bir yere yerleştirilmesini, istenilmeyen kişilerin sürülmesini, ev taşınmalarını ve aynı ülke içinde bir bölgeden diğerine veya bir ülkeden diğerine yapılan gönüllü sürekli göçleri de kapsar. Öte yandan iş gezileri veya turistik geziler, alışveriş gezileri, işe gidiş gelişler bunların hepside bir mekândan diğerine bir devinimdir. Ama bunlar göç veya hareketlilik kavramı içerisinde üşünülemezler.”(fıchter. Ss.180) göçün birey üzerindeki etkisi sosyal durumlara göre değişmektedir. Hiçbir göçmen yeni çevresinde kendisini tümüyle yabancı bulmaz. Çünkü göçmenler genellikle “kendi cinsinden” olanların bulunduğu yerlere giderler. Fakat bu her zaman böyle olmamaktadır. Ya da her şey çocuklar için bu kadar kolay gerçekleşmemektedir. Çocukların bu yeni göç alanındaki sosyalizasyon süreci çoğu zaman daha sancılı geçmektedir. Bu çalışmadaki temel amaç türkiye’de yaşanan bu iç göçlerin, özelliklede mevsimlik göçlerin çocuklar üzerindeki etkilerini gözler önüne sermektir. Ailelerin çeşitli nedenler doğrultusunda (ekonomik, siyasal, başka sebepler) göç etmesi neticesinde çocuklarda bu göçe tabi tutulmaktadırlar. Bu da onların gerek eğitim, gerekse sosyal alanda birtakım zorluklarla baş başa kalmalarına neden olmaktadır. Işte biz de bu zorlukları dile getireceğiz bu çalışmamızda.
“Kürt Meselesi Bağlamında Zorunlu Iç Göç: Sonuçlar ve Öneriler” /
Bahattin Cizreli (Istanbul Ünv.)
Yurdumuzun yaşadığı en önemli sosyal ve siyasal meselelerden biri olan kürt sorununa dair devlet halen şiddet içeren bir çözüm üretebilmiş değil. Özellikle 90lı yıllarda kürt halkına dönük çeşitli şiddet politikaları geliştirmiştir. Bunlardan sadece biri köy boşaltmaları olarak bilinen zorunlu göç (iskân) politikalarıdır. Bir devlet geleneği olarak kullanılan bu politika bırakın meseleyi çözmeyi yeni sorunlara sebep olmuştur. Sadece göç edenler açısında değil göç edilen bölgenin sosyal yapısını ve insanlarını etkileyen olumsuz sonuçlar doğmuştur.devletin bu zorunlu göçün açtığı yaralara dair sunabildiği tek çözüm önerisi köye dönüş projesi olarak sunulan ama ciddi bir değişikliğe neden olmayan 5233 sayılı kanun değişikliğidir. Köyünden kovulanların bütünüyle köyüne dönmesi artık mümkün değildir. Milyonlarca insanın büyükşehirlere kültürlerini koruyarak adapte olmalarını sağlayacak projeler üretilmelidir. Hazırladığım çalışma bu sorunu veriler ve örneklerle irdeliyor ve bir çözüm planı olmasa da çözüm sunabileceğimiz bir yol sunuyor.
“Türkiye’de Zorunlu Göçün Götürdükleri ve Sonrası” / Derya Ferhat (ODTU)
Türkiye 1984–1999 yılları arasında büyük bir göç hareketine sahne oldu. Bu göçün sebebi, birçok göçün sebebi olan doğal afetler ya da kalkınma sancıları değildi. “terör sebebiyle” denilerek içselleştirilen birçok “zorunlu göç” yaşandı bu dönemde. Üstelik sadece ülke içinde de sınırlı kalmadı bu durum. 12.000 civarında, insan ırak’a göç etmek zorunda bırakıldı. Göçe maruz bırakılan binlerce insan, göç ettikleri yerlerde birçok zorlukla karşılaştı. Sosyal ve ekonomik olarak tutunma çabaları içersine girerken, dışlandılar ya da “bir şekilde” yok edildiler, silindiler. Göçe zorlandıkları bu dönem içerisinde temel hakları ihlal edildi. Üstelik mültecilik gibi hukuksal bir statüye sahip olmadıkları için, tanımlanmaları ve yasal müücadeleleri de çoğu yerde baltalandı. Bazı uluslarası yapılanmalar destek sunsalar bile, bu destekle hem anlamlı olmadı hem de ihtiyaçlara yeterli bir çözüm getiremedi. Derken son yıllarda politikalarda yapılan değişikliklerle, yerinden edilen bu insanların geri dönüşlerini sağlama ya da en azından kayıplarını karşılama amaçlı çabalarla 15 yıla dayanan hukuksuzluk telafi etmeye çalışmakta. Ve elbette ki yine yapılacak bu ani değişikliklerin hiçbir hukuki ve sosyal sonucu düşünülmeden. Bu bağlamda, bu dönemde ve sonrasında yaşanan olayları, olabilecek durumları konuşamak, tartışmak
“1992–1996 Çeçen-Rus Savaşının Ardından Türkiye’ye Sığınan Çeçenlerin Durumu”
Didem Yılmaz (Ankara Üniv.)-Merve Esen (ODTÜ)
SSBC’nin dağılmasının ardından çeçenlerin bağımsızlıklarını ilan etmesi ile başlayan 1. Çeçen-Rus Savaşı’na kısaca değindikten sonra odak noktamız olan Rus teröründen kaçıp Türkiye’ye sığınan insanların günümüze kadar yaşadıkları, günümüzdeki sıkıntıları ve geleceğe dönük olası durumları hakkında bilgi vermek yapmak istediğimiz sunumumuzun genel amacıdır. Ayrıca bu insanların T.C. Yasaları karşısındaki statüleri, BMMYK (Birleşmiş Milletler Mültecilik Yüksek Kümiserliği) ve İHH (İnsan Hak Ve Hürrityetleri İnsani Yardım Vakfı) ile bu insanlar hakkında yapılan görüşmeler de bu sunum içerisinde aktarılacak olan bilgiler arasında. Bunların yanında Türk-Rus ilişkileri ve Rusya’nın Çeçenistan’da yaratmış olduğu kukla yönetimle kafkaslarda yürüttüğü politika ve bunların İstanbul’da ikamet etmekte olan bu insanlar üzerindeki etkileri de değinilecek başlıklar arasında. Diğer kategorisinde bulunan suçlar: Silahla yaralama (4), tehdit (1), mesken ihlali ve izhar (2), kaçak CD satma (2), kaçak sigara satma (3), sahte Türk lirası bulundurma (1), işkence ve tazzip (erkeğe kadı kıyafeti giydirip zorla oynatmışlar) (1), para karşılığı kadın satma (2), fiili livata (6), mühür fekki (3) (mühürlenen yeri izinsiz açma) vb. Çocuk Şube İstatistiklerine göre, 2002 yılında 2, 2003 ilk beş ayında 28 çocuk kaçak sigaradan adliyeye sevk edilmiş, yaşları küçük olduğu için serbest bırakılmıştır (Kaçak sigara satma Van’da yaygın bir suç türü. İran üzerinden gelen Avrupa ve diğer ülke sigaraları çocuklar tarafından sokaklarda satılıyor. Sigaralar Türkiye’de üretilenlere göre daha ucuz olduğu için ilgi görüyor. Çocuk şubede görüştüğümüz iki çocuk kaçak sigara sattıkları için getirilmişlerdi. Biri 14 diğeri 15 yaşındaydı. Bu çocuklardan biri sigaraya 50, diğeri 100 milyon bağlamış. Bu iş yapan toptancılardan almışlar, yakalanmamış olsalardı bir haftada sigaraları satacaklarını ve yaklaşık ilki 20 diğeri 30–35 milyon kazanacakmış. Biri ortaokul son sınıf öğrencisi, diğeri mezun olmuş.“Başka iş olsa onu yaparız, amacımız okul masraflarını çıkarmak ve ailemize destek olmak” diyorlar. Günlük 5–6 milyon kazanıyorlarmış). (BAL, Hüseyin (2003). Bu çalışmada Van emniyet müdürlüğünün Çocuk şubesi müdürlüğünde aldığımız istatistiksel verilerden yararlanarak Van şehir merkezindeki çocuk suçluluğunun mahalleler bazında nasıl dağılım gösterdiğini hangi suç türlerinin hangi mahallelerde yoğunluk kazandığını, bu suç türlerinin mahallelerin gelişmişlik düzeyleri ile nasıl ilişkilendirildiği, işlenen suç türünün 2005–2009 yılları arsında nasıl bir değişim ve dönüşüm gösterdiğini, söz konusu dönemlerde Van şehir merkezinde işlenen suç türlerinin çocuklar arasında hangi yaş aralıklarında yoğunluk kazandığını ve hangi yaş aralıklarında hangi suç türlerinin daha fazla işlendiği, işlenen bu suçların söz konusu dönemlerde cinsiyete nasıl yansıdığı, yani söz konusu mahallelerde işlenen suçun cinsiyete nasıl yansıdığı, hangi mahallelerde hangi cinsiyet türünün yoğunluk gösterdiğini ve bu yoğunluğun hangi suç türlerinde ağırlık kazandığı ortaya konulacaktır. Araştırmamızın birinci bölümünde giriş ve temel amacımızı belirleyeceğiz. İkinci bölümde ise söz konusu suç, çocuk ve çocuk suçluluğu hakkında bilgi verilecektir. Üçüncü bölümde suç türleri nelerdir ve bunlar hakkında bilgi verilecektir. Dördüncü bölümde çocuk suçluluğunun Van ilinin mahallelere göre dağılımı ele alınacaktır. Bu dağılım da ayrı ayrı alt başlıklar halinde ele alınacaktır ve farklı değişkenlerden yararlanılarak mahalleler bazında nasıl dağılım gösterdiği ele alınacaktır. Bu değişkenlerimiz; suçun türüne göre, cinsiyete göre, çocuğun eğitim durumuna göre, çocuğun yaşına göre, suçun işlendiği yer ve suçlunun ikamet ettiği yerlere göre Van ilkindeki suç türleri mahallelerde nasıl dağılım gösterdiğini ele alacağız. Beşinci bölümde ise 2005–2009 dönemlerinde değişkenler karşılaştırılacaktır. Bur da modernleşmeyle beraber söz konusu değişkenlerin dönemsel olarak nasıl farklılık gösterdiğini belirleyeceğiz. Araştırmamızın son bölümünde ise sonuç ve değerlendirme yapılacaktır. Anahtar kavramlar: Suç, çocuk, çocuk suçluluğu.
“Göç, Gelenek ve Farklı Kuşaklar: Zeytinburnu’nda Yaşayan Doğu Türkistan Göçmenlerinde Bebek Bakım Yöntemleri” / Elif Kandemir-Nuray Elmas Şahin (Koç Üniv.)
Doğu Türkistan; Türkistan’ın doğusunda ve asya kıtasının tam ortasında bulunmaktadır. Doğu türkistan'da yaşayan uygurlardan bazıları çin'in politik ve kültürel baskıları nedeniyle 1961 yılında vatanlarını terk etmek zorunda kalmıştır. Ancak türkiye'ye asıl toplu göçler, 1952, 1965, 1966 ve 1977 yıllarında gerçekleşmiştir. Doğu türkistan göçmenlerinin türkiye’ye göç etme sebepleri türklerle aynı dini ve benzer bir dili paylaşmaları ve türklerle olan ortak tarihi ve etnik bağlarına önem vermeleridir. Doğu türkistan göçmenleri daha çok istanbul, zeytinburnu ilçesinde yaşayarak, dericilik ve plastik işleri ile uğraşmaktadırlar. Konuşmamızın amacı zeytinburnu’nda yaşayan doğu türkistan göçmenlerinde, 0-2 yaş arası bebeklerin bakımında üç kuşaktan kadınların kendi ülkelerinden getirdikleri geleneksel yöntemler hakkında neler düşündüklerini ve bu yöntemleri nasıl uyguladıklarını anlatmaktır. Bu geleneksel bebek bakımı yöntemleriyle türkiye’de sürdürülen diğer doğu türkistan gelenekleri arasında anlam ve uygulamalar açısından nasıl bir ilişki vardır? Bu geleneklerin değişimi ve devamı hangi toplumsal nedenlere bağlıdır? Bu geleneklerin değişimi ve devamı doğu türkistan göçmenlerinin kimlik ve aidiyetleriyle nasıl ilişkilendirilebilir? Konuşmamızda bu soruların yanıtlarını, doğu türkistan göçmeni, üç farklı kuşaktan kadınlarla yaptığımız görüşmelere ve onların günlük ve toplumsal hayatları üzerine yaptığımız gözlemlere dayanarak tartışacağız. Ayrıca konuşmamızda bu göçmenlerin hayatlarını istanbul’un toplumsal ve ekonomik yapısıyla da ilişkilendireceğiz.
“Toplumsal Dönüşümler Işığında İstanbul Maltepe Başibüyük Mahallesi”
İnci Şar (Maltepe Üniv.)
Sanayileşmede geç kalmış ülkelerden biri olan türkiye’de, bu büyük toplumsal dönüşümün getirdiği yapısal değişme ile birlikte 1950’lerde köyden şehirlere göç başlamıştır. Ilk gelen gruplar, şehir merkezinde oda kiralayarak büyük evlere yerleşmişler ve çok kısa bir zaman sonra ailelerini de getirmişlerdir. Katıldıkları yeni ortama uyum sağlamalarının kolaylaşmasında ve de güvenceli bir çevre sağlamalarında kilit faktör akrabalık bağlarıdır. Maltepe ilçesi’nin başıbüyük mahallesi de bu tür yapılaşmanın bir örneğini oluşturmaktadır. 1977’de kurulan başıbüyük mahallesi o dönemin 1 mayıs mahallesi (değiştirilen adıyla mustafa kemal mahallesi) örnek alınarak düzenlenen mahallelerden biridir. Başıbüyük mahallesi’ne göç daha çok Samsun, kars, erzurum, ordu gibi doğu anadolu ve doğu karadeniz şehirlerden yapılmaktadır. 1970’lerde dünyadaki gelişmelerin etkisiyle birlikte türkiye’de de gelişmeye başlayan sol hareketler ve sendikal faaliyetlerle birlikte mahallede güçlü bir muhalefet gelişti ve de mevcut iktidara muhalif olundu. Göç eden insanlar önceleri yaşamlarını sürdürdükleri yere yakın olan fabrikalarda işçilik yapıyorlardı; yani tarım işçileri artık sanayi işçisi olmuşlardı. Fakat fabrikalar zamanla oluşturulan sanayi bölgelerine kaydırılınca buralarda çalışan halk marjinal işlere (işportaya ve inşaat işçiliğine) yönelmek zorunda kaldı. Sunumumda, mahallede yaşayan kişiler ile yaptığım görüşmeler üzerinden başıbüyük mahallesi’nin kuruluşundan bugüne tarihsel gelişimini kısaca ele alacak ve özellikle yakın zamanda kentsel dönüşüm sorunu etrafında yerel ölçekte gelişen toplumsal hareketin özellikleri üzerinde duracağım. Anahtar kelimeler: göç, gecekondulaşma, toplumsal dönüşüm, toplumsal hareketler.
“Almanyada’ki Türkiyeli Göçmenlerin Yaşamlarinin Sanatlarina Yansimasi “Duvara Karşi”Filminde Türkiye Kökenli Genç Göçmenlerin Aidiyet ve Uyum Sorunu”
Kamber Elmas (Ege Üniv.)
Insan, doğası gereği yaşadığı coğrafyada yaşam koşullarının zorlaşmasından dolayı, tarih boyunca göçü; sosyal, kültürel ve eko-nomik bir olgu olarak yaşamıştır. Türkiye kökenli bireylerin Batı Avrupa’ya göçü 1950’lerde başlamıştır. Bu göçlerin %80’i batı al-manya’ya olan göçlerdir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki; ilk göç eden bireyler, belirli bir para birikimi yaptıktan sonra türkiye’- ye dönüş düşüncesiyle göçe tabi olmuş(tur)lar. bu nedenle göç ettik-leri ülkenin ne diline tam hakim olmuş(tur)lar nede göç ettikleri ül-kenin toplumuna uyum düşüncesi taşımışlardır. Bunun yanında dön-meyi düşünmeyen göçmenlerde olmuştur. bu göçmenler ailelerini ve çocuklarını yanlarına aldırmış ve alman vatandaşlığına geçmeye başlamışlardır. Göç ettikleri ülkede kalan göçmenler 1. Kuşağı oluş-tururken, yanlarına aldıkları çocukları 2. Kuşağı oluşturmakta ve on-larında çocukları 3. Kuşağı oluşturmaktadırlar. 1973 yılında almanya’nın hamburg kentinde doğan fatih akın filimlerinde 2.ve3. Kuşak türkiyeli göçmenlerin aidiyetlik ve uyum sorunlarını işlemiştir. Bu çalışmada Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli gençlerin uyum ve aidiyetlik algıları, Fatih Akın’ın senaryosunu yazdığı ve yö-nettiği “duvara karşı” filminden hareketle ortaya koyulmaya çalışılacaktır.
“Sığınmacılar ve Mülteciler” / Levent Özbek-Doğan Berki (YYU)
Sığınmacıların ve mültecilerin iç işleri bakanlığı tarafından belielenen 30 şehirden birinde ikamet etmeleri gerekmektedir. Sığınmacıların ve mültecilerin türkiyedeki ikameleri gönderdikleri şehrin emniyetine kayıt yaptırarak ve oturma izni alarak resmileştirmeleri gerekir. İkamet izni alabilmek için sığınmacıların her altı ayda ödeme yapması gerekir. Ödenecek ücret bir yetişkin için 441 tl bir çocuk için 288 tl dir. pek çok sığınmacı ve multeci bu parayı ödeyememektedir.
“Gecekondu Araştırmaları” / Meltem Özer-Erhan Özçelik (Atatürk Üniv.)
Bu araştırmanın konusu, 1975 yılında Orhan TÜRKDOĞAN tarafından Erzurum’un gecekondu semtlerine yapılmış olan araştırmayı 2010 yılında tekrar yapılıp karşılaştırması ve değerlendirmesi olacaktır. Bu çalışmada amaç 35 yıl içerisinde kentleşme sonucu ortaya çıkan gecekonduların tüm kültürle bütünleşeceği yerde giderek ondan ayrıldığını ve kendine özgü bir yan kültür alanı meydana getirdiğini ortaya koymaktadır. Kendi içerisine kapanan bu oluşumun modernleşme kentleşmenin getirdiği bütün nimetlerden yoksun olmaları ve sadece ‘boğazını doyurma’ endişesiyle hareket eden grupların artmasına neden olmuştur. Bu araştırmada toplam 138 kadın 62 erkeğe anket uygulaması yapılmıştır. 1975 yılında Orhan TÜKDOĞAN tarafından yapılan çalışma sonuçları ile 2010 yılında yapılan çalışma sonuçları karşılaştırılarak.
“Sınırsızlar” / Merve Aşıcı (Mimar Sinan Üniv.)
(…) dünya’da göç, yüzyıllardır var olan bir olgudur. Ama “devlet”lerin ortaya çıkmasıyla beraber, bu “olgu”nun dünyada bir “olay” yaratması engellenmeye başlamıştır. Antik yunan’da var olan ve ayrı şeyleri temsil eden “zoe” (çıplak hayat) ve “bios” (siyasal hayat) ‘modern insan’da bir ve tek haline ge (tiri) lmiş ve bedenler “kutsal insan” (öldürülebilen ama kurban edilemeyen) haline dönüştürülmüştür. Agamben’in bu “kutsal insan” teziyle ilişkili bir biçimde; “mülteci, sığınmacı, yasadışı göçmen” gibi sıfatlara sahip olan insan bedeninin “türkiye” sınırları içinde nasıl bir muameleyle karşı karşıya kaldığını ortaya koymak, gerçekleri ortaya koymaktır. (…).
“Mezarlıklar Göç, Kayıp ve Direniş” / Özge Korkmaz (İstanbul Bilgi Üniv.)
Gazi mahallesi, 1970’lerden itibaren Istanbul dışı göç hareketleriyle şekillenmiş bir kenar yerleşim yeridir. 1990’ların başından itibaren ise, yoğunluklu olarak 93–98 arası, zorunlu göç, köy boşaltma ve yakmaları gibi politikaların sonucunda yoğun bir kürt göçü almıştır. Mahalle, bu yeni yerleşimcilerin ve sol gelenekten gelen eski sakinlerinin ortak yarattığı bir hissiyat üzerinden şekillenmiş, mekân ve insan arasındaki ilişki karşılıklı etkileşimlerle kurulmuştur. Çalışmanın merkesine gazi mahallesi mezarlığını yerleştirerek, soruları ve cevapları, deneyimleri ve algıları bu mekânın temsil ettikleri üzerinden oluşturmaya çalıştım. Çalışmanın teorik arka planında, ölüm düşüncesi; modern kent, insan ve yaşam kurgusu ile beraber öznellik, kimlik ve direniş gibi kavramsal katmanlar bulunmaktadır. Bu çerçevenin üzerinde, asıl ağırlığı oluşturan ana çatı kişisel anlatılar ve kürt göçmenlerin bu yeni mekânda oluşturdukları var olma pratikleridir. Bu katmanlar arasındaki ilişkiyi, mekânda yapılan gözlemler ve insanlarla kurulan ilişkiler üzerinden kendi kişisel tecrübelerimi de dâhil ederek sunmayı tercih ettim. Mahalle mezarlığı, sadece bir veda ve yas mekânı değil, bir direniş ve örgütlenme alanı olarak da ortaya çıkıyor. Mezarlığın, bütün yürüyüş ve eylemlerde bir son durak, karakolla mahalleli arasındaki çatışmaların etrafında örgütlendiği mekân olması ve performatif dağarcığının resmi ulus-devlet söylemine cevap üretir şekilde kurulması özellikle dikkat çekici oldu. Diğer taraftan, hafızanın ve kollektif hareketin mezarlığın içinden geçen bir toplumsal harita takip ettiğini, mahallelinin sözlü tarihinde bu mekânın derin izleri olduğunu da anlayabiliyoruz. Çalışma süresince en çok; evinden uzakta ölmenin ne anlama geldiğini, geride kalanların neler düşünüp hissettiklerini ve mezarlığın ev sahipliği yaptığı "mutlu" kederi sorunsallaştırdım. Görüşmecilerle de bu çerçevede yürütülen uzun konuşmalar gerçekleştirerek, kürt göçmenlerin yoğun bir şiddet tecrübesi üzerine geldikleri bu "yeni" yerlerindeki yaşamlarını nasıl tarif ettikleri sorusunu sormaya gayret ettim. Anlatılardan doğru, mekânın ruhunu oluşturan tarihsel dokuyu ve kişisel hikâyeleri toplamak, derlemek ve anlamak en temel çabam oldu.
“Gecekondulaşma: 1 Mayıs Mahallesi Örneği” / Suzan Aydın (Anadolu Üniv.)
70’li yılların ikinci yarısından itibaren istanbul’da üsküdar ilçesi sınırları içerisinde gerçekleşen 1 mayıs mahallesi oluşum süreci yasal olmayan bir şekilde gerçekleşmiş bir kentleşme deneyimidir. Yasal olmamasına karşı söz konusu oluşum, 70li yıllarda sosyalist hareketin, kente sorunu çözme iddiasıyla gerçekleştirdiği projelerden ilkidir ve kentlerdeki gecekondu hareketi için bir model haline gelmesi de son derece önemli bir konu teşkil etmektedir. Mahallenin yasallaşarak muhtarlığa bağlanması 80 ihtilali sonrasına denk geliyor. Mahallenin adı sıkıyönetim tarafından mustafa kemal mahallesi olarak yasallaştırılmıştır. Bu oluşum aşamasında toplumsal dayanışmanın zor koşullardaki göstergesidir de aynı zamanda 1 mayıs mahallesi. Geçmişten günümüze 1 mayıs mahallesinde değişen koşullar öne çıkarılmaya çalışılacaktır. Anahtar sözcükler: kentleşme, gecekondulaşma, 80 ihtilali, toplumsal dayanışma.
23. TOPLUM
“Toplumsallaşma Olgusu” / Mustafa Bekir Arslan (Trakya Üniv.)
Toplumsallaşma sözlük anlamına göre toplumun mevcut değer ve normlarının bireye aşılanmasıdır. Toplumsallaşma olgusunu daha iyi anlayabilmek için toplum kavramını iyi bilmek gerektir. Toplum ise, belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan, dil-din-kültür- irk-ortak sosyal değer- amaç bağlılığı bulunan, insan topluluğu olarak tanımlanabilir. Toplumsallaşmanın olumsuz yönde ilerlemesi, kişilerin davranış bozukluğu göstermelerine, sosyal ortamlarda nasıl davranacaklarını bilememelerine ve içlerinde bulundukları toplumda tepkiyle karşılanmalarına yol açıyor. Ruhbilim terimleri sözlüğüne göre toplumsallaşma, kişinin, kendi kümesi ya da kültürü içinde yaşayanlar gibi davranmayı öğrenmesi olarak tanımlanırken, toplumbilim terimleri sözlüğü toplumsallaşmayı, bireyin kişilik kazanarak belli bir toplumsal çevreye hazırlanması, toplumla bütünleşmesi süreci olarak tanımlanmaktadır. Bu iki tanımın ortak paydası kişilerin topluma uyum sağlayıp bu ortama ayak uydurmalarıdır. Günümüzde toplumsal sıkıntıları anlayabilmek, kişilerin sosyalizasyondan uzak yetişmesini engelleyip, topluma artı bir değer katabilmelerini sağlamak ve onları topluma kazandırmak için toplumsallaşmayı anlamak son derece önemlidir. Bunu kavrayıp çocuklarına sosyalizasyonu aşılayan her ebeveyn, daha sağlıklı bir toplum için adım atmış olacaktır.
“Beslenme ve Toplum” / Nuran Kizilgün (Ege Üniv.)
Coğrafyanın beslenme üzerine olan etkileri ve beslenme alışkanlıklarının kültürel olarak farklılıklar kazanması: günümüzde beslenme pek çok alanı etkilemekte ve beslenme pek çok faktörden etkilenmektedir. Gelir düzeyi, eğitim seviyesi, ekonomik koşullar, coğrafi koşullar, kültürel farklılıklar ve daha bir çok toplumsal faktör beslenmeyi etkilemektedir. Bu sunumda daha çok coğrafya ve kültürün beslenme üzerine olan etkilerini araştırdım. Dünya üzerinde pek çok kültür var ve bu kültürlerin kendilerine has alışkanlıkları ve gelenekleri vardır. Beslenmeyi bu açıdan ele alarak, farklı örnekler çerçevesinde sunarak incelemek ve dinleyicilerle paylaşmak eminim ki pek faydalı olacaktır.
“Bolu İlinde Yaşayan Vatandaşlarla Emniyet ve Polislik Üzerine Yapilan Bir Araştirmanin Saha Çalişmasi Aşamasinda Sosyoloji Öğrencileri Tecrübelerinin Sunulmasi”
Zeliha Bozkurt-Barış Serpen (Abant Izzet Baysal Üniv.)
Emniyet algısı, yenilenen toplumsal düzen içerisinde yeniden bir yapılanma yaşamaktadır. Yaşanılan bu yeniden yapılanma o toplumda yaşayan insanlar tarafından da farklı olarak algılanmaktadır. Emniyet konusunda birçok devletin içinde barınan kurum olarak işlev gösteren polislik, bu algılanma sürecinde yenilenmektedir. Bu değişim esas alınarak, bolu il emniyet müdürlüğü toplum destekli büro amirliği ile abant izzet baysal üniversitesi fen-edebiyat fakültesi sosyoloji bölümü birlikte “bolu ilinde yaşayan vatandaşların güvenlik algıları ve polise bakış açısı”nı değerlendirmek adına bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Yapılacak olan çalışmada, bu araştırma bir çıkış noktası olarak örnek teşkil edecektir. Esas olarak, bolu il genelinde yapılan bu araştırmada sosyoloji bölüm öğrencilerinin karşılaştıkları durumlar ve kişisel yorumlardan derlenen bir değerlendirme çalışmanın konusunu oluşturacaktır. Yapılan bu araştırma bolu ilinde gerçekleştirilen ilk kapsamlı saha araştırmasıdır. Daha önce emniyet ile ilgili herhangi bir araştırma planı yapılmamıştır. Türkiye geneline bakıldığında da emniyet ve polislik üzerine yapılan çalışmaların az olması bu alanda yapılan saha çalışmalarının yeterice ilgi görmediğini kanıtlar durumdadır. Sunulacak olan çalışmada, yapılan araştırma sonuçlarının değerlendirilmesinden ziyade, sosyoloji öğrencilerinin sahadaki tecrübelerinin yorumlanması amaçlanmaktadır. Yapılan bu saha çalışmasında sosyoloji bölümünde lisans eğitimi Alan 24 öğrenci ve ders sorumlusu Yrd. Doç. Dr. Nahide konak eşliğinde saha çalışması dersi kapsamında bu araştırma gerçekleştirilmiştir. Bölüm öğrencileri bilimsel bir saha araştırmasında ilk kez yer almışlardır. Kişisel tecrübeleri, saha da yaşadıkları olaylar ve durumlar etrafında şekillenmiştir. Emniyet ve polislik üzerine yapılan çalışmaların Az olması, bu yönde yapılacak olan bilimsel çalışmaların artması gerektiğini ve türkiye’deki üniversitelerde lisans eğitimi alan öğrencilerin de bu saha çalışmalarına daha fazla katkı sağlamaları gerektiğini göz önüne taşımaktadır. Anahtar kelime: emniyet, polislik, saha çalışması, kişisel deneyim
“Kadın İşi’ Erkek İşi” / Ceren Helvacıoğlu-Hatice Ekinci, (Bahçeşehir Üniv.)
Toplum tarafından ‘Kadın İşi’ olarak bilinen işlerde çalışan erkekler ve erkek işi olarak bilinen işlerde çalışan kadınlar üzerine yapmakta olduğumuz araştırmamızın sunumu yapılacaktır. Erkek hemşireler ve kadın inşaat mühendisleri ile yapılmış olan görüşmeler araştırmanın bir parçasıdır. Bunun dışında yararlanılacak veriler; erkek hemşireliğinin ve kadın inşaat mühendisliğinin tarihidir. Araştırmanın devam etmesi sebebiyle; henüz konuyu daha fazla detaylandıramıyoruz fakat genel hatlarıyla proje konusu bu şekildedir. Kongre süresine kadar araştırmamız sonuca ulaşacaktır.
24. KÜRT MÜZİĞİ VE DENGBEJLİK
“Kürtlerin Sözlü Edebiyatı ve Tarihindeki Yeri İle Dengbejlik” / Necbir Silak (Muğla Ünv.)
Dengbej kelimesi kürtçede bir sözü sözle aktarmak anlamı içerir. ‘Deng’ ses, ‘bej’ söyle aktar anlamındadır. Kürtler tarihleri boyunca
kültürlerini sözle icra etmek zorunda bırakılmıştır. Bu da kürtleri
değişik arayışlara sürmüştür. Kürt kültürünü sonraki kuşaklara aktarmak
işini bile yine ve ne yazık ki, bu iki dudak arasındaki sözler
üstlenmiştir. Yaşadıkları bütün coğrafyada ve zamanlarda baskıya maruz
kalan kürtlerin yazı ile olan mesafeli ilişkinin ardından da yine bu
korku duygusu barınmaktadır. Kürtler tarihlerini ve edebiyatlarını o
kadar zor durumlarda inşa etmeye çalışmışlardır ki kısa bir anekdot ile
ile; bağdat valisini yazı ve edebiyatla haşır neşir olan kürt
vatandaşlarını yakalama emri çıkardığı ve ele geçirilenlerin derisini
yüzdürüp özel çerçevelere geçirdiği bilinmektedir. Işte tamda bu dönemde
kürt kültürü (edebiyatı ve tarihini) sahiplenen dengbejler çıkmıştır
ortaya… Size anlatmaya çalışacağım şey dengbejlerin kürt tarihinde ve
edebiyatında ki sonsuz hizmetleri ve uğraşları olacaktır
“Dengbejler, Deng: Ses, Bej Ise Söylemek Şeklinde Morfolojik Bir Açımlaması Olur Evvela” Ibrahim Halil Tan (Anadolu Üniv.)
Kürtler’in İslamiyetle beraber yazılı kültür dünyasının öznesi yahut bir parçası olamaması dolayısıyla en büyük misyonu farkındalık olgusunun dışında kendilerinde olan dengbejler, Kürt kültüründe destan, efsane, masal, halk hikâyeleri, savaşlar, aşiret ilişkileri, kırsal hayatın ve sınıflı toplumun yarattığı genel kişilik nosyonlarını ve diğer folklorik ögeleri sesle söylem arasındaki müzikal ahenk ve estetikle dile getirmişlerdir. Ekseriyetle serhad yöresi nde en başarılı dengbêjlerin yetiştiğini belirtmekle beraber kürtler in yaşadığı diğer bölgelerde de bu kültürün yaşatıldığını hatırlatmakta fayda vardır.
“Dengbejlerin Toplumumuzdaki Yeri ve Önemi” / Kamuran Uygar-Elif Öztürk (YYU)
Yaşadığımız çağda etkisini yitirmekte olan sözlü geleneklerin tek tek kaybolup gitmelerine tanık oluyoruz çağlar boyunca insanlığı etkisi altına almış, düşünme biçimini belirlemiş ve toplumların beleklerini taşımış olan sözlü kültür unsurları bu gün artık uçurum kenarlarında köklerini son bir hamleyle taşlara geçirmeye çalışan fakat git gide düşen asırlık çınarlara benzemekteler. Bulunduğumuz topraklarda uzun yıllar boyunca söz konusu sözlü gelenekleri sırtlamış, geçmiş halk sınıflarının kültürel kodlarını günümüze kadar taşımış, adları mensup oldukları diller göre değişen ama görevleri benzer birçok söz ustası unutuldu; unutulmakta bu çalışmanın konusu da bu ustalardan biri olan dengbejlerdir.
“Arabesk Olgusu ve Arabeski Doğuran Köyden Kente Göç” /
Rukiye Hilal Ersoy (Sakarya Üniv.)
Arabesk yalnızca bir müzik türü olmayıp, bir dönem köyden kente göç ile gelen ve göçün algılanma biçimi olan gecekondu kesimini karakterize eden bir olgudur. Batılılaşma ideolojisi ve müziğe yapılan bir takım müdahaleler neticesinde, bir yandan da gelişmekte olan göç hareketinin etkisiyle türkiye'de kendisine zemin bulan arabesk; toplumsal gelişimi ve dönüşümü bağlamında ele alınacaktır.
25. DİLENCİLİK VE YOKSULLUK
“Van’da Dilencilik” / Meral Demirel-Yıldız Anlamaz-Deniz Çelik-Esra Artürk (YYU)
Araştırmamız van kent merkezinde faaliyet gösteren dilencileri kapsamaktadır. Bu araştırmada asıl yoğunlaştığımız nokta ise dilencilere para veren halktır. Halkın, bu konudaki görüşlerini öğrenmek amacıyla anket tekniğinden faydalandık ve örneklemi 100 Kisi olarak belirledik. Sonuç olarak halkın dilenciliğe ve dilencilere karşı rahatsızlık duyduğu ama buna rağmen hala para vermekte oldukları ortaya çıkmıştır.
“Yoksulluk ve Kayitdişi Sektör Kapsaminda Şirnak Maden Ocaği Işçileri”
Dicle Özcan (Mersin Üniv.)
Çağımızı ekonomik, siyasal, kültürel, toplumsal ve daha birçok açıdan kuşatan küreselleşmenin bir sonucu olan yoksulluğun, toplumsal olarak “değiştirilemez bir kader olduğu” bilinci hızla yaygınlaşmaktadır; dahası farklı politikalarla bu düşünce meşru kılınmaktadır. Bu sabit fikrin, kapitalizm ve neoliberal politikaların önemli bir saç ayağını oluşturduğu da üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Yoksulluğun gittikçe dallanıp budaklanması ve böylece toplumsal yaşamda kök salması üzerine, yoksul kesimi daha da yoksullaştıran ve çaresiz bırakan yeni “emek sömüren” politikalar da ekonomik yaşamda hayat bulmakta; dahası yoksul insanların emilen kanlarıyla gittikçe güçlenmektedir. Kayıt dışı, enformel, marjinal sektör olarak da bilinen sigortasız, güvencesiz, sendikal haklardan yoksun çalıştırılma, çağımızın ekonomik sisteminin önemli besleyicilerindendir. Işverenin azami karını, işçinin asgari kazanç sağlaması üzerine şekillenen bu anlayış toplumsal ve ekonomik yaşamın temel felsefesini oluşturmaktadır. Bu bağlamda, kayıt dışı sektörün bir örneğini oluşturan şırnak maden ocaklarındaki işçilerin yoksulluk kapsamında değerlendirilmesi, çalışmanın temel konusunu oluşturulmaktadır. Şırnak maden ocaklarında çalışan işçilerin tümü elbette kayıt dışı işçi değildir. Bizim çalışma konumuzu oluşturan kesim, yerin altına inip kömür çıkaran ve hafriyat sahasında kömür toplayan işçilerdir. Söz konusu işçilerin çalışma koşulları, günlük ortalama kazançları, yaptıkları işten beklentileri, iş doyumları, çalışırken karşılaştıkları zorlukları… saptamak çalışmanın amaçlarını oluşturur. Bu çalışma, açık uçlu sorulardan oluşmuş derinlemesine mülakat tekniği kullanılarak, işçilerle yüz yüze görüşülüp ses kaydı alınarak ve fotoğraflar çekilerek yürütülmüştür. Görüşmeler, işçilerin çalışma saatlerinde ve iş sahalarında yapılmıştır. Ses kayıtları ve fotoğraflar işçilerin rızası dâhilinde alınmıştır. Bu çalışma, yerin yüzlerce metre aşağısına inerek yaşamı bir halata bağlı olan, kilolarca ağırlıktaki kömür Kütlelerinin önüne atlayan işçilerin “sigortasız” yaşam ve çalışma koşullarını ilgili kişiler ve kurumların da farkındalıklarını artırmak için yürütülmüştür. Işçilerin çalışma koşullarının iyileştirilebilmesi için somut öneriler sunmak, asgari düzeyde bile olsa daha fazla “katlanılabilir” kılmak için yapılabilecekler üzerinde durulmuştur. Anahtar kelimeler: kayıt dışı sektör, yoksulluk, maden ocakları, maden işçileri, işçi hakları, emeğin sömürülmesi…
“Otuz Yaş Üstü Orta-Üst Sinif Muhafazakâr Kadinlarin Yoksulluk Algisi”
Filiz Işıker (Bilgi Üniv.)
Bu çalışma, otuz yaş üstü orta-üst sınıf muhafazakâr kadınların yoksulluk algısını ve balgı içerisinde kendilerini konumlandırış biçimlerini içermektedir. Araştırmada derinlemesine mülakat yöntemi kullanılmıştır. 31–42 yaşları arasında, ikisi üniversite mezunu, biri üniversite öğrencisi, bir diğeri de başörtülü olduğu için üniversiteden ayrılmış toplam dört kadınla derinlemesine görüşme yapılmıştır. Görüşmelerin üçü istanbul’da biri de mardin’de yapılmıştır. Görüşme yapılan kişilere yoksulluk algısı, yoksulların görüntüleri, yoksullarla karşılaşma alanları, yoksulların hayatlarındaki yeri, yoksulluğun dünü-bugünü, yeni yoksulluk, yoksullukla mücadele yöntemlerini, yoksulluğun sebepleri ve bu bağlamda kendilerini nasıl konumlandırdıkları soruldu. Bu sorular aracılığıyla muhafazakar kadınların yoksulluktan ne anladıkları, yoksulluğu ekonomik mi?, sınıfsal mı? Yoksa toplumsal bir kategori olarak tanımlayıp tanımlamadıkları anlamaya çalışılmıştır. Kadınların kullandıkları dil ve kavramlar da analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda aslında muhafazakâr kesimin geçirdiği dönüşüm ve modern hayata entegre olma, ümmet olma bilincinin zayıflayıp yerini bireysel yaşam tarzlarının benimsenmesine bırakması, orta-üst sınıf laşma ve tüketim alışkanlıkları da önem arzetmektedir. Bu bağlamda yapılan araştırmada muhafazakâr kesim sekülerleşiyor mu? Sorusunun da cevabı aranmaktadır.
“Yoksulluk Kültürü” / Tuba Güngör (Süleyman Demirel Üniv.)
Kapitalizmin küreselleşmesiyle birlikte sosyal devlet anlayışının uygulamaları yerini neo-liberal politikalara bırakmıştır. Buna bağlı olarak kapitalist üretim ilişkilerinin küreselleşmesi ise yoksulluk sorununu daha belirgin hale getirmiştir. Dünya üzerinde yaşayanların tüketebileceklerinin iki katı üretim yapılmasına ve küresel düzeyde artan refaha rağmen yoksulluk insanlığın en büyük sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Yoksulluk kavramının tanımlanması pek çok tartışmayı da beraberinde getirmiştir. Amerikalı antropolog Oscar lewis öncelikle yoksulluk ile yoksulluk kültürü arasındaki ayrımı ele alarak, yoksulluk kültürünü bir kültür daha doğrusu aşağı bir kültür olarak değerlendirmiştir. Bu anlamda yoksulluk kültürü kendi çerçevesi içinde ve rasyonel olarak algılanabilen ve belli ailelerde kuşaktan kuşağa aktarılan bir toplumsallaşma sürecinde varlığını sürdüren bir yaşam tarzı olarak algılanmaktadır. (anahtar kelimeler: yoksulluk, yoksulluk kültürü).
26. TOPLUMSAL HAREKETLER (TEKEL İŞÇİLERİ EYLEMİ)-I-II-III
“Türkiye’de Özelleştirmenin Son Tarihsel Uğraği: Tekel:” /
Gökhan Alpuğan (Hacettepe Üniv.)
Bu çalışmanın temel problematiğini oluşturan 1970’lerde yaşanan dünya krizinden bir kurtuluş yolu olarak önümüze sürülen ve türkiye’de 1980 dönemimden sonra uygulanmaya konan “özelleştirme”dir. Bu çalışmayla birlikte anlatılmak istenen özelleştirme sürecinin özellikle türkiye’de günümüze kadar gelen süreçte nasıl işlediğidir. Ve işçi sınıfının bu süreçteki konumu serimlenmeye çalışılacaktır. Ve son olarak türkiye’de özelleştirmenin son tarihsel uğrağı olan “tekel” in özelleştirilmesi süreci tartışmaya açılacaktır.
“Tekel Direnişinde Bir Engel: Sendikal Bürokrasi” / Onur Ali Taşkın (Ankara Üniv.)
Günümüzde işçilerin mücadelesinde sendikal bürokrasinin işleyişi, 78 günlük tekel direnişi süreci göz önüne alınarak açıklanmaya çalışılacaktır. Ayrıca türkiye’de sendikacılık hareketleri, sendikaların yapısı ve işlevleri, sarı sendikalar gibi birçok konuya değinilecektir. Haftalar sürmüş tekel direnişinde işçilerle yapılan görüşmeler, gözlemler baz alınarak bu süreçte işçilerin sendika başkanlarına, “liderlerine”, yani kısaca sendikal bürokrasiye bakışları ortaya konulacaktır.
“Tekel Direnişine Önemli Bir Destek: Sakarya Esnafi” / Enes Dursun (Ankara Üniv.)
Tekel işçilerinin 78 gün süren ankara’daki direnişinde sakarya esnafının tutumunu, direnişe katılım ve desteğini nasıl açıklamalıyız? Bu araştırmada söz konusu tarihsel durumun analizini yapmak hedeflenmiştir. Tekel işçilerinin sakarya’ya geldiği ilk gün esnafın tutumu nasıldı, sonradan değişti mi, değiştiyse ya da değişmediyse bunun nedenleri nelerdi? Dinleyeceğiniz sunum sakarya esnafıyla yapılan görüşmeler sonrasında elde edilen bulguların yorum ve değerlendirmesini içerecektir.
“Tekel Direnişinde Kadin Işçiler” / Özge Duman (Ankara Üniv.)
Bu çalışmada kadın işçilerin tarihten bugüne yaşadığı zorluklara, verdikleri mücadelelere değinilecektir. Özellikle tekel direnişinde kadın işçilerin duruşu ve bu direnişe ilişkin değerlendirmeleri analiz edilecek, sosyal çevre koşullarında kadın işçilere karşı bakış tekel direnişi baz alınarak açıklanacaktır. Çalışmanın asıl amacı ise kadın işçilerin tekel direnişinde üstlendiği rolü ortaya koymaktır.
“Tekel Direnişinde Bir Mücadele Alani: Dil” / Serhat Kürklü (Ankara Üniv.)
Bu çalışmada tekel direnişi süresince dilin medya, hükümet, siyasi partiler, sendikalar ve tekel işçileri tarafından nasıl kullanıldığı araştırılmıştır. Direnişin dilinin muhafazakârlığına getirilen eleştiriler, bu dilin özgürleşmeye tekabülünü sorgulamamızı gerekli kılmıştır. Dolayısıyla bu sunum, tekel direnişi’nde dil, özgürleşme ve eylem ekseninde süren mücadelenin bir analizini içermektedir.
“Kavga Bitmedi, Daha Yeni Başliyor!” / Ulaş Dayı (Ankara Üniv.)
Bu çalışmada tekel direnişinin aslında bir eylemsel sürecin sonucu ya da sonu değil başlangıcı olduğu iddia edilmektedir. Direnişin “simgesi” olarak tekel işçileri Türkiye’nin ve dünyanın, sözüm ona entelijansiyasından, sosyal demokratlarından ziyade proleterlerinden destek almıştır. Dolayısıyla tekel işçileri bir öncü-devrimci rolünü sözde üstlendiğini varsayan “solcular”dan çok kader birlikteliği yaşadığı proleterlerden aldığı destekle, bu gün bir direnişin sonu veya sonucu değil başlangıcı olarak tarihe geçecektir. Bu doğrultuda dinleyeceğiniz çalışma öncü- devrimci rolünü üstlendiğini söyleyenlerin değil, eylemin odağı olan işçilerin bir direniş sürecinin başlangıcı olduğunu ispatlama girişimidir.
“Bergama Altin Madenleri Mücadelesi Üzerine ve Yazili Basinin Rolü”
Berin Polat (Muğla Üniv.)
Buçalışma ile bergama’da kurulmuş olan çok uluslu maden şirketi ile bu şirketin faaliyetlerini protesto eden çeşitli toplumsal grupların arasında süren uzun soluklu bir mücadelenin yazılı basında ne ölçüde ve ne şekilde temsil edildiğini anlatmayı amaçlamaktadır. 1990 ile 2005 yılları arasında ulusal gazeteler dahilinde ulaşılan bilgiler yazılı basının, protestocuların ve maden şirketinin oluşturdukları farklı iki söylemi ve bu söylemleri kendi dillerinde nasıl yansıttıkları ileri sürmektedir. Mücadele Bergama yerelinde başlamıştır; fakat ulusal hatta uluslararası bir katılımla önem kazanmıştır. Böylelikle yerel mücadelenin oldukça ötesine geçmiştir. Bergama köylüleri, yerel ve ulusal politikacılar, çevreciler, akademisyenler, yerel- ulusal sivil toplum kuruluşları ve çeşitli devlet organ ve yetkilileri ya protesto hareketi ile özdeşleşmek yoluyla ya da maden şirketine destek vermek yoluyla bergama mücadelesi içinde yerlerini almışlardır.
“Tekel Işçisi Direniyor, Öğrenciler Öğreniyor!” / Esin Alp (Hacettepe Üniv.)
Tekel Işçisinin direnişi son zamanların en kararlı, en güçlü ve en bilinçli işçi direnişi olarak dikkatleri üzerine çekerken elde edilen onca haklara rağmen kapitalizmin oyunlarına boyun eğmemesiyle de oldukça farklı ve önemli bir yer almasına sebep oluyor. Biz, yani bugünün üniversite öğrencileri olarak (başta sosyoloji öğrencileri olmak üzere) ise yıllardır kalın teori kitaplarından, geçmişte yaşanmış olayları anlatan kitaplardan öğrendiğimiz dünyayı şimdi onlarla içinden görebiliyoruz –görebiliyor muyuz?-! Ankara’da okumanın ve Tekel Işçilerinin yanında (imkanımca) olabilmemin de verdiği sorumlulukla hem onların derdini biraz da olsa anlatmak ve daha da önemlisi üniversite öğrencisinin bu olay karşısındaki duruşunu olduğu haliyle ve olması gereken haliyle tartışmak derdindeyim. Hepimiz birşeyler söylersek söylediklerimiz sonsuza erişir!
“Tekel Direnişinin Siyasi Niteliği ve Emek Cephesi” / Eylem Necip Akçay (Mimar Sinan Üniv.)
Sınıf, ekonomik mücadele, politik mücadele, deneyim, örgütlenme, emek Cephesi: son birkaç aydır türkiye’nin gündeminde olan tekel direnişi, şimdiden türkiye’de sınıf hareketinin tezahür ettiği önemli bir uğrak olmaya adaydır. Tekel direnişi, sadece ekonomik bir mücadele, bir ‘ekmek davası’ olarak kalmamış, bazı açılardan bazı yapısal olgulara da müdahale ederek siyasal bir nitelik kazanmıştır. Tekel direnişinin siyasal niteliği, direnişin kendini ifade ediş biçimlerinde, sloganlarında, ya da direnişe yakıştırılan siyasi kimlik ve bağlantılarda değil, direnişim hedef ve taleplerinde aranmalıdır. Bu açıdan, tekel direnişi üç temel yapısal alanda siyasi bir nitelik kazanarak toplumsallaşmıştır. Ilk alan, direnişin e.p. Thompson’un tarif ettiği şekliyle deneyim ve hafıza olguları üzerinden sınıf kimliğinin ve ‘emek cephesi’nin oluşumuna yaptığı katkıyla belirir. Ikinci alan, direnişin ücret kaybının engellenmesinden çok iş güvencesi ve 4/c maddesine yönelik bir tepkiyi örgütlemekle emek piyasasına yaptığı müdahaleyle belirir. Üçüncü alan ise, direnişte ortaya çıkan işçi inisiyatifinin sendikal yapı ve bürokrasi karşısındaki konumlanışıyla belirlenir. Sunum, direnişin bu alanları sadece tekel işçileri için değil, tüm bir emek cephesi için yeni(lenen) mücadele alanları olarak ortaya koyduğunu savunacaktır.
“Kanlı Pazar” / Mustafa Eren (Bilgi Üniv.)-Tevrat Asyalı (Mimar Sinan Üniv.)
16 Şubat 1969 tarihinde, 6. Filo’nun istanbul’a gelip dolmabahçe açıklarına demirlemesini protesto etmek amacıyla 22 gençlik örgütü bir protesto yürüyüşü düzenlemiş ve bu yürüyüş “kızılları boğmanın vakti geldi” manşetleri ve cihad çağrılarıyla toplanan devlet destekli grupların saldırısına uğramış, bu saldırı sonucunda 2 kişinin yaşamını yitirirken onlarca kişi yaralanmıştır. Sunumda tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçen bu olayın irdelenecek, ancak bu yapılmadan önce Türkiye’nin içerisinde olduğu koşullar ve dönemin önemli dinamikleri ile sürecin “Kanlı Pazar”a nasıl evrildiği anlatılacaktır.. Bu amaçla cumhuriyet ve bugün gazetelerinin ocak, şubat ve mart 1969 tarihli, üç aylık bölümü taranmış ve bunlardan yararlanılmıştır. Çalışmanın amacı, o süreçte oluşmuş olan siyasal ayrımları irdeleyebilmektir. Bugünkü anlamda “sağ”, “sol”, “İslamcı” kimlikleri büyük oranda o günlerde oluşmuştur. “kanlı pazar” özelinde bunların oluşumundaki etkenler, bunların ne kadar “kendiliğinden” oldukları, “kendiliğinden” değillerse hangi güç odakları tarafından önlerinin açılıp, yön verilmeye çalışıldığı sunum sırasında cevap aranan sorular olacaktır. Bu nedenle sınırlı da olsa, yer yer olaydaki karakterlerin bugüne yansımalarına da bakılacaktır. Anahtar kelimeler: tarih, siyaset, sol, islam, kanlı Pazar
“Irakta Homojen Bir Toplum Yaratma Sürecinde Enfal Hareketleri ve Halepçe Katliami” Özgür Özkir (Muğla Ünv.)
Geçmişten günümüze kadar olan zaman sürecine baktığımız da devletlerin istem ve çabalarında çoğu kez homojen bir toplum yaratma özlemi yatar. Tarihte, amaç edinilen homojen bir toplum yaratma çabası gösteren devletler, bu amaçla ülkelerindeki kültürel azınlıklara değişik uygulamalarla yaklaşmışlardır. Kitlesel sürgün soykırım benzeri geniş çaplı katliamlar çoğunluğun dil din ve yaşam biçimini kabule zorlama azınlığın dil, ad ve adetlerinin yasaklanması ve azınlığı hedef alan ekonomik
önlemler bunların başında gelir. 1789 fransız devrimi ile yayılmaya başlayan
uluslaşma, ulus-devlet dalgası bütün halkları etkiler. Uluslaşma, milli düşünmeyi,
milli hesaplar yapmayı, milli gelişmeler yaratmayı, devletleşmeyi gerekli kılar.
Benim ulusum hissi, benim memleketim düşüncesi ve bağımsızlık istemi, sömürgeciyi
ret ve düşman görmeyi beraberinde taşıyor. Bu etki sonucunda özellikle daha
demokrasi temelleri oturmamış ülkeler çok değişik vakalarla yankılandı. Özellikle
ortadoğu ülkeleri ve bu ülkeler içinde yaşayan azınlıklar çok etkilendi bu akımdan.
Işte bununla beraber irakta bir arap ülkesi olarak kurulan irak devletinde devleti
araplaştırma politikası düşüncesi başta kürtler olmak üzere birçok farklı ulusu
soykırımla karşı karşıya getirmiştir. Özellikle irakta iktidara geçen BAAS partisi
kürtler üzerine yaptığı sekiz enfal hareketi ve son alarak 16 mart 1988 de
yaptıkları halepçe katliamı diye tarihe geçen misilleme soykırımı bunun en açık
örneğidir. Anahtar kelimeler: ulusallaşma, tek millet düşüncesi, soykırım, enfal hareketleri, BAAS rejimi, irak Kürtleri
“Toplumsal Hareketlilik” / Pınar Çinar (Trakya Üniv.)
Bireylerin, ailelerin veya kümelerin değişim ya da gelişim eylemleri, içerisinde yaşam koşullarının yenilendiği faaliyetlerdir. Toplumsal hareketlilikten kasıt; bireylerin, hiyerarşik düzlemde bir üst makama yükselebilme veya alt kademeye düşme ya da bir toplumsal sınıftan öteki toplumsal sınıfa geçme eylemidir. Açık toplumlarda bu geçişlilik yüksek düzeylerde gerçekleşirken, kast sistemlerinde ya da kapalı toplumlarda çok düşük düzeylerdedir. Sosyolojide toplumsal hareketliliğin birçok çeşidine rastlamak mümkündür. Fakat bunlardan en çok “dikey hareketlilik”, “Yatay Hareketlilik” ve “Kuşaklararası Hareketlilik” den söz edilmektedir. Bu hareketlilik türlerinden dikey hareketlilik; hiyerarşik düzlemdeki iniş-çıkışları ifade eder. Sosyo-ekonomik kategoriler ve toplumsal sınıflar arasında üst makama yükselmek veya alt kademeye düşmek gibi seçeneklerle sınıflar arası geçişin söz konusu olduğu hareketlilik türüdür. Yatay hareketlilik ise dikey hareketliliğin zıttı olarak, hedefinde bulunulan statü grubunun içinden çıkmaksızın, sadece aynı doğrultuda değişiklik yapıldığı hareketliliktir. Gelir, prestij farkı ve toplumsal sınıf değişimi görülmez. Örneğin; bir yerden başka bir yere göç etmek, bir işçinin başka bir fabrikada işçilik hayatına devam etmesi gibi statü değişikliğinin görülmediği hareketlilik türüdür. Söz konusu bu iki toplumsal hareketlilik türlerinden farklı olarak, kuşaklararası toplumsal hareketlilik teması ise; genç nesillerin, gelecek kuşakların ebeveynlerinden bir adım da olsa önde veya geride olmalarıdır. Burada çocuklarla ailelerin meslekleri arasındaki farklılık ele alınmaktadır. Örneğin köylü ya da işçi çocuklarının doktor, mühendis, iş adamı olmalarındaki oransal yoğunluk, kuşaklararası toplumsal hareketlilik hakkında bilgi verir. Her toplumun toplumsal hareketlilik durumu farklılık göstermektedir. Kimi toplumlar dikey toplumsal hareketliliği daha fazla yaşarken, kimilerinde yatay toplumsal hareketliliği ya da kuşaklararası toplumsal hareketliliği yoğunlukla görmek olasıdır. Ancak bazı toplumlarda renk, irk ve cinsiyet gibi etmenler toplumsal hareketliliğin önünü kapamaktadır. Özellikle de dikey toplumsal hareketliliğin, toplumsal yapı gereği pek mümkün olmadığı yerlerde toplumsal eşitliği elde etmek amacıyla, bir savaşımın yaşaması kaçınılmazdır.
27. ÇOCUK-I-II
“Van'daki Çocuk Işçiler.” / Abdulkadir Içen (Anadolu Üniv.)
Van çarşı merkezde enformel olarak (boyacılık, selpak satıcılığı, tartıcılık, atık toplayıcılığı, sigara satıcılığı vs.) Yapan çocuklar üzerine bir inceleme..... Anahtar kelimeler: zorunlu göç, çocuk işçiliği, van.
“Çocuk İhmali ve İstismarı” / Berin Şentekin (18 Mart Üniv.)
Ihmal ve istismarın nedenleri, ihmalin fiziksel göstergeleri, davranışsal göstergeli, fiziksel istismarın sonuçları, anne babaların bilmesi gerekenler, duygusal istismarlar, türleri, göstergeleri ve etkileri, cinsel istismarın duygusal ve davranışsal göstergeleri, cinsel istismarın etkileri, istismar sürecinin aşamaları, ensest ve cinsel istismara yönelik yanlış inanışlar, evebeyinlerin çocuklarına cinsel iistismarlar konusunda verebilecekleri iletiler.
“Yoksulluğun Bir Sonucu Olarak Sokak Çocukları” / Müjdat Kılıç (Akdeniz Üniv.)
Sokak çocukları sorunu özellikle ülkemizin hızlı bir kentleşme sürecine girdiği ellili yıllarda yaşanmaya başlamıştır. Artan iç göçlere, yaşanılan toplumsal dönüşümler eklenince kurumlar bireylerin artan ihtiyaçlarına göre yeni bir yapılanmaya gidememiştir. Ayrıca mevcut işsizlik katlanarak artınca ilk çözülme aile kurumunda başlamış, toplumun temelinde yaşanan bu sarsıntı sokak çocukları gibi önemli bir soruna kaynaklık etmiştir.
“Suçlu Çocuk mu? Suça Itilen Çocuk mu?” / Neslihan Başak (Balıkesir Üniv.)
Ceza hukukuna göre suç; yasanın cezalandırdığı hareket olarak tanımlanmaktadır. Buna bağlı olarak tmk’nın 5. , 9. Ve 13. Maddesi taş atan çocuğun cezalandırılmasını öngörmektedir. Çocuklar, kriminal ortamda eylem ve protesto gibi olayların içerisinde yer alabilmektedir. Bunun somut bir göstergesi olarak 2006 yılının mart ayında öldürülen militanların diyarbakır’daki cenaze töreniyle güneydoğu anadolu bölgesi’nde başlayan daha sonra adana, mersin, batman, siirt ve şırnak’a yayılan olaylardan günümüze kadar 3000’e yakın çocuk gözaltına alınmıştır. Bu çocuklara, tmk mağduru olarak, türk hukuk sistemi ve toplum yapısı tarafından onaylanmayan olaylara karışmalarını önlemek amacıyla 5 ay ile 45 yıl arasında hapis cezası verilmiştir. Ceza sisteminin; varlığı ile birlikte suç olgusunun artmasına karşı bir fren olduğu varsayılmaktadır. Ancak sistem, tüm mağdurların sorunlarına karşı olarak kabul edilmeyebilir bu çalışma tmk mağduru çocukların; gözaltı süreçlerini, aldıkları cezaları, ceza evi koşullarını bölgenin konjonktürel yapısı da göz önüne alarak incelemektedir. Ayrıca bu inceleme sonucunda, çocukların yaşadığı süreçlerin insan haklarına ve uluslar arası çocuk sözleşmelerine uygun olup olmadığı ve 2006 yılından 2010 yılına kadar yaşanan değişmeler sosyolojik perspektiften değerlendirilecektir.
“Türkiye’de Kayip Çocuklar” / Savaş Tekin (Muğla Ünv.)
Türkiyede 18 yaşından küçük 1659 çocuk kayıp ve bu sayı giderek artmaktadır. Son zamanlarda türkiyenin değişik yerlerinden gelen kayıp haberlerinin artması dikkat çekmektedir. Çocuk kayıplarının altında yatan; aile içi şiddet ailelerin çocuklarını başıboş bırakması, organ mafyası, hırsızlık mafyalığı vb. Nedenler olarak sıralayabiliriz. Ayrıca SHÇEK (Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme kurumu)’den kaçan çocuk sayısındaki fazlalık bu nedenlerin alt yapısını oluşturuyor. Sonuç olarak geleceğimiz dediğimiz çocuklar hırsızlık, uyuşturucu, fuhuş, hırsızlık, dilendiricilik gibi suçlara sürüklenmektedirler. Resmi açıklamalara göre kayıp çocukların en çok marmara bölgesinde olduğu tespit edilmiştir. Güneydoğu ve doğu anadolu bölgelerinde çocuk kayıplarının az olmasına rağmen son zamanlarda bu sayının artması dikkat çekmektedir.
“Sokak Çocukları” / Serap Erdönmez (Sakarya Üniv.)
Sanayi devriminden günümüze dünyada hızlı bir değişim yaşanmaya başlamıştır. Ülkemizin bu değişimlerden etkilenip sanayileşme sürecine girmesi, tarımda makineleşme, miras yoluyla toprağın bölünmesi gibi faktörler bu sektördeki iş gücünün sanayi ve hizmet sektörüne kaymasına neden olmuştur. Gelişmekte olan ülkelerde ve ülkemizde şehre göçün hızla artması, çekirdek ailenin ortaya çıkması, kadının çalışma hayatına girmesi, gelir dağılımındaki adaletsizlik, kültürel yozlaşma gibi birçok faktör sokak çocukları ve sokaktaki çocuklar sorununu ortaya koymuştur. Özellikle aileleri tarafından geçim kaynağı olarak görülen ve çalışmaya maruz bırakılan çocukların marjinal işlerin yapıldığı sektörlerde istihdam etmesi onların sokak kültürüne girmesine neden olmuştur. Sokak yaşamına giren çocukların her açıdan sömürülebileceği ve toplum kurallarına uymayan, yasal olmayan eylemlere katılabileceği düşüncesi ile bu çocuklar önemli bir risk grubunu oluşturmaya başlamıştır. Sokak çocukları son zamanlarda kitle iletişim araçları sayesinde gündeme çıkan, büyük kentlerin caddelerinde yaşayan, insanların görüp de görmemezlikten geldiği toplumsal bir sorun olmaktan çıkıp toplumsal bir olgu haline gelmiştir. Büyük kentlerin işlek caddelerinde aile korumasından uzakta, günün tümünü ya da büyük bir bölümünü sokakta geçiren, aileleri tarafından ilgilenilmeyen, temel ihtiyaçları dahi karşılanmayan, aile içinde psikolojik, fiziksel veya cinsel şiddet gören çocuklar sokağa kaçmayı çözüm olarak görebilmektedir. Sokak çocukları olarak nitelendirdiğimiz bu çocuklar bally, tiner gibi uyuşturucu maddeler kullanabilen, suç örgütleriyle temasa geçebilen 18 yaşından küçük bireylerdir. Sokaklarda yaşamayı tercih eden, şiddet gören, şiddet uygulayan, istismar edilen sokak çocukları toplumun büyük bir sorunudur. Sokak çocukları sorunu incelenerek çözüm yolları ortaya konulmadığı ve göz ardı edilmeye devam ettiği sürece başka sorunları da beraberinde getireceği bilinmelidir. Sokak bu sorunun görünen, göze hitap eden insanlarda rahatsızlık uyandıran boyutudur. Sokak çocukları sorunu hükümetler, sivil toplum örgütleri, üniversiteler ve gönüllü kuruluşların üzerinde durması gereken bir konudur. Son yıllarda sivil kamu müdahaleleri sorunu kontrol etmede başarılı olmuşsa da sorun çözülememiştir. Çünkü nasıl sorun sokak değilse çözümde sokakla sınırlanamaz.
“Savaşın Çocukları” / Hüseyin Cangir (YYU)
Dünyanın bir çok yerinde savaşlar yapılıyor; genelde emperyalist düşüncelerden cıkan bu savaşlarda en çok etkilenen masum çocuklardır. Şiddetle iç içe olan çocuklar şiddeti kanıksamakta bir yaşam biçimi haline dönüştürmektedirler. Dünyada en az 250 bin çocuk asker vardır ve bunların binlercesi 15 yaşın altındadır.
28. SİNEMA
“Yeşilçam Erotizmi ve Türkiye'de Erotik Sinemanın Toplumsal Yansımaları”
Birhan Koçak (Istanbul Üniv.)
Cinsellik meselesi türkiye sinemasında dönem dönem farklı biçimlerde kendini göstermiş ve git gide değişerek bugünkü olgunluk düzeyine ulaşabilmiştir. Bu süreç sinemamız açısından oldukça çalkantılı ve sancılı bir süreç olmuştur. 1914 yılında ilk yerli filmin çekilmesiyle başlayan sinemacılık serüvenimiz, özellikle 1970’li yıllarda, ekonomik sıkıntıların ve dönemin siyasi koşullarının da etkisiyle büyük bir çöküntü yaşamıştır. Sinemamızdaki bu ekonomik bunalım sırasında erotik filmlerin iyi gişe yaptığını gören ve bu filmleri çok düşük maliyetlerle çekebileceğini anlayan yapımcılar, yeşilçam’ı erotizm çıkmazına sokmakta bir sakınca görmemişlerdir. Televizyonun da yaygınlaşmaya başlamasıyla birlikte aileler sinemalardan kopup evlerine kapanmış ve meydan bu tarz filmlerin müdavimi olan lümpen takımına kalmıştır. Bu durumdan kuvvet alıp 1970’lerin sonuna doğru pornografik eğilimler göstermeye başlayan yeşilçam sineması, 1980 askeri darbesinden sonra yerini daha olgun bir cinselliğe ve toplumcu gerçekçi filmlere bırakmıştır. Bu çalışmada erotik sinemamızı üç ana kategoride ele alacağız: perde, set ve salon. “perde” kısmında yeşilçam sinemasının nasıl kademe kademe erotikleştiğini, yeşilçam erotizminin ana hatlarını, beyaz perdedeki cinsel eğilimlerin nasıl farklılaşıp çeşitlendiğini; “set” kısmında bu filmlerin hangi koşullarda ve nasıl çekildiğini, yani filmlerin perde arkasını; “salon” kısmındaysa dönemin sinema salonlarının ne gibi nitelikler taşıdığını ve toplumsal yaşamda ne gibi işlevler gördüğünü aktarmaya çalışacağız.
“Kirlilik ve Tabunun Sinemadaki Bilinçaltı Izdüşümü (Saçlar, Tırnaklar, Akıntılar)”
Elem Çiçek (Muğla Ünv.)
Bu başlık altında incelemeye çalışacağım konular ‘Mary Douglas’in ‘saflıkve tehlike’ adlı kitabında alt başlık olarak yer almaktadır. Benim referans aldığım kaynak olması dolayısıyla buradan yaptığım alıntılarlakonuyuaçmayaçalışacağım, kirlilik ve tabunun ritüeller eşliğinde üstlendiği nitelikler ve dönüşümlere değinip bunu günümüz sinemasındaki tabu kirlilik imajları ve bunların kadın üzerinden adlandırılmalarıyla ilişkilendirmeye çalışacağım.
“Darbe Sineması” / Mehmet Edip Yıldız-Necdet Öztunç (YYU)
Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze askeri darbeler üzerine kurgulanan sinema filmleri üzerine eleştirel bir bakış.
“Batı Sinemasında Oryantalizm İzleri (Çöldeki Çay Filmi)”
Özlem Çağlar (Gaziantep Univ.)
Oryantalizm 18. Yüzyılda bilimsel disiplin olarak ortaya çıkmıştır. En kısa tabiriyle doğu araştırmaları demektir. Avrupa üniversitelerinde kürsüler kurulmuştur. Ama 19. Yüzyılın sonu ve emperyalizmin gelişimiyle ideoloji halini alır. Batının doğu merakı, bilinmeyeni keşfetme heyecanı işgale dönüşür. Batı her şeyi ben bilirim edasıyla kendi halklarının beynini oryantalistçe günümüzde de yıkamaktadır. Şimdi sinemada tezahürü nedir ona bakalım. Türkiye ye gelen ilk batılı sinemacıların oryantalist fotoğrafçı veya ressamlardan mantalite olarak hiç farkı yoktur. Tüm çekimlerde batılıların kafasında oluşan imaj zaten baştan bellidir. Tek yapacakları şey bunu resme veya fotoğrafa değilde filme çekmek olacaktır. İste bu aşamada batı sinemasında oryantalizm izleri ‘çöldeki çay’ adlı film üzerinden ayrıntılı ele alınacaktır…
“Türkiye’de Kürt Sineması: Yeni Söylemler ve Sinemasal Yaklaşımlar”
Recep Akgün (ODTU Üniv.)
Ortadoğu’da üç ulus devletin- İran, Irak ve Suriye- Sınırları içinde varolan ve tarihsel kökenlere sahip olan Kürt sorunu, Kürt halkı açısından gündelik ve ulusal sorunlara yol açtı ve açmaya devam ediyor. Özellikle, sınırları içinde yaşadığımız Türk devleti bir yandan Kürt sorununu görünmez kılan bir yaklaşıma sahipken, diğer yandan Türkiye’deki Kürt halkının “gerçekliğine” dair resmi bir söylem inşa etmektedir. Türk devleti’nin ekonomik ve siyasal yaklaşımıyla iç içe geçmiş olarak işleyen bu yaklaşım ve söylemsel tutum, Kürt halkının ötekileştirilmesinin yanı sıra Kürt sorununun “gerçekliği”nden koparılmasına yol açmaktadır. Resmi söylem ve yaklaşım, sadece “devetlü” katında inşa edilmekle kalmayıp, sinema da içinde olmak üzere kültürel ve sanatsal alanlarda da inşa edilerek popüler bir biçim aldı ve alıyor. Öte yandan endüstriyel sinema örneklerinin dışında tutulabilecek olan ve yılmaz Güney’in sürü filmiyle başlayıp, 1990’lı yılların ortalarında MKM’nin (Mezopotamya Kültür Merkezi) sinema alanında yarattığı ürünlerle, resmi söylemin dışında bir tutumla Kürt halkı ve sorununa dair yeni söylemler inşa edilme çabası da mevcut. Bu bağlamda, bu sunumda Türkiye’deki Kürt sineması, belirli sinemasal ve düşünsel yaklaşımlarla benzer biçimde yarattığı estetik yenilikler ve inşa etmeye çalıştığı yeni söylemler bağlamında anlatılacaktır. Ilk olarak, Türk devleti’nin resmi söylemi ve buna paralel olarak endüstriyel “Yeşilçam Sineması”nda ve popüler TV dizilerinde bu söylemin yansımaları ele alınacaktır. Ardından, bir bütün olarak Kürt sinemasının –İran, Irak, Suriye, Ermenistan ve Diaspora’da- tarihsel gelişiminin kısa bir özeti verilecektir. Üçüncü olarak, Türkiye’deki Kürt sinemasından örnekler gösterme yoluyla, bu sinemanın “üçüncü sinema” akımı ve endüstriyel sinemanın dışında duran “bağımsız sinemacılar”in ortaya koyduğu kuramsal yaklaşımlarla karşılaştırmalı bir incelemesi yapılacaktır. Son olarak, Türkiye’deki Kürt sinemasının Türkiye ve dünya sinemasında ve sinema kuramları arasında bulunduğu yer sinemasal ve söylemsel bakımdan tartışılacaktır.
29. KÜRT MESELESİ
“Ulusal Soruna Leninist Bakış: Kürt Meselesinin Proleter Açıdan İncelenmesi:”
Anıl Yıldız (Ege Üniv.)
Üzerinde bulunduğumuz topraklarda egemen tarihten bu yana “türkleştirme” ve “Sünnileştirme” politikası izlenmiştir. Türkiye’de yapılan kemalist devrim de bu anlamda osmanlıdan aldığı bu bayrağı dönemin koşullarına ve sürece göre uyarlayarak devam ettirmiştir. Bu süreç günümüzde de devam etmektedir. Bu politikadan en ağır etkilenen ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte sistematik olarak asimile ve ilhak edilmeye çalışılan kürt halkı ve mücadelesi toplumsal siyasal ve ekonomik yapıda önemli etkilerde bulunmuştur. Böyle önemli bir konuda marksistlerin tutumu nasıl olmalıdır? Reformist ve küçük burjuva akımlara karşı leninist bakış ve buna uygun pratik anlayışı nedir? Bu ve buna benzer pek çok soru bu sunumda cevaplandırılmaya çalışılacaktır. Şovanizme karşı ‘ulusların kendi kaderini tayin hakkını’ sonuna kadar tutarlı bir şekilde savunmak; sınıfsız, sömürüsüz bir dünya için, Kürt halkının diğer halklarla beraber mücadele birliğini sağlamak ve bunun için mücadele etmek, Kürt halkının kurtuluşlunun sınıfsal mücadeleden geçtiğini belirtmek leninist tutumdur ve bu sunum reformist ve sosyal-şoven bütün akımlara bir karşı çıkış ve devrimci duruştur.
“Kürtlerin Sosyal Bilimlere Dahil Edilmesi, Sosyal Bilimlerin Kürtlere “Açılması”: Toplum ve Kuram Dergisi Deneyimiformun Üstü” / Ayhan Işık (Bilgi Üniv.)
Türkiye’de, genel itibariyle devletin resmi ideolojisinin gölgesinde yapılan sosyal bilim çalışmaları; Kürtlerin ve resmi ideolojinin dışında duran bir çok çevrenin bu çalışmalarda hakkaniyetli bir biçimde yer almaması, diğer bir ifadeyle dahil edilmemesi nedeniyle aksak bir biçimde yol almaktadır. Devletin resmi söyleminin ve akademinin Kürtlüğü sadece bir araştırma nesnesi olarak gördüğü biçimsel, dar, inkâra dayalı ve ürkek anlayışlarına tepki olarak yayın hayatına başlayan toplum ve kuram dergisi, Kürt gerçekliğinin hakettiği biçimde sosyal bilimlerde yer bulmasını ve Kürt toplumu hakkında araştırma ve çalışmalar yapan sosyal bilimcileri de bu zeminde bir araya getirmeyi amaçlamaktadır. Dergi, sosyal bilimlerin dışında bırakılan Kürtlerin bu alana dahil olması ve de sosyal bilimlerin Kürtlere “açılması” için çabalarken yeni kuşakla yeni bir tartışma zemini yaratmayı da hedeflemektedir.
“Kürt Sorununa Ilişkin Hafıza Sorunu ve Hakikat Komisyonları”
Bekir Düzcan-Bahtiyar Mermertaş (Mimar Sınan GSU)
Bu sunum, Tarihçi Pierre Nora'nın kavramsallaştırması doğrultusunda hafızanın bir "içerik"ten ziyade bir "çerçeve"yi yani "kimliği" tanımladığından hareketle «Kürt Sorunu» olarak adlandırılan ve farklı kimliklere dayalı bir «hafıza savaşı»nın sosyolojik boyutunu analiz ederek, Güney Afrika başta olmak üzere bazı Latin Amerika ülkelerinde uygulanan «Hakikat Komisyonları»nın Kürt Sorununa uyarlanabilirliğini, katılımcı bir şekilde tartıştırmayı amaçlamaktadır. Bunların yanında “hakikat Komisyonları”ı bir yerde Türk ve özellikle Kürt toplumsal hafızasında bazı travmaların tekrar yaşanmasına neden olma riski taşımakta. Örneğin popüler kültürün bile bir tüketim nesnesi haline gelen/getirilen Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde yaşananların görünür ve konuşulur olması ne gibi toplumsal, siyasal sonuçlar doğurmakta ve/veya bu sadece bir yüzleşme midir? Bunun yanında bilindiği gibi varlığı yakın tarihe kadar görmezden gelinen, inkâr edilen ve devletin üst makamlarınca ismi bile telaffuz edilmeyen Kürt-ün, günümüzde bu kadar ilgi görmesi ve Foucaultcu anlamda bir “söylem” nesnesi haline getirilmesinin nedenini ve sonucunu da tartışmak gerekir.
“Savaşın Diğer Tarafındakiler; Şehit Anneleri ve Şehit Babaları” / Esra Gedik (ODTU)
Kürt açılımı olarak başlayan demokratik açılım olarak devam eden tartışmalara göz attığımızda iktidar partisinin ve muhalefet partilerinin söylemlerinin meşruiyetini şehit aileleri üzerinden kurduğuna şahit oluruz. Bu tartışmalar arasında kimi şehit annelerinin gözyaşlarından kimisi ise şehit ailelerinin mağdur bırakıldıklarından bahsetti. Iktidar partisi ve muhalefet partileri açılımı tartışırken şehit ailelerinin kendileri de dâhil oldu tartışmalara. Bazı şehit aileleri açılımı desteklerken bazıları şehitlerin haklarının helal olmayacağından bahsetti. Tüm bu tartışmalar içerisinde öne çıkan ise daha çok şehit babaları oldu. Yorumları çoğu zaman kendi adlarına ya da şehit anneleri adına oldu. Tartışmalar içerisinde çok az zaman şehit annelerinin kendi seslerini duyabildik. Bu bağlamda, bu çalışmada şehit annelerinin ve şehit babalarının farklı bakış açılarına ve bu farklılığı yaratan koşullara değineceğim. Çalışmaya öncelikle savaşta oğlunu kaybeden erkeklerin ve kadınların oğullarının kaybı sonrasında kendilerini nasıl tanımladıkları ile başlayacağım. Daha sonra şehit anneleri ile şehit babalarının türkiye’nin doğu ve güney doğusunda yaşanan olaylara, politika üretmeye, savaşa ve çözüme nasıl yaklaştıklarını ve bu yaklaşımlar arasındaki farklılıkları anlatmaya çalışacağım. Bu amaçla on dört şehit annesi ve yedi şehit babası ile derinlemesine görüşmeler yaptım.
“Devletin Doğu ve G.Doğu Bölgesine İlişkin Sosyo-Ekonomik Politakaları”
Faruk Yılmaz (YYU)
Bölgenin birden fazla ismi olduğunda başlığa belirgin bir isim almadan. Kimilerine göre sivasın doğusu, kimilerine göre sıcak bölge, kimilerine fıratın ötesi, kimilerine göre “ora” ve resmi adıda doğu ve güneydoğu anadolu bölgesi olan yere devletin eli ile ekonomik, toplumsal ve kültürel bakımından geri kalmasını sağlayacak politikalar uygulamıştır. Buda bilinçli, hesaplı, kitaplı bir devlet politikasıdır. Resmi görüş ise bunun tam aksini ifade etmektedir. Resmi görüşe göre doğu bazı coğrafi nedenlerden dolayı; iklim, dağlık arazi koşulları, toprağın verimsizliği, doğal zenginliklerin yokluğu gibi nedenlerden geri kalmıştır. Özel sektör karlı bulmadığı bu alana yatırım yapmamaktadır. Devlet her türlü verimsizliğe ve risk unsuruna rağmen o bölgeye yatırım yapmaya, bölgeyi kalkındırmaya çalışmaktadır. Halbuki bu söylem gerçekleri hiç ifade etmemektedir. Bölge geri bırakılmıştır. Geri bırakılmanın temel nedeni kürt ulusallaşmanı mümkün olduğu kadar geçiktirmektedir. Resmi söylemin vurguladığının aksine, doğal kaynaklar açısından son derece zengin bir yerdir. Zengin petrol, krom, bakır, fosfalt, kömür yataklarına sahiptir. Uçsuz bucaksız tarıma elverişli araziler vardır vs…
“Kürt Sorunu Nedir? Ne Değildir?” / Ilhami Gül-Erdal Ayna (Adnan Menderes Üniv.)
Bu sunumda amaç, türkiyenin kanayan yarasi olan kürt sorununa farkli araştirmaci yazarlarin, gazetecilerin, politikacilarin vb gibi kişilerin yaklaşimlarini ele alip kürt sorununa özgün bir perspektif oluşturarak derinlerde kalan örtülü gerçekleri su yüzüne çikarmaktir.
“Kürt Meselesi”nde Düalist Bakış ve Hukuksal Arka Plan” / Mehmet Şeref Aslan (Bilgi Üniv.)
“Kürt Meselesi” kürtlerin yaşamış oldukları coğrafyalarda kurulan ulus devletlerdeki siyasal ve ekonomik-politik var olma durumu üzerinden inşa edilen etnik değer problemi olarak ifade edilebilir. Kürtler, birden fazla halkın yaşadığı toplumlar içerisinde farklı ulus devlet uygulamaları sonucu varlığı göz ardı edilen, temel hakları askıya alınmış ve her türlü sosyal eşitsizliğin derinleştiği etnik kesimi temsil etmektedirler. Örneğin; türkiye’de kürtler, ülkenin kuruluşunda yer alan iki halktan biri iken siyasal arenada ve sosyal yaşamda varlıkları gitgide daha fazla göz ardı edilen ve unutturulmaya çalışılır hale gelmiştir. Yaşanan siyasal çatışma sonrası, durumları tartışılır hale gelmiştir. “Kürt meselesi” bir yandan Türkiye’nin siyasal yapısı açısından demokratikleşme hamleleri içerisinde ve temel insan hakları hukuku açısından irdelenmesi ve çözülmesi gereken bir mesele olarak tartışılırken, kürtler açısından durum düalist bir çerçevede cereyan etmektedir. Bu düalist durum, temel insan hakları hukuku ekseninde gelişecek demokratikleşme hamlelerinin yanında ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı (self determinasyon) bağlamında bir özerklik ya da bağımsızlık talebini de içermektedir. Yapılacak sunum “kürt meselesi”nde ortaya çıkan düalist bakışı temel insan hakları hukuku ve self determinasyon bağlamında ele alarak ulusların kendi kaderlerini tayin hakkının (self determinasyon) özerklik, bağımsızlık vb. Siyasal yapılar üzerinden farklılığını ve mümkünlüğünü tartışacaktır.
“Kürt Sorunu ve Çözümü” / Musa Bulca (YYU)
Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana var olan ve günümüzde herkes tarafından kabul edilen Kürt sorunu ve Kürt sorununun çözümü için atılması gereken somut adımlar nelerdir? Ulusal sorunların çözümünde ortaya atılan teoriler. Anahtar sözcükler: Kürt sorunu, ulusal sorun.
“Batı’daki Kürt Göçmenlerin Toplumsal Dışlanma ve Önyargılara Karşı Direniş Mekanizmaları: Savuca Örneği” / Yeliz Günal-Fatma Cansu Varol (ODTÜ)
Bu çalışma özellikle 90’lı yılların ilk yarısında yoğun olarak Türkiye’nin doğu ve güneydoğu bölgelerinden batı bölgelerine göç etmiş kürt göçmenlerin deneyimlerine odaklanmaktadır. Bu deneyimler özelinde, kürt göçmenlerin toplumsal dışlanma ve önyargı ile baş etme yolları tartışılmıştır. Toplumsal dışlanma ve önyargılar her ne kadar Batı’daki yerli halk tarafından özellikle kürtlerin etnik kimlikleri üzerinden geliştiriliyormuş gibi görünse de bu bağlamda sınıfsal dinamikler de çerçeveye dâhil olmakta, sınıf ve etnisite birbirlerinin algılanışlarını karşılıklı olarak etkilemekte ve birbirlerini sürekli yeniden üretmektedir. Bu makalede kürt göçmenlerin bu süreçte pasif olmadıkları ve toplumsal dışlanma ve önyargılara karşı çeşitli direniş mekanizmaları geliştirdikleri öne sürülmektedir. Bu argüman ege bölgesi’nde bir belde olan savuca’da yaşayan kürt göçmenlerle yapılan derinlikli görüşmelere dayanılarak geliştirilmiştir. Savuca, türkiye’de kendini kürtlerin politik temsilcisi olarak konumlayan barış ve demokrasi partisi’nin yerel seçimleri kazanmış olması anlamında da özel bir yerdir. Göçmenlerin anlatıları sonucunda, aynı mahallede yaşamak, “hemşerilik” ağlarına önem vermek ve yerel düzeyde örgütlenme kürt göçmenler tarafından geliştirilmiş üç önemli direniş stratejisi olarak okunmuştur.
“Kürt Realitesi ve Sorunu Bağlaminda Toplumsal Öfke ve Linç Kültürü”
Muzaffer Telimen (Süleyman Demirel Üniv.)
Yıllardır tartışılagelen kürt sorunu, devlet ve toplumun her kesiminden etkilenmiş. Bu etki durumunun toplumsal yansımasından birini oluşturan öfke ve öfkeden gelen şiddet eğilimi kaotik ortamın oluşmasına neden olmuştur. Bu anlamda kitlesel şiddete dönüşen sorun bağlamında konu tartışılacaktır.
30. DİN
“Türkiye’de Laiklik Tartişmalari” / Emrah Akyüz (Trakya Üniv.)
Türkiye Cumhuriyetinin (TC) kurulmasından günümüze kadar ki Türk siyasi hayatının en çok konuşulan konularından biri olan laiklik tartışmaları güncelliğini hala korumaktadır. Cumhuriyet devrimlerinin temel ilkelerinden biri olan laiklik ilkesi, çok partili hayata geçiş süreciyle birlikte siyasal iktidarlar tarafından suiistimal edilmiştir. Demokrat partinin iktidara gelmesiyle birlikte laiklik tartışmaları kuvvetlenmiş, laikliğe aykırı politikalar uygulanarak laiklik ilkesi tahrip edilmiştir. Bu süreçle birlikte laikliğin sıkı savunucularından olan Türk Silahlı Kuvveti (TSK) ile siyasal iktidarlar arasında gerginlikler yaşanmıştır. Bu gerginlikler kimi zaman 28 Şubat 1997 sürecinde olduğu gibi ordunun laikliği korumak, laiklik ilkesine aykırı eylemleri önlemek amacıyla siyasete müdahalesiyle sonuçlanmıştır. Anayasa mahkemesinin mevcut iktidar partisi olan akp (Adalet ve Kalkınma Partisi) iktidarını laikliğe aykırı eylemlerin odağı olarak görmesi sonucu laiklik gündemdeki önemini yine korumuştur. Türk-İslam sentezine dayanan devlet politikası, diyanet işleri başkanlığı kurumunun varlığı veya yapısı, zorunlu din dersleri, imam hatip liselerinin hızlı bir şekilde artması vb. süreçler laiklik kapsamında tartışılan temel konulardandır. Tüm bu süreçler ülkeyi laikler ve laiklik karşıtları olarak ikiyi ayırmıştır ve bu gelişmeler laiklik tartışmalarını gündemde tutmuştur. Bu çalışmada Türkiyede çok partili hayata geçiş süreciyle birlikte ivme kazanan laiklik-islam kutuplaşması ve bunun sonucunda ortaya çıkan laiklik tartışmaları irdelenecektir.
“Ismailağa Tarikatı Örneğinde Türkiye`de Islamcı Tarikatların Modernite Ile Ilişkileri Üzerine Bir Deneme”
Erkan Karabay (Mimar Sinan Üniv.)
Türkiye’de özellikle 1980 sonrasında siyasal Islam, ülkedeki siyasal zemin ve uluslararası konjonktürden de beslenerek yükselişe geçmiştir. Cumhuriyet’in kuruluşuyla başlayan dönemde kemalist modernleşme paradigması ile gerilimli bir ilişki içinde olan islami tarikatlar ve cemaatler, buna rağmen varlıklarını sürdürmüş ve özellikle taşrada, kırsal alanlarda örgütlenme zemini bulmuşlardır. Kemalizm’in modernleşme projesinin halktan kopuk oluşu ve ağırlıklı olarak kentlerde yaşayan yüksek/orta sınıfları dönüştürebilmiş olması, bu zemini daha da güçlendirmektedir. 1980’deki askeri darbe sonrasında uygulamaya konulan türk-islam sentezi anlayışı ile birlikte, islami tandanslı parti, tarikat ve öteki oluşumlar siyasal, ekonomik ve toplumsal alanlarda artan derecede görünürlük kazanmaya başlamıştır. Özellikle 1990 sonrasında üniversitelerdeki türban yasağı etrafında oluşan tartışma, islami kesimlerin kamusal alana çıkışını da beraberinde getirmiştir. Muhafazakârlık eğilimlerinin toplumdaki artışı, siyasal süreçlere yansımalarını göstermiş ve son onbeş yıllık dönemde islami muhafazakâr ve merkez sağ partilerin parlementoda çoğunluğu ellerinde tutabilmelerini beraberinde getirmiştir. Siyasal Islam’ın kamusal alanlardaki görünürlüğünün artışı ve toplumsal değişmeler islamcı grupların örgütlenme, kendi yaşam alanlarını oluşturma ve taraftar toplama faaliyetlerine de kaynaklık etmektedir. Türkiye’de Islam’ın kamusal alanlardaki görünürlüğü bir yandan, islami temeller üzerinde yükselen bir toplumsal düzen yaratmaya yönelik bir orta sınıf ethosunun gerçekleşmesi için, politik olarak belirlenmiş toplumsal bir girişimin parçasıdır. Öte yandan, özel olarak tanımlanan yaşam alanının sınırlarının genişletilmesi ve bunun yeni toplumsal alanları kapsayacak biçimde içerik değiştirmesi yoluyla, bu alana yeni toplumsal alanlar yüklenmesi anlamını ifade etmektedir. Karşılıklı bir etkileşim süreci içinde; bir yandan geleneksel islami yapılar modernite ile karşı karşıya gelmekte, diğer yandan alternatif oluşturma çabasını sürdürmektedirler. Çalışmamıza konu olan ismailağa cemaati de diğer kimi islamcı cemaatler gibi kent ve kentin modern unsurlarıyla içiçe olmasına rağmen, radikal bir islami çizgi savunusu yapmakta ve bunu yaşamsal kılma çabası sergilemektedir. Istanbul’un en merkezi yerleşim yerlerinden fatih’te, ismailağa camii ve dergahı etrafında kurdukları islami yaşam formu, buradaki mekansal pratikleri, günümüzde en çok tartışılan konulardan biri olan ‘islam ve modernite (batılılaşma)’ ilişkisini anlamak bakımından da önemli bir veri arz etmektedir. Bu çalışma, islami bir cemaatin, kentsel mekânla kurduğu ilişki ve üretilen islami mekân (lar) i inceleme amacı taşımaktadır. Fransız sosyal bilimci Henri lefebvre’in “mekân politiktir” söyleminden hareketle, radikal islamcı bir çizgiye, islami yaşam örüntülerine ve ideolojik tahayyüllere sahip olan cemaatin modern ile karşı karşıya/içiçe bulunduğu istanbul gibi bir metropoliten kentte kurduğu günlük yaşam, mekânsal pratikler ve dönüşümler ele alınmaya çalışılacaktır. ‘Getto’ olarak tanımlanan bir alanda yaşayan, dışarıya kapalı ve refleksif bir tutuma sahip olan ismailağa cemaati örneğinde bu konu açımlanacaktır. Sahada yapılan bazı gözlemler, söz konusu yerde yaşayan kişilerle yapılan görüşmeler işığında, fatih-çarşamba semtindeki islami mekân kurgusu üzerinde durulacaktır. Çalışmada ismailağa tarikatının yanısıra fethullah gülen, süleymancılar, iskenderpaşa, menzil gibi islamcı tarikatların her birinin modernite ile kurdukları ilişkiler bağlamından hareketle; türkiye`deki siyasal, ekonomik ve toplumsal olaylara yaklaşımları üzerinde durulacak ve her yapının bu konulardaki özgün tutum ve yaklaşım biçimleri irdelenecektir. Muhafazakârlığın ve bununla bağlantılı olarak milliyetçiliğin yükseliş trendini açıklamak için, sözkonusu islami hareketlerin bu konulardaki söylem ve pratiklerini anlamanın öneminden yola çıkılarak, içinde bulunduğumuz dönemin başlıca tartışma konuları olan kürt sorunu, ab katılım süreci, yeni anayasa tartışmaları ve diğer güncel politik süreçler tartışılacaktır.
“Küresel Çevre Krizi ve Islam” / Kenan Çapık (ODTU)
Aydınlanmış insanın, tanrı ve -tanrısal bir form olarak görülen- doğa ile girdiği savaşımı, bugün dünya üzerinde kendi geleceğini tehdit eden küresel bir krize dönüşmüştür. Bu sunumda söz konusu ikili karşıtlık (tanrı-doğa) eko-teoloji çerçevesinde tartışılacak ve kendi toplumsal gerçekliğimiz bağlamında islam-çevre ilişkisi irdelenecektir. Temel sorumuz: toplumsal davranışları, "bir sosyolojik aktör olarak Allah" ile girdikleri ilişki sonucu belirlenen (en azından doktrinde) müslümanların küresel çevre krizine ilişkin şimdiye kadar ne tür bir söylem ürettikleridir.
“Modern Bir Oluşum Olarak Muhafazakârlık” Süleyman Taşkın (Selçuklu Üniv.)
Muhafazakârlık, birçok modern kavram gibi tanımı konusunda bir netliğe sahip değildir. Açıklıktan uzak ve tanımı tartışmalıdır. Buna rağmen kavramın muğlâklığı gerek gündelik dilde gerekse de sosyal ve siyasal bilimlerde zengin bir anlam dünyası oluşturmuş bulunmaktadır. Sözcük anlamıyla ‘’Bir şeyi korumak’’ anlamına gelen kavramın sosyal ve siyasal bilimlerde kullanımı yakın dönemlere rastlar.
Türkiye’de muhafazakârlık teriminin karşılığı olarak bir dönem “gerici”, sonraları “tutuculuk ifadeleri kullanılmış; ancak günümüz sosyal bilim tartışmalarında ”muhafazakârlık” şeklindeki kullanımında istikrar sağlandığı görülmektedir. Bu kullanım daha isabetli ve sosyal bir teoriyi adlandırmada daha kullanışlıdır; çünkü bu şekildeki bir kullanım herhangi bir olumsuzluk bildirmemektedir. Aslında muhafazakârlığın bu farklı kullanımları onun çerçevesi, sabit ilkeleri olan bir teorisinin olmayışına da işaret etmektedir.
Muhafazakârlığın farklı kullanımları olmakla birlikte, temelde iki şekilde ele alınabilir. Muhafazakârlık olaylar ve düşünceler karşısında “tepkisel bir duruşu” ifade ettiği şekliyle bir tutum , “aydınlanma ve Fransız devrimi” ne karşı giriştiği düşünsel mücadeleyle başlayan ve zaman içerisinde kendi iç dönüşümünü de sağlayarak toplumsal-siyasal bir projeye dönüştüğü haliyle bir teori olarak ele alınabilir. Bu iki kullanımdan farklı olarak üçüncü bir muhafazakârlık biçimden söz edilebilir ki; o da günümüzde muhafazakârlığın modernleşmeye entegre olduğu gözlenen ve bir ölçüde de liberalizmle çakışan bir projeye denk düşen yeni muhafazakârlıktır. Anahtar Kelimeler: Gelenek, Modernizm, Tutuculuk, Gericilik.
31. ULUS-DEVLET VE AZINLIKLAR-I-II
“Ulus Devlet ve Azınlıklar” / Reşat Nuri Yilgin-Roza Süleymanoğlu (Balıkesir Üniv.)
Osmanlı İmparatorluğundan Cumhuriyet rejimine geçişte egemenlık geleneksel dayanaklarından koparak ulusa devredilir. "Türk" ulusı ve vatandaşı bundan böyle egemenlğin esas taşıyıcısı ve kurucu ögesidir. "Türklük", "biz" tasavvuru içinde kalınarak çoğaltılacak, yaşatılacak ve yükseltilecektir, fakat "öteki" bir tehtid olarak eşiktedir."öteki" ulusal söylemin inşasındaki hesapları bopzarak söylemi askıya alır. Yani öteki biz'i eksen alarak işleyen uluslaşma sürecinin şeytanıdır. Kemailst ulus-devletleşme süreci azınlıklar açısından bir hayli sancılı olmuştur. Toplumsal yaşamda dolaşıma sokulan "Türklük" söylemi azınlıkların tasviyesinin apaçık ilanıdır. Anahtar kavramlar: ulus, ulus-devlet, azınlık,
“Azınlık Üzerine” / Merve Ergün-Berat Yaşa (ODTU)
"Türkiye'de bir dönem yaşamış olan veya halen yaşamakta olan azınlık unsurların yönetim organlarıyla aralarındaki ilişkilerin psikolojik bir teori olan Stockholm sendromu'yla açıklanması üzerine örneklerle bir sunum gerçekleştirmek istiyoruz."
“Ötekileştirme ve Türkiye (Türkiye'de "Kendin Olabilmek)” / Rukyete Ateş (Dicle Üniv.)
Ben, benlik, öteki ve ötekileştirme kavramları; bu kavramlara yüklediğimiz anlamlar tarafımdan ele alınacak. Ötekinin etik, olitik, stetik değer yargılarından ve bakış açılarından hareketle ötekileştirilmesi; bu ötekileştirmenin yarattığı izlenim, neden olduğu sorunlar masaya yatırılacak; bu durum türkiye açısından ele alınacak, toplumsal duyarsızlaşmanın sorunu daha derinleştirdiğine değinilecektir. Son olarak hristiyan, üryani ve alevi arkadaşlarla birebir görüşmelerin sonucu (kendilerini açıklamada, kendi olarak yaşamakta yaşadıkları sorunlar) paylaşılacaktır.
“Öteki” / Sina Güneş (Ankara Üniv.)
Irkçılık günümüzde birçok farklı anlamda kullanılmaktadır. Esas itibariyle bu anlam kargaşasına sebep olan, kavramın belirli bir tanımının yapılmamış olmasıdır. 18. yy sonunda icat edilen kavramın gerek geçirdiği dönüşüm gerekse de kavrama atfedilen anlamlar gözönüne alındığında bir sınıflandırma yapmak yararlı olacaktır. Günümüzde irkçılık hitler almanyası, mussolini italyası ve stelin rusyasıyla özdeşleştirilip bu örnekler üzerinden tanımlanmaktadır. UNESCONUN 1950 ve 1970 arasında düzenlediği ve kavrama belirlli bir tanım yapma çabası doğrultusunda gerçekleştirilen 4 toplantı bu işin zorluğunu anlamamız açısından elzemdir. Bu çalışmalar gerek tarihsel bağlamda irkçılık kavramının ortaya çıkışını gerek 20. Yy da algılanı